Biyografiler

Anne Frank

Dünya tarihine adını kızıl harflerle yazdıran, tarih sahnesinin en karanlık safhalarından biri olarak nitelendirebileceğimiz İkinci Dünya Savaşı tüm dünya ülkelerini büyük ölçüde etkilemişti. Sadece siyasi değil sosyal ve ekonomik anlamda da birçok noktada insanları etkisi altına alan ve unutulmaz günler yaşatan bu savaş ne yazık ki bazı toplumların zulme uğramasıyla hafızalara kazındı. Yazımızda bu zulmün en küçük şahitlerinden biri olan, kendisi gibi bu günlere şahitlik etmiş onlarca çocuğun sesi olmuş bir ismi ele alacağız: Anne Frank.

Anne Frank, Otto ve Edith Frank’ın kızı olarak 12 Haziran 1929’da Almanya’nın Frankfurt kentinde dünyaya geldi. Margot isimli bir kız kardeşe sahip olan Anne’in dünyaya geldiği yıllarda Almanya’da işsizlik ve fakirlik baş göstermekteydi. Bununla birlikte Adolf Hitler destekçileri de her geçen gün artıyordu. Bu nedenle yaşam şartları daha zor bir hale geliyordu. Yahudilere olan nefretin de artması ve ülkede yaşanan ekonomik zorluklar sebebiyle Anne’in aile bireyleri Hollanda’ya taşınmaya karar verdiler. Sadece Frank ailesi değil, o yıllarda binlerce Yahudi aile Hollanda’ya veya başka ülkelere göç etmek daha doğrusu kaçmak zorunda kalmıştı. Hollanda’nın Amsterdam şehrine yerleşen Frank ailesi, Almanya’da yaşanan zor günlerin aksine burada baba Otto Frank’ın kurduğu bir fabrika ile yeni bir hayata başlamışlardı. Burada ailesiyle yeni bir hayata başlayan Anne, yeni arkadaşlar edindi, okula başladı ve dil öğrendi.

Takvimler 1 Eylül 1939 tarihini gösteriyordu. Anne o yıllarda 10 yaşındaydı ve İkinci Dünya Savaşı başladı. Başlayan bu savaş Frank ailesinin yeni hayatına ve hayallerine gölge düşürdü. Çok geçmeden, bir yıl sonra Naziler Hollanda’yı işgal etti. Bu hadise Anne ve ailesi gibi pek çok Yahudi aile için kötü günlerin habercisiydi. Naziler işgalin ardından Yahudilere yönelik çok ağır yasalar çıkarmaya başladı. Yahudilerin park, bahçe, sinema gibi yerlere girememeleri; sahipleri Yahudi olmadığı takdirde hiçbir dükkâna girişlerine izin verilmemesi bu yasalardan sadece birkaçıydı. Zamanla Yahudilerin kendi işlerini yapma yetkileri de ellerinden alındı ve böylece baba Otto Frank işini kaybetti. Yalnızca yetişkin Yahudiler değil çocuklar da kısıtlamalara tabi tutuluyordu. Artık tüm çocuklar gibi Anne de Yahudi okullarına gitmek zorunda bırakıldı.

Nazilerin planları bitmek bilmiyordu. Bu kez de “iş çağrısı” adı altında ‘’çalışma kampları’’ düzenlendi. Ancak bu sanıldığı kadar masum, sadece çalışma üzerine kurulu bir kamp değildi. Binlerce Yahudi bu kamplara zorla alındı. Evlere baskınlar yapılıyor, aile bireylerinden çalışabilecek durumda olan kim varsa kamplara götürülüyor ve gidenlerden bir daha haber alınamıyordu. Kamplara gelmesi için çağrıda bulunulanların arasında Anne ve kız kardeşi de vardı. En başından beri bu kampların çalışma üzerine olduğunu düşünmeyen Anne ve ailesi saklanmaya karar verdiler. Baba Otto Frank’ın önceden belirlediği saklanma yerinde Frank ailesi ve Otto Frank’in iki arkadaşının ailesiyle birlikte kalmaya başladılar. Saklanma süreci yaklaşık iki yıl sürdü. Bu süreçte dışarıdan yiyecek, içecek, giyecek, gazete, kitap vb. ihtiyaçlarını karşılamak için yardımcıları da vardı.

Saklanmayla geçen bu zor günler herkesi olduğu gibi Anne’i de etkiledi. Anne Holokost’un en küçük ve en derin izler bıraktığı şahidiydi. Ailesinin doğum gününde hediye ettiği günlüğünün o zaman yanında olması, belki de Anne’nin en büyük şansıydı. Saklandıkları iki yıllık süreci, yaşadığı küçük ve kalabalık evdeki olayları, dışarıdan aldığı tüm haberleri, duygularını ve düşüncelerini günlüğüne yazmaya başladı. Yaşadıkları yeri Het Achterhuis (Gizli Ek) olarak adlandırıyordu. Tüm bunları yazarken yaşadıklarını anlattığı bir kitap çıkarmayı hayal ediyor, yazar veya gazeteci olmak istiyordu. Hayallerine günlüğünde yer veriyordu. Günlüğünde yer alan şu ifade ise hislerini destekliyordu:

Çoğu insan gibi boşa yaşamış olmak istemiyorum.

Ancak mevcut Nazi zulmü başta Anne olmak üzere onun gibi binlerce çocuğun hayallerinin gerçekleşmesine izin vermedi. 4 Ağustos 1944’e geldiğimizde Anne henüz yazılarını tamamlayamamışken polis saklandıkları yeri buldu. Anne’in ailesiyle birlikte diğer ailelerin bireyleri ve yardımcıları da tutuklandı. Hemen Polonya’da bulunan Auschwitz-Birkenau toplama ve imha kampına gönderildiler. Kamplara gönderilenler doktorlar tarafından kontrolden geçiyordu. Aralarında gaz odalarına gönderilip ölenler de oldu. Anne, kız kardeşi ve annesi kadınlar için ayrılan çalışma kampına gönderildi. Baba Otto Frank’ın başka bir kampa gönderilmesiyle aile parçalanmaya başladı.

1944 yılının Kasım ayında Anne ve kız kardeşi yine farklı bir kampa, Almanya’daki Bergen-Belsen toplama kampına gönderildi. Aileleri ise Auschwitz’de kaldı. Anne ve kız kardeşinin gönderildiği kampta şartlar oldukça zordu. Öyle ki yiyecek eksikliği yaşanıyor, salgın hastalıklar baş gösteriyor ve soğuk hava şartlarıyla da insanlar ölüyordu. Ne yazık ki Anne ve kız kardeşinin buradaki yaşamı pek uzun sürmedi. Kız kardeşiyle birlikte tifüs hastalığına yakalandılar ve tutuklanmanın ardından sadece altı ay dayanabildiler. Takvimler Şubat 1945’i gösterdiğinde önce kız kardeşi ve üç gün sonra da henüz 15 yaşında olan Anne hayatını kaybetti.

Baba Otto Frank, savaş sırasında saklanan birkaç insandan biriydi. Ruslar tarafından kurtarıldı ve Hollanda’ya geri döndü. Döndüğünde ne yazık ki eşi ve kızlarının hayatta olmadığını öğrendi. Hollanda’ya döndüğünde saklandıkları eve giden Otto Frank ve iki yardımcısı burada Anne’in yazılarının bir kısmını buldular. Anne’in yazıları babası üzerinde büyük etki bıraktı.  Kızının gazeteci ve yazar olma hayalini gerçekleştirememesinin de üzüntüsünü yaşayan baba Otto Frank, Anne’in bu yazılarını kitap halinde yayınlamak istediğini de öğrendi. Bunun üzerine arkadaşları Otto Frank’ı Anne’in yazılarını yayımlamaya ikna etti. 1947 yılının Haziran ayında Anne’in yazıları Het Achterhuis (Gizli Ek) ismi ile yayınlandı. Anne’nin yazıları sadece günlük formunda değildi. Kısa öyküler, masallar ve Güzel Cümle Kitabı adını verdiği bir de defteri bulunuyordu.

Anne Frank, henüz yazıları bulunmadan ve yayımlanmadan, o deftere ilk cümleyi yazarak dahi Holokost’ta hayatını kaybeden, sayısı bir milyonu aşkın Yahudi çocuğun sesi olmayı başardı. Yazılarında yalnızca anılarına değil hayallerine, hislerine ve düşüncelerine de yer vermesiyle Anne; küçük bir çocuğun gözünden o yılları görmemizi sağlamakla birlikte saklanan, susturulmuş Yahudi halkının yüzü ve sesi oldu. Zaman içinde kitap tekrar tekrar basıldı ve birçok dile çevrildi. Aynı zamanda eser tiyatro ve sinemaya da uyarlandı. Babası Otto Frank hayatının sonuna kadar Anne’in hayallerini ve ideallerini gerçekleştirmek namına çalıştı. 1961 yılında, Gizli Ek’in bitişiğindeki binada Anne Frank’ın ideallerini yaşatmak için Anne Frank Uluslararası Gençlik Merkezi açıldı.

Anne sadece yazdıklarıyla değil hayatı ve hayalleriyle de birçok insana ilham kaynağı oldu. Yaşadığı zor günler, adalet kavramından yoksun toplum yapısına şahit oluşu ve daha birçok yönüyle insan haklarının bir sembolü haline geldi. Son olarak belirtmeliyiz ki Anne, bugün bile insanlara örnek olan, umut veren ve 15 yaşındayken gücünü nereden aldığını gösteren şu sözleriyle bizlere sesleniyor:

Başımızı dik tutalım! Yürekli olun! İyi günler tekrar gelecektir!

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz