Belgeseller

25 Litre

İzin kalmaz üstünde
Sıksan durmaz avucunda
Hem içindedir hem dışında
Bilin bakalım ne var aklımda?

Cevabı “su” olarak tahmin edenler, doğru bildiniz!

Su, bilmecede de denildiği gibi vücudumuzda, dünyamızda ve hayatımızın her anında bizimle birlikte. Fakat bu böyle devam edecek mi? Maalesef ki insanoğlu bir şeyi kaybetmediği sürece o şeyin kıymetini bilmiyor. Suyun kıymetini anlayacağımız zamanların çok da uzakta olmadığını tahmin ediyoruz. World Wildlife Fund’dan (WWF) edindiğimiz bilgilere göre Dünya’nın ¾’ü sularla çevrili olmasına rağmen mevcut olan tatlı su miktarı %2,5’tur. Miktar ne kadar az değil mi? Maalesef ki bu tatlı su oranının %70’i buz ve kar kütlelerinde saklı. Sonuca bakarsak dünyamızda bulunan bütün suyun sadece %1’i hazır bir şekilde kullanımımıza açık bulunuyor. Yani tahmin ettiğimizden de az suyumuz kaldı. Dünya bize bunun sinyallerini gönderiyor.

Ocak ayında olmamıza rağmen havada bahar havası var, güneş bize göz kırpıyor. Başta bu durum hoşumuza gitse de herkes bir sorun olduğunun farkında, herkesin dilinde bir “küresel ısınma” lafı almış başını gidiyor. Dillere pelesenk olan bu küresel ısınma kimi yerlere ülkemizdeki gibi bahar havası yaşatırken kimi yerlere taşkın, sel gibi felaketler sunuyor. Bunun daha ilerisi su yoksunluğu ve kuraklık olacaktır. İstanbul için durumun ne kadar kritik olduğunu barajların 2020 Mayıs ayında %66.58 doluluk oranı varken 2021 Ocak ayında %21,13’lere kadar düşmesinden rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.
Peki bunun önüne geçmek için ne yapmalıyız?

Dünya üzerinde var olan su sabittir, dönüşüme uğrayarak aynı miktarda kalmayı başarır fakat dünya üzerinde bulunan insan sayısı asla sabit kalamaz. Doğumlar, göçler gibi nüfusu arttıran olaylar kişi başına düşen su miktarını azalttığı için göç alan ülkelerin su kaynaklarının üzerinde bir baskı oluşturuyor. Suyu sadece bir temizlik aracı veya içecek olarak düşünmemek lazım. Öyle ki suyu kullandığımız tek alan olarak düşündüğümüz ev içinde ve kişisel bakımımızda tatlı suyumuzun sadece %15’ini harcıyoruz. Nüfus arttıkça içilen suyun git gide artması beklenen bir durum fakat bu talep su kaynaklarımızın artmasına yol açan tek sebep değil.

İnsan tüketici bir varlık. Yediğimiz yemekte, giydiğimiz kıyafette kısacası hayatımızın her yerinde yer alan su, en çok (%70 oranla) tarım sektöründe kullanılıyor. Nüfusun artmasıyla birlikte temel ihtiyaçlarımızın karşılanmasına olan talebimiz kaçınılmaz fakat isteklerde aşırıya kaçmak ve tükettikçe tüketmek bizi sonumuza daha da yaklaştırıyor.

Sanayinin gelişmesiyle birlikte suyun kullanım alanlarının çeşitlenmesi de bu sorunlardan biridir. Enerji ve yakıt üretimlerinde su bol bol kullanılır. Bu alan ekonomi için çok önem arz ettiğinden ne serden ne yardan vazgeçen insanlarımız, özellikle hidroelektrik ve fosil yakıt üretimlerinde sudan yararlanır. Yolcusu olduğumuz her kişisel arabanın, dönüştüremediğimiz her plastiğin ve aklımıza gelmeyecek kadar çok şeyin üretiminde su sayesinde çıkarttığımız bu yakıtlar kullanılır. Bizim gözümüz doymadığı sürece üretim ve tüketim asla sona ermeyecek. Ta ki suyumuz bitene kadar.


Su kıtlığının son raddeye geldiği ve insanların kişi başı sadece 25 litre su kullanabildiğini hayal edin. İçecek olarak kullanmak, yemek yapmak, bitki sulamak, duş almak, temizlik yapmak, el yıkamak gibi eylemlerde sadece bu suyu kullanabiliyorsunuz. “Aslında pek de zor değilmiş.” dediğinizi duyar gibiyim. Gelin bu konu hakkında biraz düşünelim.

Günde 25 litre su kullanma hakkında daha fazla bilgi almak isteyen siz Armadillolar için bir belgesel bile bulduk ve değerlendirdik. Bu konuya ilgi duyan çoğu okurumuzun çoktan izlediğini düşündüğümüz “25 Litre” adlı belgeselimiz National Geographic’in Youtube sayfasında ve ara sıra televizyonlarda yayınlanmakta. Belgeselimiz iki ayrı oyuncu üzerinden iki ayrı tema ile çekilmiş. İlk temamız günümüz zamanında, Athena’dan tanıdığımız Gökhan Özoğuz’un su kıtlığı ile ilgili aldığı haberler sonucunda araştırma yapması ile başlıyor. Gökhan, yukarıda bahsettiğimiz ve adına “0 gün uygulaması” denilen bu uygulamanın çok da uzak bir zamanda olmayacağını öğreniyor ve geç kalmadan suyu sürdürebilir bir yaşam kaynağına çevirebilmemiz için araştırmalar yapıyor. Çeşitli görüşmelerle bilgilenmemizi sağlarken, empati kurmamız için sıfır gün uygulamasını deniyor. Bakalım bu uygulama gözüktüğü kadar kolay mı? Gökhan bunu başarabilecek mi?

Belgeselimizin ikinci sahnesi ise daha ileri bir tarihte işleniyor. Hologramların günlük hayatımızda cep telefonları kadar yer edindiği, sanal ile gerçeğin birbirine karıştığı bir gelecekte tek eksiği su olan insanlarımız bu eksiği gidermek için bir kısıtlamaya gidiyor. İnsanlar sular için sıraya giriyor, düzgün temizlenemiyor, bitkiler kuruyor ve daha nicesi oluyor. Çocukluğumuzdan beri kulak misafiri olduğumuz su savaşları gerçek oluyor. Sizin içinizi ürpertecek bir bilgi daha vereyim: “Sudan ucuz” deyiminin tarihe karıştığı bu gelecek çok da uzak olmasa gerek.

Olan ve olası gerçeklerle bizi aydınlatan bu belgeseli çok beğendik. Uzmanların her bilgisi altın değerinde ve bu seri bilgileri yönetmen akıcı bir tempoda işliyor. Oyunculara, konuklara, senarist ve yönetmenlere 53 dakikada yarattıkları farkındalık için teşekkür ediyoruz ve belgeseli şiddetle tavsiye ediyoruz. Ayrıca WWF’in sayfasında bulunan su riskleri raporunu da incelemeniz farkındalığınıza farkındalık katacak. Lütfen elinizden gelen önlemleri alın, suyumuz suyunu çekmeden dünyayı kurtaralım. Unutmayın, sadece bir tane dünya var!

Daha Fazla İçerik İçin:

http://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Bir Diğer Yazımız:

One Response

  1. Zülal Yüksel Ocak 13, 2021

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz