Film Yorumları

The Martian (Marslı)

İsim: The Martian (Marslı)

Yönetmen: Ridley Scott

Başrol: Matt Damon

IMDb: 8.0

Süre: 2 saat 21 dakika

Tür: Bilim-Kurgu

Sinema sektörünün edebiyattan ne denli faydalandığını her sene çıkan yeni filmlerle görüyoruz. Uyarlamalar genellikle kitabın geri planında kalsalar da bazı filmler adeta sektöre damgasını vurarak kitabını dahi unutturmayı başarıyor. Bugün sizlere tanıtacağımız film olan The Martian (Marslı) da kitabına ciddi bir rakip olarak ortaya çıkmış bir yapım. Efsane yönetmen Ridley Scott’un el atmasından mıdır dersiniz yoksa Matt Damon’ın “tek kişilik dev kadro” tadındaki oyunculuğundan mıdır tartışılır fakat izlemeye doyum olmayan bir film olduğu su götürmez bir gerçek.


Tarihler 2035 yılını gösteriyor. NASA’ya bağlı Ares III mürettebatı Mars yüzeyine bir sefer düzenliyor fakat öngörülemeyen bir şiddetli toz fırtınası adeta tüm emeklerini hiçe sayarak görevin iptal edilmesine neden oluyor. Ekip apar topar büyük bir kargaşa içerisinde gemiye dönmeye çalışırlarken arkadaşları Mark Watney’in gözden kaybolduğunu fark ediyorlar. Onu aramaya yeltenseler de bulamayacaklarından eminler ve bu ortamda hayatta kalma olasılığını da çok düşük görüyorlar. Bu sebeple içlerine sinmese de istemeye istemeye gemiye biniyorlar ve ölmüş arkadaşlarını geride bırakarak uzay boşluğunda süzülmeye başlıyorlar. Tüm hikayemiz bu adrenalini yüksek giriş sahnesinden sonra başlıyor.

Filmin 88. Akademi Ödülleri’ne damga vurduğunu söyleyebiliriz. Tam 7 dalda Oscar’a aday gösterilen film Müzikal veya Komedi Dalında En İyi Film ödülü kazanırken yine aynı dalda En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Yine BAFTA Ödülleri’nde de 6 dalda aday olsa da hiçbirini kazanma şansı gösteremedi. Aslında bu durum bir başarısızlık olarak görülebilir fakat biz kesinlikle öyle düşünmüyoruz. Bizce Marslı biraz şanssızdı çünkü aynı dönem filmleri gerçekten çok üst seviyeydi. Bunlardan birisi En İyi Film Oscar’ını alan Spotlight idi. Sizlere de çok kez tavsiye ettiğimiz bu film gerçek bir hikayeyi beyaz perdeye taşıdığı için jüri tarafından otomatik olarak bir adım önde görülüyordu. Ki bunu hak ediyordu çünkü o kadar hassas bir konuya değinmişlerdi ki ayakta alkışlamak gerekiyordu film yapımcılarını. Diğer yapım ise Di Caprio’nun büyüleyici bir performans sahnelediği ve ona nihayet Oscar’ı kazandıran Inarritu’dan The Revenant (Diriliş) filmiydi. Bunlar dışında Mad Max, Casuslar Köprüsü ve Büyük Açık gibi yine önemli isimleri bir arada toplayan filmler mevcuttu. Kısacası Marslı şampiyonlar ligi grubuna düşmüştü.

Çekimleri yaklaşık 70 gün süren Marslı’nın en iyi hale gelebilmesi için oldukça fazla uğraş verildi. Yer ve mekan seçimi için yelpaze oldukça geniş tutuldu. Filmin iç sahneleri Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de çekilirken, Mars zeminin çekimi için Ürdün’de yer alan Ram Vadisi kullanıldı. Ürdün’deki en büyük vadi olan bu bölge aynı zamanda UNESCO’nun dünya mirası olarak koruduğu bir bölgedir. Yer yer filmlere ev sahipliği yapmaya devam etmektedir.

Matt Damon’un can verdiği Watney karakterinin mizahi bir yapısı olmasına Ridley Scott tarafından daha önce dikkat çekilmişti. Dünyadan soyutlanmış bir insanın bu denli iyi bir psikolojiye sahip olması fikri aslında romanın yazarı olan Andy Weir’e ait. Ayrıca mizah duygusundan daha dikkat çekici bir unsur bizce Watney’in keskin zekasıdır. Onu psikolojik buhrana sürüklemeyen zekasının sonucunda hayatta kalabilmesi ve içindeki umudu canlı tutabilmesidir.

Dünyaya dönemeyeceğini anladıktan sonra burada canlı kalabilmek için kendisine yaşam alanı oluşturmaya başlayan Watney’in her hamlesi sizde hayranlık uyandıracak ve müthiş bir sürükleyicilik ile onun mücadelesini izleyeceksiniz. Aslında ben bu filmde Matt Damon’ı, The Revenant’taki Di Caprio’ya çok benzettim. Her ikisi de “tek adam” olarak hayatta kalma mücadelesi vermişti. Sadece Watney daha mizahi ve daha soğukkanlı bir intiba uyandırırken, Di Caprio’nun canlandırdığı Hugh Glass intikam ateşiyle yanıp tutuştuğundan olsa gerek daha izleyiciye geçen bir performans sergilemişti. Eğer izlemediyseniz sonraki filminiz mutlaka The Revenant olsun, o Oscar’ı boşuna almadığını anlayacaksınız Di Caprio’nun.

Son olarak birkaç bilgi daha verip incelememizi noktalıyoruz. Filmde sürekli “sol 78”, “Sol 132”, sol bilmem kaç gibi ifadeler göreceksiniz. Sol, Mars’ta geçen gün sayısını ifade ediyor. Mars, Güneş’e, Dünya’dan daha uzak olduğu için bir günü 24 saatte değil 24.6 saatte tamamlıyor. Bu sebeple Mars’taki gün algısı farklı ve bizler de ifade etmek için farklı sözcükler kullanıyoruz.

Marslı hiç düşünmeden açıp izlemeniz gereken filmlerden birisi. Hem ufkunuzu açacak, hem gözünüze hitap edecek hem de keyifli ve kaliteli zaman geçirmenizi sağlayacak harika bir yapım. Bir filmden daha fazla ne isteyebiliriz ki?

Daha Fazla İçerik İçin:

http://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:



Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz