Bilgi Köşesi

Aziz Benedikt ve Benedikten Tarikatı

İnsanlar, inanmaya eğilimli varlıklardır. İnsanların bir kutsala inanma eğilimi, otorite bağımlılıkları, devletin yetemediği yerlerde devlet dışı bir organizmanın da düzenleyici rol almasına olan ihtiyaçlar dine olan bağlılığı doğurmuştur.

İlahi bir mekanizma olarak düşünürsek dinlerdeki temel amaç iyi insanlar yetiştirmek ve Tanrı’ya ibadet etmek olarak özetlenebilir. Tabi bu özetleme ne kadar doğru olur bilinmez çünkü dünyada yaklaşık 4300 adet din vardır ve hepsinin amacı, ritüelleri, kutsalları farklıdır. Dünyada bu kadar çok din varken bir de bu dinlerin farklı kolları olan tarikatları saymakla bitiremeyiz. Bu yüzden içlerinden çok ilgi çekici bir tarikatı ve o tarikatın meşhur azizini sizlerle tanıştırmak istedik.

Aziz Benedikt (480-547) bir Romalıdır. Hem Ortodoks hem Katolik mezhebinin öncüsü sayılan Aziz, Batı’da manastır sistemini kuran kişidir. İyi bir aile çocuğu olarak iyi bir eğitim almasına rağmen dünyevi bir geleceği reddedip Alp Dağları’nda bir mağarada inzivaya çekilir. Bu mağarada etkilediği müritleri on iki cemaat halinde toplar ve bu müritlere rehberlik edecek Kural kitabını yazar. Kural kitabı, yönetim ve ruhani temaları altında işlenen yetmiş üç bölümden oluşur. Bu kurallar dine yön verecek niteliktedir.

Benedikten Tarikatı’nın oluşmasındaki en büyük etken 6. yüzyılda barbarların istilası sonucunda Batı Roma İmparatorluğu’nun çökmesidir. Ülkede bulunan kaos ortamı insanları inzivaya yöneltecek şekildedir. Sükûnet talebini çok iyi bir şekilde karşılayacak olan Aziz Benedict, manastır öğretileri ile insanlara cazip bir dini ortam bahşeder. Bu yüzden çok rağbet gören manastır hayatı ileride 1500 yıl boyunca Hristiyanlık dininde çok önemli bir yere sahip olacaktır.

Tarikatın benimsediği iki önemli yaşam tarzı manastır hayatının temellerini oluşturur. Bunlardan ilki olan Asketizm; ruhun manevi kötülüklerden korunması amacıyla dünyalık işlerden feragat etmek, ikincisi olan Mistisizm ise bu yaşam şeklinde Tanrı’nın sevgisini kazanmak için çabalamaktır. Sıkı bir disiplin ve ahlaki eğitimle kulun ruhu Tanrı’ya yakınlaştırılır ve ruhun günahkâr olması engellenir. İki yaşam tarzında da insanın iradesinden uzaklaşması esastır. Hayatın zevklerinden, aileden feragat edip sessiz ve yalnız yaşamak bütün odağımızı Tanrı’ya vermemizi sağlar ve ruhumuz ona daha da yakınlaşır.

Her dinin sözlü veya yazılı olarak bulunan bir kutsal kitabı olmalı ki bu yaşam tarzlarını ve kuralları iyice benimseyelim. Aziz Benedict de manastır hayatını Kutsal Kitap’a göre uyarlamış ve manastır halkının bu kitaba göre yaşamasını istemiştir. Hatta Kutsal Kitap’ı her gün her gece okuyup ezberlemek kurallar arasında var olan bir maddedir. Bu tarikatın kuralları manastır hayatına yansımış hatta günümüzde de yaşama sirayet etmeye devam etmiştir. Bunları kısaca sessizlik, tevazu, misafirperverlik, itaatkârlık, dua ve yalnızlık olarak özetleyebiliriz.

Bu kuralları kısaca açıklamak gerekirse sessizlik, az konuşup çok dinlemek üzerine kuruludur. Sessizlikle birlikte dikkat dağıtıcı unsurlar yok olur ve rahipler Tanrı’yı daha iyi duyar. Bu da Tanrı ile aralarına giren bir engelin kalkması demektir. Zaten tarikatın amacı da Tanrı’ya yakın olmak olduğu için bu madde çok önemlidir. Sessiz olmak kişiye birçok erdem bahşederken çok konuşmak bir süre sonra dedikoduya yol açar ve kazanılan erdemleri yok eder. Nasıl Kuran için okumak önemlidir, vahiy olan ilk kelime “oku” dur, Benediktenlerin kutsal kitabının ilk kelimesi de “dinle” kelimesidir.

Bir diğer kuralımız olan itaatin maddiyattan çok manevi bir önemi vardır. Çünkü itaatkâr olmak, Mesih’e itaat etmekle eşdeğerdir. Bu manevi boyutla Benedict, otoriteyi sağlamlaştırmıştır. Bu otoriteyi pekiştirmek için alışılagelmiş otorite yöntemlerini değil, cesur bir şekilde demokrasiyi kullanmıştır. Başrahip, diğer rahipler tarafından seçilir. Bu hem manastırın uzun süre boyunca ayakta kalmasını sağlayacak hem de itaat sayesinde isyana yer olmayacaktır. Nitekim yüzyıllar boyunca bu böyle olmuştur.

Alçakgönüllülük de bu kurallar arasında önemi azımsanmayacak bir maddedir. Benedikt, bu maddeyi “on iki basamaklı merdiven” metaforuyla anlatır. Bu on iki basamak ayrıca manastır sistemini anlatan geniş bir özettir.

Tevazu kavramı, alçakgönüllülüğün bir alt maddesi olarak karşımıza çıkar. Konum olarak herkesin altında olduğunu dille belirtip buna kalpten inanma durumuna tevazu denir. Bir başka deyişle göklere yakın olmak için alçalmak gerekmektedir.  

Misafirperverlik kuralı, Kutsal Kitap temellidir. Kısaca anlatmak gerekirse manastıra gelen her misafir Tanrı misafiri olarak kabul edilir ve adeta Mesih gibi ağırlanır. Yukarıda bahsedilen kaos ortamı yüzünden manastır o zamanlar çok fazla misafir ağırlamıştır ve bu ağırlanan misafirlerin çoğu manastıra katılma isteğiyle dolmuştur. Etimolojik olarak bakmak gerekirse misafirperverlik (hospitalis) kelimesi, hastane kelimesinin (hospital) kökenidir. Hastanelerin iyileştirme ve ağırlama görevlerinin bir kısmını o zamanlar manastırlar yapıyordu. Yardıma muhtaç misafirleri en iyi şekilde ağırlamak ve hastaları iyileştirmek rahiplerin Tanrı’ya olan görevlerinden sadece biriydi.

Tanrı’nın rızası için yapılması gereken görevlerden en önemlisi dua maddesi olarak karşımıza çıkar. Dua Tanrı’ya yakınlaşmakta kullanılan en iyi yöntemdir. Bu yüzden gün içinde toplu halde veya bireysel halde sürekli bir yalvarma, yakarma, övme durumunda olan rahipler bunu bir gelenek haline getirir. Mezmur okumaları, kolları yukarıya kaldırma, secde etme, diz çökme gibi geleneksel ibadetler ve “göklerdeki babamız” gibi günümüze kadar gelen dualar Hristiyanlık dininde önemli bir yer kaplar.

Yalnızlık, sessizliğe ulaşmak amacıyla başvurulan bir yöntemdir. Sessiz olunan ortamda Tanrıya daha da yakınlaşan rahipler bir süreliğine yalnızlığı tercih edebiliyor fakat bu pek de uzun süreli olmuyor. Bunun nedeni Manastır’ın Doğu’daki gibi bireysel yaşama değil toplu bir yaşam tarzına sahip olmasıdır. Yalnızlık manastıra olan bağlılığı da azaltacağı için fazlası zarardır.

Bu ele alınan kurallar dışında iki madde vardır ki, Aziz bunlardan çok bahsetmese de diğer kurallar kadar önemlidir. Bu iki kuraldan ilki iffettir. Beden üzerinde Tanrı’dan başka kimsenin etkisi olmamalıdır bu yüzden rahip kendini sakınmalıdır.

Bir diğer madde olan yoksulluk bizim çok ilgimizi çekti.  “Neden bir zengin manastır hayatı yaşayamaz?” sorusu kafamızı kurcalayıp durdu. Sonunda zenginlerin, para sayesinde kazandıkları statüyü manastır hayatında bir övünç kaynağı olarak görmemesi gerektiği kanısına vardık. Nitekim bu kanıyı destekleyen bir kural, özel mülkiyetin katiyen yasak olmasıdır. Rahip olmak isteyen bir mülk sahibi ancak mülkünü bağışlarsa manastıra girebilir.

Maddeleri ele alarak Manastırın içeriğini öğrenmenizi ve kafanızda bir fotoğrafın canlanmasını istedik. Benedikten Tarikatı’nın yaşam tarzı, üstünden binlerce yıl geçse de bugün gördüğümüz Hristiyan hayatının her alanına yansımasıyla dinler tarihinde çok büyük önem arz etmektedir. O zamanın şartlarında bile bir birlik-beraberlik teması üstünde ilerlemesi ve kolektivist bir duruş sergilemesi de hayran olunmayacak türden değil. Hayatı boyunca birçok mucize gerçekleştiren Aziz Benedikt’in en büyük mucizesinin bu yaşam tarzı olduğuna inanıyoruz.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz