Bilgi Köşesi

Dünya Tarihindeki İlk Aşk Şiiri

Eski Ahit’in İncil anlatılarını destekleyecek fiziksel kanıtlar aramak amacıyla milattan sonra 19. yüzyılda arkeologlar Mezopotamya bölgesine indi. Bu arkeologların içinden Austen Henry Layard, 1845 yılında Hürmüzd Rassam’ın da yardımıyla yaptığı kazılarda Ninova şehrini ortaya çıkardı. Kazılar bittikten sonra bulduklarını yazdığı anlatısını 1849 yılında yayımladı. ‘Ninova ve Kalıntıları’ adını verdiği kitabı, Ninova bölgesinin İncil’deki şöhretinden dolayı en çok satanlar listesine girdi. Kitabın bu başarısı arkeologların ilgisini, İncil’de adı geçen diğer şehirlerin doğrulanması arzusuyla Mezopotamya’ya çekti. Böylelikle bu bölgeye çok sayıda arkeolog keşif gezisi düzenledi.

İşte bu keşif gezilerinden birisinde Philadelphia Üniversitesi profesörlerinden Hilprecht, 1889-1900 yılları arasında Mezopotamya’nın Niffer Vadisi’nde önemli bir kazı yaptı. Yapmış olduğu bu kazının sonucunda üstünde çivi yazısı bulunan bir tablet buldu. Daha sonrasında bu tabletle birlikte kazılarda bulduğu tüm eserleri, kazılan yerlerin Osmanlı topraklarının içinde olması sebebiyle Osmanlı yetkililerine teslim etti.

Osmanlı yetkilileri de bu tarihi tableti, ünlü ressam ve müzeci olan Osman Hamdi Bey tarafından kurulan İstanbul Arkeoloji Müzesine teslim ettiler. Burada hikayemize ara verip ülkemiz topraklarının içinde olan ve dünya tarihi için çok önemli eserlerin sergilendiği İstanbul Arkeoloji müzesine bir parantez açmak istiyoruz. Osman Hamdi Bey’in kişisel çabalarıyla kurulan arkeoloji müzemize Topkapı Sarayı’nın içinden yürüyerek ulaşabiliyor. Çağlar boyunca süre gelen medeniyetlerin nadide eserlerinin sergilendiği bu müze; arkeoloji müzesi, eski şark eserleri müzesi ve Çinli köşk müzesi olmak üzere üç bölümden oluşuyor.

Anadolu ve çevresindeki tarihi eserlerin sergilendiği müzeye, 2461 numarası verilen tabletimiz, korunaklı bir yerde muhafaza edilmesi üzere bir çekmeceye koyuldu. Tam elli sekiz yıl sonra dünyaca ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramer ile birlikte Türkiye’nin ilk Sümerolog’u olan Muazzez İlmiye tarafından Sümerce yazılmış bu tablet günümüz dillerine çevrilmiştir. Bu inanılmaz anı “Tarih Sümer’de Başlıyor’ adlı çalışmasında Kramer şu sözleriyle anlatıyor:

2461 numaralı küçük tablet çekmecelerden birinde, etrafı başka parçalarla çevrili olarak duruyordu. Onu ilk gördüğümde en çekici özelliği korunmuş haliydi. Kısa süre sonra, güzelliği ve aşkı kutlayan birkaç kıtaya bölünmüş bir şiir, neşeli bir gelin ve (yaklaşık dört bin yıl önce Sümer topraklarını yöneten) Shu-Sin adında bir kral okuduğumu fark ettim. Tekrar tekrar okuduğumda, içeriği yanlış değildi. Elimde tuttuğum şey, insan eliyle yazılan en eski aşk şarkılarından biriydi (245).

Dünya tarihindeki ilk aşk şiiri, sadece bir şiir değildi. Sümer’de her yıl gerçekleştirilen ve kralın sembolik olarak tanrıça İnanna ile evlendiği bir yılbaşı töreninde doğurganlık ve refahı sağlayacağı inancıyla ‘Kutsal Evlilik’ olarak bilinen ayinde, kralla evlenecek olan rahibenin söylediği güzel sözlerdi. Bu ayinle ilgili Kramer kitabında şunları yazıyor:

“Yılda bir kez, Sümer inancına göre , toprağa bereket ve rahme doğurganlık sağlamak için sevgi ve üreme tanrıçası İnanna’nın bir rahibe ve adakıyla evlenmek hükümdarın kutsal göreviydi. Yılbaşında kutlanan tören öncesinde müzik , şarkı ve dans eşliğinde ziyafetler ve ziyafetler düzenlendi . Küçük İstanbul kil tabletinin üzerine yazılmış şiir, büyük olasılıkla bu Yeni Yıl kutlamalarından birinde (245-246) Kral Shu-Sin’in seçilmiş gelini tarafından okunmuştur.”

Tarihteki ilk aşk şiiri ile ilgili, Mezopotamya tarihindeki metinlerle yaptığı çalışmalarıyla oldukça saygı duyulan bilgin Jeremy Black, bir kitabında şu sözlerle konuya değiniyor:

“Bu, bu kral için bestelenmiş ve aşk tanrıçasıyla çok yakın ve kişisel ilişkisine olan inancını dile getiren birkaç aşk şarkısından biridir. Bu türden bazı şarkılarda, kralın adı sadece Dumuzi’nin [efsanede İnanna’nın göksel aşığı] yerine geçmiştir. Neredeyse kesinlikle, “ kutsal evlilik ” olarak anılan bazı dini ritüeller bağlamında gerçekleştirildiler, ancak kesin ayrıntılar bilinmiyor. Kralın bir anlamda aslında tanrıça ile cinsel ilişkiye girebileceği inancı, bu dönemin krallarının tanrısallığına olan inancıyla yakından bağlantılıdır (88-89).”

Tanrıça İnanna’nın rahibelerinden birinin kralla evlenmesi ile ilgili konuda Black’in de belirttiği gibi çok fazla detay bilinmiyor. Bilinenler ise şiir sözlerinin anlattıkları ve Sümerlilerin dini inanışlarından yola çıkarak edinilen sonuçlar. Öyle ki şiirin rahibe gelin tarafından okunması, doğurganlığı ve refahı sağlayarak toplumda dini ve sosyal bir işlev olarak görülüyor. Aynı zamanda kadın sesiyle söylenen, romantik ve erotik aşkı konu alan bir şiir olarak tarihe yazılıyor.

Kral Shu-Sin’e rahibe eşi tarafından okunan, tarih literatürünü tamamıyla değiştiren, dünyanın en eski aşk şiirinin bir Türkçe tercümesiyle, Mezopotamya’dan İstanbul’a uzanan bu tarihi yolculuğu bitiriyoruz.

“Damadım, kalbimin sevgilisi.

Güzelliğin büyüktür baldan tatlı.

Aslan, kalbimin kıymetlisi

Güzelliğin büyüktür baldan tatlı.

Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır.

Yatak odasında bal doludur.

Güzelliğinle zevklenelim.

Aslan seni okşayayım.

Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır.

Damadım benden zevk aldın.

Anneme söyle sana güzel şeyler verecektir.

Babam, sana hediyeler verecektir.

Sen beni sevdiğin için.

Lütfet bana okşayışlarını.

Benim Tanrım, benim koruyucum.

Tanrı Ellil’in kalbini memnun eden Shu-Sin’im.

Lütfet bana okşayışlarını.”

Daha Fazla İçerik İçin:

http://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz