Bilgi Köşesi

Markaların Etik Çelişkisi: Starbucks, Reebok, Nike, Apple…

Gelişen iletişim araçlarıyla beraber her geçen gün göz önünde olmayan şeyler hakkında daha çok bilgi edinmeye başlıyor ve perde arkasında olan şeyleri gördüğümüzde neden perde arkasında olduklarını anlamaya başlıyoruz. Üretimde yaşanan muazzam gelişim bir ürünü dünyanın birçok yerinde erişilebilir olmasını sağladı. Etrafımızda o kadar çok seçenek, o kadar farklı ürünler var ki bize sadece o ürünü satın almak kalıyor. Tamamen pazarlama stratejileriyle yaratılmış olan bu ürünleri çoğumuz sadece satın alıp geçiyor lakin unuttuğumuz bir nokta var ki o da satın aldığımız her ürünün bir üreteni ve birtakım üretim aşamaları olduğu. Nitekim başta değindiğimiz gelişen iletişim teknolojileri sayesinde zaman zaman bu görünmeyen kısma tanık olma şansına sahip oluyoruz. Tanık olduğumuz şeyler ise markaların ışıltısından bir hayli uzak zira ışıltının ardında acı var, acımasızlık var, etik ilkeleri çiğneme var. Bu tür şeylere sosyal medyada denk geldiğimizde bunu çoğumuz paylaşır; sadece paylaşır. Yaptığımız bu paylaşım kendimizce bir vicdan rahatlatmasıdır. Bu olumsuzluğa verdiğimiz bir tepkidir ancak bir saman alevinin etkisinden fazlası değildir; çünkü bu tepkiden sonra yine bu ürünleri almaya devam ederiz. Tam da bu yüzden bu sefer okuyup geçemeyeceğiniz ve öylesine bir vicdan rahatlatmada bulunamayacağınız bir hikâye anlatmak istiyorum: İqbal Masih’in hikayesini…

Çoğumuz muhtemelen adını bile duymadık önceden İqbal’in. Bu nedenle hikayesi yüzümüze bir tokat gibi vuracak. İqbal Pakistan’ın Muridke şehrinde doğdu. Ailesi Muridke’deki tüm aileler gibi fakirlikten kırılıyordu. Geçimlerini sağlayamayan ailesi şehirdeki bir halıcıdan borçlanmak zorunda kaldılar. Alınan bu borç İqbal’in tüm yaşamını değiştirdi. Halıcıya olan borçlarını doğal olarak ödeyemeyen ailesi, İqbal’i borçları karşılığında işçi olarak halıcıya vermek zorunda kaldı. Burada haftanın 7 günü, günde 12 saat çalıştırıldı. Durum böylesine üzücüyken daha da üzücü olan detay halıcıda İqbal ile birlikte yaklaşık 30 çocuğun daha işçi olarak çalışıyor olmasıydı. Çocuklara sadece ölmeyecekleri kadar yiyecek ve su veriliyordu. Bunun sebebi ise çocukların büyüyüp gelişmemesinin gerekmesiydi. Eller ne kadar küçükse halıların ilmekleri o kadar iyi dokuyordu.

Tam anlamıyla kölelik olan bu şartların normal olmadığını hiçbir eğitim almamış İqbal fark etti. Fark ettiği terslikten kurtulmak için halıcıdan kaçan İqbal dışarıda çocuk çalıştırmanın yasak olduğunu öğrendi. Polis tarafından yakalandığında ise maalesef beklediği gibi olmadı, evet çocuk işçiliği yasaklanmıştı ama iş uygulamaya geldiğinde durum içler acısıydı. Polis tarafından tekrar halıcıya götürülen İqbal aynı ağır şartlarda çalışmaya devam etti. Şartlar öylesine ağırdı ki İqbal 10 yaşına geldiğinde sadece 27 kiloydu. Tekrar halıcıya döndürülen İqbal ise yılmadı. İçindeki doğruya ulaşma inancı onu diri tuttu. Bir gün kasabada aktivist bir grubun toplantısı olduğunu duydu, toplantıya gitmek için İqbal tekrar kaçtı. Grubu bulup grubun başkanıyla konuşarak yardımını isteyen Iqbal kısa sürede onu köle taciri patronlarının elinden kurtaracak gerekli evrakları hazırladı. Fabrikaya geri dönüp evrakları adama verdiğinde patronu hiçbir şey yapamadı ve İqbal diğer çocukları da peşine takarak kendisiyle beraber olan çocukları özgürlüğüne kavuşturdu.

Kazandığı zafer İqbal’in dünya çapında bir aktivist olmasını sağladı. Küçük bedenine rağmen büyük bir ruha sahip olan Iqbal Masih köle gibi davranılan ve küçük yaşlarına rağmen ağır şartlarda çalıştırılan çocukların hakları için büyük çaba gösterdi. İqbal’in konuşmaları spor giyim markası Reebok kendisine sponsor olduğunda uluslararası alana yayıldı. Sevenleri İqbal’i tanımaya ve ismini öğrenmeye başladıkça halı mafyası ve tefeciler İqbal’e ve derneğe tehditler yağdırmaya başladılar. Tehditlere ve etrafındakilerin uyarılarına rağmen aktivizm hayatına kaldığı yerden devam etmek için 1995’te tekrar Pakistan’a döndü. 16 Nisan günü İqbal sokakta oynarken canını bir kurşuna feda etti. Ardında ise acılı ve yine fakir bir aile bıraktı.

Umarım “fakir bir aile” detayı dikkatinizi çekmiştir. Ölümünden sonra Reebok neredeydi sizce, sponsor olduğu böyle bir kişinin ailesine en azından bir yardım yapması gerekmez miydi? Fakat çocuk hakları savunucusu Reebok herhangi bir yardımda bulunmadı. Asıl soru Reebok Iqbal’i gerçekten insan hakları için mi desteklemişti olmalı. Cevap şaşırmayacağınız üzere hayır, peki ama neden. O zaman tekrar 1995 yılına dönüp farklı bilgiler vereyim. Bir spor giyim markası olan Reebok’ın o yıl satışlarının gidişatı pek iyi bir noktada değildi. Bir çıkış yolu ararken bir başka ünlü marka olan Nike’ın çocuk işçi çalıştırdığı skandalı ortaya çıktı. Bu skandalın üzerine de Iqbal’in ses getiren eylemleri gelince Reebok’ın eline kaçırılmayacak bir fırsat geçmiş oldu. Reebok da elbette bu durumu sonuna kadar kullandı. Burada bir parantez açmam gerekir: Reebok’ın göz önünde tutmaya çalıştığı “çocuk işçiliği” konusu elbette manevi bir yara ve kesinlikle dikkat çekilmesi gereken bir noktaydı fakat bunun ticari bir düşüş zamanında olması açıkçası markaların sahte etik anlayışları da dikkate alındığında manidar bir hal alıyor. O halde Nike’ın durumuna da bakalım ve Reebok’ın asıl niyetinin insan hakları olmadığını da tekrar görelim. Nike 2002 yılına kadar çocuk işçiliğiyle gündeme gelmeye devam etti. 2002 yılından sonra da işçilerin kötü şartlarda çalıştırıldığı ve hatta 2020 yılında Çin’de Uygur Türkleri’nin zorla çalıştırıldığı bir fabrikadan ürün satın alarak insan hakları ihlallerini katladı.

Trilyonluk şirket Apple’ın AIDS ile mücadelede öncü olan Product RED projesi kapsamında kırmızı renkli cihazlarının satışından elde ettiği 30 milyon ABD dolarını 2017 yılında bağışladığını biliyoruz. Lakin aynı Apple’ın 2013 yılında Çin’de 11-16 yaşlarında 106 çocuk işçi çalıştırdığını, üstelik 2018 yılında da yine 18 yaşın altındaki çocukların staj kisvesi altında fabrikalarda ürün ürettirdiği medyaya yansıyan bir gerçek.

Pek çok insanın kahve için ilk tercihi olan Starbucks’ın dünya genelinde doğal afetlerden etkilenen insanlara bağışlarda bulunduğu ve özellikle afetlerden etkilenen tarım işçilerine destek verdiği bir vakfı var. Starbucks Vakfı içinde bulunduğumuz pandemi günlerinde dahi on milyonlarca ABD dolarını bağışlamaya devam ediyor. Ancak yine bir sorun var: Starbucks’ın kahve tarlalarında kahvenin tadını bilmeyen pek çok çocuk çalışıyor. Etik ilkelerin herkes için uygulanmaması doğal afetlerden daha büyük bir afet değil mi?

İnsanın insana acımasızca yaptıklarına yıllarca şahit olduk. Savaşlar, terör saldırıları, sömürüler ve daha nicesi… Peki ya hayvanlar? Modern dünyada insana ulaşan her şey öncesinde onlarca teste tabi tutuluyor. İlaçlar, aşılar ve benzeri insanlık yararına olan şeylerin yanı sıra kozmetik, temizlik, giyim gibi alanlarda her yıl binlerce hayvan maalesef yürek burkan şartlarda can veriyor. Yürek burkan şartları biraz açıklamakta fayda var. Bu testler arasında hayvanlara zorla yutturma, derilerine sürme, bedenlerine enjekte etme, gözlerine damlatma bulunuyor. Bu testlerin sonucunda nefes darlığından, enfeksiyondan, şiddetli alerjiden ölen hayvanların başına gelenleri hayal edin. Bunların çoğu da maalesef keyfi sebeplerden ötürü gerçekleşiyor. Bir diğer üzücü yön ise bu vahşete pek çok dünyaca ünlü markanın halen devam etmesi.

Ünlü kozmetik markası L’Oreal’in çatısında bulunan vakıf dünyada kadın haklarını savunma ve bununla beraber kadınları güzelleştirme misyonuna sahip. Kadınları ilgilendiren pek çok çalışması bulunan L’Oreal aynı zamanda geçmişte ve belki günümüzde ürünlerini üretme yolunda en sabıkalı şirketlerden biri. Neredeyse tüm kozmetik şirketleri gibi L’Oreal de ürünlerini hayvanlar üzerinde test ediyor. Özellikle AB ülkelerinin kozmetik amaçlarla hayvan deneylerini ve hayvanlar üzerinde test edilmiş ürünlerin satışını yasaklamasıyla beraber L’Oreal, artık hayvanlar üzerinde test yapmadıklarını iddia ediyor. İddia ediyor diyorum çünkü L’Oreal burada da bir ikilik yaratıyor. Örneğin Çin’de kozmetik ve benzeri yabancı ürünlerin satışını yapabilmek için hayvanlar üzerinde yasal olarak test edilme zorunluluğu var. L’Oreal gerçekten etik çerçeveyi önemsiyorsa Çin’de satış yapmaması gerekir öyle değil mi? Oysa gerçeğe baktığımızda L’Oreal mali kayıp yaşamaktansa Çin’de hayvan deneylerini sürdürüp satış yapmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra L’Oreal 2013 yılında (bu yılın aynı zamanda AB’nin yasağı tamamen uygulamaya aldığı yıl olması dikkat çekici) aldığı kararla 2013 yılından önce hayvanlar üzerinde test edilmiş formülasyonları kullanmaya devam ederken 2013 yılından sonra ise kozmetik amaçla test edilmiş formülasyonları kullanmayacağını açıkladı. Bir önceki cümlede dikkat çekici detay “kozmetik amaçla test edilmiş” ifadesi. Bu bir bakıma yasal yollardan kaçış ifadesi çünkü L’Oreal gibi bir şirketin testleri nasıl kozmetik dışı amaçlarla yapılabileceğini bilmemesi pek olası değil. Sözün özü yine hayvanlar kaybeden tarafta.

Kişisel bakım ürünlerinin ambalajlarının veya tıraş bıçaklarının saplarının üretiminde kullanılan plastik her ne kadar gözümüze az gibi görünse de yılda milyonlarca üretimi düşündüğümüzde yaratılan kirliliğin boyutları bir hayli fazla. Tıraş malzemeleriyle bildiğimiz marka Gillette de en büyük markalardan biri olarak bu çevresel zararı azaltma yolunda adımlar atıyor. Gilette’in çözümleri arasında alüminyum gibi geri dönüştürülebilir materyallerden yapılmış kutulamadan tutun da sadece bıçakları değiştirilip plastik sapları onlarca defa kullanılabilen tıraş bıçakları gibi çözümler yer alıyor. Oysa bu iyi çabanın diğer yüzünde jiletlerini hayvanları tıraş ederek test eden bir Gillette var. Bıçakların herhangi ir hassasiyete neden olup olmayacağı insanlara ulaşmadan önce bu şekilde anlaşılabiliyor.

Bu ikiyüzlülük aklımıza şunu getirmeli: Gelişen bilim ve teknikler hayvanlar yerine kullanılabilecek alternatif bir yol ortaya koyamadılar mı? Elbette ki gelişen teknoloji hayvanlar üzerindeki test yöntemleri yerine pek çok başka yöntem getirdi. Bunlar arasında simülasyonlar, iki ve üç boyutlu doku örnekleri, sentetik deriler ve adını sayamayacağımız çeşitlilikte kimyasal testler. Lakin L’Oreal’den söz ederken gördüğümüz mali kayıpların yol açtığı yaklaşım değişikliği bu noktada farklı bir şekilde rol oynuyor. Satış yasağının getirdiği mali kaybı telafi etmek için hayvan testlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Yine mali nedenlerle şirketler alternatif test yöntemlerine yönelmeyi tercih etmiyorlar. Basitçe açıklayacak olursam sentetik derinin üretimi bir maliyet, hem çok küçük bir alana sahip olduğu için daha çok adette üretilmesi gerektiğinden bir maliyet artışı daha, bunun da üzerine üretilen sentetik materyalin kullanılır hale gelmesi için de ek işlemler gerektiğinden bir maliyet kalemi daha oluşuyor. Oysa buna kıyasla bir tavşanın ortalama 4-5 yavru doğurabildiğini düşünürsek kasada kalacak parayı siz hayal edin.

Şimdi hayal etmeyi bırakıp asıl sorumluluğun bize ait olduğunu söylemem gerekiyor çünkü şirketlerin etiği umursamadıklarını ve yasal düzenlemelerin açıklarını kullanmakta mahir olduklarını gördük. Devasa hacimdeki şirketlerin umursadığı tek şey finansal güçleri. Bu finansal gücü de müşteriler oluşturduğuna göre şirketlerin politikalarını gözden geçirmelerini sağlayabilecek en güçlü merci de biz müşterileriz. Sadece sosyal medya kampanyalarına yorum yazmak ya da etrafımızla paylaşmaktansa daha etkili ve daha vicdan rahatlatıcı bir şey yapabiliriz: etik ilkeleri çiğneyen şirketlerden alışveriş yapmamak. Dünyanın her yerinden müşteriler o markadan alışveriş yapmaya bıraktıklarında doğacak zararı hiçbir şirket göze alamayacağından mutlaka politikalarında değişikliğe gidecektir. Bilinçli ve vicdanlı her müşteri bu tutumu sergilediğinde hem İqbal’in suikast sonucunda yarım kalan misyonunu tamamlama yolunda adım atmış olunacak hem de laboratuvarlarda bir tavşanın, farenin ya da maymunun ölmesinin önüne geçilmiş olunacak. O halde vicdanınıza kulak verin ve bir sonraki alışverişiniz hayvanlara ve insanlara saygıyla üretilmiş ürünlerden olsun.

Daha Fazla İçerik İçin:

http://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz