Bilgi Köşesi

Kuzeyin Mona Lisa’sı: İnci Küpeli Kız

İnci Küpeli Kız, bir diğer adıyla Kuzey’in Mona Lisa’sı…

En az Da Vinci kadar belirsizliği, gizemi ve sıra dışı olmayı seven ressam Johannes Vermeer, İnci Küpeli Kız tablosunu resmettikten sonra, geçen 4 yüzyılda günümüze kadar süre gelen pek çok soru işaretiyle mücadele haline girmemize neden oldu.

Çünkü kendisi ve tabloları hakkında bugün bildiklerimiz ne yazık ki rivayetlerin ötesine geçemiyor.

Durum böyle olunca Vermeer’in gizemli ve sıra dışı olmak için müthiş bir çaba harcadığını düşünebilir ve bu konudaki başarısından ötürü onu tebrik edebiliriz.

 Elimizde ressamın barok sanat akımı etkisiyle oluşturduğu tablolarını ‘’lVMeer’’ adıyla imzaladığı ve İnci Küpeli Kız tablosunun orijinal halinin bugün Lahey, Mauritshuis’de sergilendiği yönünde kesin bilgiler bulunsa da tablonun yapımından bugüne kadar geçen süreyi göz önüne alırsak hakkındaki rivayetlerin ortaya çıkması çok da garip karşılanmayacaktır.

İri gözleriyle, arkasında kendini izleyen birine, omzunun üstünden şaşkınca bakan bir kadının resmedildiği tabloda asıl odak noktasının kulağındaki küpeye verilmesi, belki de tablonun adından kaynaklanan bir durumdu. Ya da en genel tabirle hakkında ortaya çıkartılan hikâyelerden dolayı bizler bu tablonun merkezine beyaz bir küpeyi aldık.

Neden şaşkın bakışlarını ya da başına bağladığı bezi bu hikayelerin ana teması yapmadık?..

Konu kulağındaki küpeler yerine bakışları veya başındaki bez de olsa bizler ortaya çıkan her rivayete hayran kalacaktık. Bu tablonun etkisi o kadar büyüktü işte.

Fakat ortaya atılan rivayetler yamana atılacak cinsten de değildi. Hele bir tanesi vardı ki romanlara ve filmlere konu olacak kadar ilham vericiydi. Tablo hakkında ortaya çıkan tüm hikayelerin bir amacı vardı…

Kulağında beyaz bir küpeyle, kendisini izleyen birine şaşkınca bakan bu kadın kimdi?

İnsanlar yıllarca tabloyu ortaya çıkartan nedeni bulmaya çalışırken, ressama ilham olan bu kadının kim olduğu üzerine düşünmüş ve enfes bir hikayeyle bu sanat eserini taçlandırmışlardı. Aynı zamanda araştırmacılar tabloyu iki farklı pencereden de yorumlamaktaydı. Bunlardan ilki, bir kadını resmederek, kadını toplumun her alanına kazandırmaya çalışmaktı. Ki ressam eğer bu amaçla tablosunu oluşturmuşsa böyle bir girişim o dönemde epeyce yankı uyandırmalıydı. Bir diğer bakış açısı ise resmedilen bu kadının ressamın evinde çalıştığı düşünülen bir hizmetçinin olmasıydı. Aslında bu hepsinden çok daha ses getirecek bir durumdu. Öyle olmasa bugün bu tabloyu feministlik başlığı altında incelememiz gerekirdi.

Kadının giyim kuşamına bakacak olursak kesinlikle soylu bir aileden gelmiyordu. Ressamın karısı veya kızı olabilirdi, peki ya hayal ürünü olma olasılığı neydi? Ya da tüm ihtimalleri bir kenara bırakalım ve bu kadının ressamın evinde çalışan bir hizmetçi olduğu fikrini benimseyelim…

Ya da isterseniz gelin bu soruya birlikte yanıt arayalım…

Bir kaza sonucu babası kör kalan ve ailesinin geçimini sağlamak için ressam Jhonnes Vermeer’in evinde hizmetçi olarak çalışan ve adı bilinmeyen genç kızın renklere ve tablolara olan merakı Vermeer’i çok etkiler.

Ressamın atölyesine temizlik için giren genç kız zaman içerisinde bu yolla ressamlığa dair pek çok şey öğrenir. Bu durum ressamın karısı ve kızının dikkatini çekmeye başlayınca işler kızışır. Çünkü karısının bile giremediği atölyeye sürekli olarak bu hizmetçi kızın girip çıkması ailede baş gösteren kıskançlık kavgalarının nedeni olur.

Bir gün varlıklı bir aile, ressama bir tablo siparişi verir. Ressam, tablonun yapımında hizmetçi kızı model olarak kullanmaya karar verir. Günlerce süren çalışmalardan sonra ressam tablonun bir tülü bitmek bilmediğini, tabloda eksik olan bir şeylerin olduğu fikrine varır.

Ressama göre o eksiklik kızın kulağının boş kalmasıdır.

Evde kimsenin olmadığı bir gün karısının inci küpelerini hizmetçi kıza takan ve tabloyu bu şekilde bitiren ressamın, namı yüzyıllarca sürecek olan eseri tamamlanmış olur. Ressamın kıskanç karısı durumu öğrenince kızı evden kovar ve hikâye sonlanır.

Sadece hikâyeyi duyduğumuzda kulağımıza oldukça basit gelen bu durumu mükemmelleştiren elbette ressamın ustalığıdır. Hikâye ve tablo birbirini tamamlar nitelikteyken, kendi hayal dünyamızda daha pek çok hikâye yaratma özgürlüğüne sahip oluyoruz. Çünkü ressam gizemli ve sıra dışı kalmayı isteyerek fark etmeden bu imkânı bize sunmuş vaziyette.

Bugün tablonun orijinal halinin bulunduğu Lahey, Mauritshuis’e yolunuz düşerse tablonun karşısına dikilip, kendi hayal dünyanızın size el verdiği kadarıyla harika hikayeler ortaya çıkarabileceğinizi unutmayın. Çünkü ‘’sanat görüneni tekrarlamaz, görünür kılar.’’

Daha Fazla İçerik İçin:

http://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz