Kitap İncelemeleri

Çocukluğum

Maksim Gorki’nin üç kitaptan oluşan otobiyografi serisinin (diğerleri Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim) ilk kitabı olan Çocukluğum ,yazarın dedesi ve anneannesinin evinde geçirdiği çocukluk yıllarını konu alır. Bunu bildiğim için kitaba önyargılı bir şekilde başladım aslında çünkü bir çocuk neler yaşamış olabilirdi ve bu nasıl anlatılabilirdi ki ilgi çekici olsun? İlk 50 sayfada direkt olarak söylediklerimi yuttum ve Gorki’nin kayığına sorgusuz sualsiz binerek uçsuz bucaksız okyanuslara yol almaya ikna oldum. O kadar zorlu bir yaşamı olmuş ki, okurken yüreğinizin düğümlendiği anlar olacak.

Babasını küçük yaşta yitirdikten sonra dedesinin evine taşınan Gorki burada yaşadığı hayat ile adeta erken büyür. Miras davaları, inanması güç düzeyde bir şiddet, arkası kesilmeyen ölümler ve sıradan yaşamın sefaleti onu “çocuk adam” olmak zorunda bırakır. Öncelikle annesine hiç doyamamıştır. Eşi öldükten sonra annesi adeta dağılmıştır ve ne yapacağını bilemeyen bir imaj çizerek uzun bir süre ortadan kaybolmuştur. Aslında annesine de sitem ederken birkaç kez düşünüyoruz çünkü Gorki’nin dedesi ve dayıları o kadar aksi ve kötü insanlar ki o evde durmak için insanın elastik sinirlere sahip olması gerekir. Ama diğer yandan da evladını bırakıp gitmek ne kadar kabul edilebilir? Bu karar okuyucuya aittir.

Kitap boyunca gördüğümüz en efendi, en düzgün insan kitabın başında ölen Gorki’nin babasıdır. “Flashback” tarzı geri dönüşler ile hayatından bazı kesitler göreceğimiz baba eğer uzun bir ömre sahip olsaymış Gorki’nin yaşamı çok farklı bir seyre doğru yol alabilirmiş. Dedesinin evinde klasik bir kültürel durum ile karşılaşıyor. Kadınlar ve çocuklar sürekli dayak yiyor. Dedesi somurtkan ve oldukça aksi bir adam. Acıması da hiç yok. Gorki’yi yere yatırılıp sopayla dövülünce nasıl bir yere düştüğünü daha iyi anlıyor ve gittikçe içine kapanarak durgun bir hal alıyor. Başlarda doğru düzgün bir arkadaşlığı olmamasını da buna bağlıyorum zira çocuğun etrafında gördüğü bir tane normal ilişki yok. Herkes herkese düşmandır adeta. Ve kitabın içerisinde anlıyoruz ki, Gorki’nin ailesi Rusya’da bir istisna değil; diğer tüm ailelerin bir muadili sadece…

Okula başladıktan sonra hayatı değişir. Kalem ve kitapla arası iyidir, notları yüksektir ama oldukça haylaz bir öğrencidir. Öğretmenleri onu sürekli şikayet eder, derslerine almazlar ve sürekli kavga ederler. Ama kader yeri geldiğinde Gorki için de dönüm noktasını oluşturur ve okula Piskopos Hrisanf’ı yollar. Bu kişi Gorki’nin sıradan hayatına renk katar; denilebilir ki siyah ve beyazla büyümüş bir çocuğun önüne gökkuşağını çıkarır. Gorki de zaten kitaba düştüğü notta küçük yaşta Hrisanf’ın eserlerini okuduğunu ve çok etkilendiğini belirtir. Kitabın içerisindeki olay örgüsünde de bu gayet iyi anlaşılıyor.

Gorki’nin Kitap Aşkı

İlerleyen sayfalarda dikkatimi çok fazla çeken bir olay var. O da Gorki’nin annesinden para çalarak gidip kitap alması. Evde Alexandre Dumas’ın Bir Hekimin Anıları isimli eserine göz gezdirirken sayfaların arasında bir ruble bulur ve onu yanına alarak önceki gün okulda muhabbeti yapılan Robinson Crusoe kitabını almaya gider. Ama kitapçıya gittiğinde kapağını beğenmeyip almaz ve başka kitaplara yönelir. Bu arada parayı çaldığı da anlaşılmıştır ve eve dönünce annesinden papara yer.

Okul hayatı bir kenara ailede de sular durulmaz. Annesi başka bir adamla evlenerek şehir dışında yaşamaya başlar. Kendisine göre oldukça genç biriyle evlenmiştir ve yine oğlunu dedesi ile anneannesine bırakmıştır. Fakat çok geçmeden geri dönerler ve evlerinin yandığını söyleyerek onlarla beraber yaşamaya başlarlar. Ev gittikçe kalabalıklaşmıştır. Ve kalabalık huzurdan ziyade huzursuzluğa bir çağrıdır oralarda. Bu çağrıya yanıt gecikmemiştir. Olanları tamamen anlatmak istemiyorum ama şunu söylemeliyim ki Gorki gibi kendi halinde bir çocuk üvey babasını bıçaklamaya teşebbüs edecek kadar zıvanadan çıkmıştır…

Kitapta en tatlı karakterlerden birisi şüphesiz Gorki’nin nenesi. Bizim tabirimizle tam bir Anadolu kadını. Hayat onu acılarla yoğurmuş ve yiğit bir hale çevirmiş. Çok eziyet çekmiş ve çekmeye de devam ediyor. Ama öyle bir denge unsuru ki ona bir şey olsa her şey darmadağın olur. Türkler de Ruslar da ağır ataerkil ve otokrat bir soydan gelmektedirler. Kültürler nispeten benzer. O yüzden oradaki dede ve nine figürü size hiç yabancı gelmeyecek. Hep alttan alan, ortalığı yatıştıran ve Gorki ile ilgilenen ninenin çırpınışları içinize garip bir hüsran dolduracak. Gorki’ye “ruhumun güvercini” diye seslendiği her satırda ise ruhunuz aşkla yoğrulmuş gibi rahatlayacak.

Daha Fazla İçerik İçin:

http://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Bir diğer Gorki kitabına da göz atın: http://www.armadillokitap.com/kitapincelemeleri/ana/

Balzac çok fazla kahve içtiği için mi öldü dersiniz?

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz