Kitap İncelemeleri

Bir Şey Olduğu Yok

Bir yazarın kendiliğinden alevler içinde kalan çocuklar hakkında bir kitap yazması ve bunu sadece inandırıcı değil, aynı zamanda sevimli kılacak şekilde yapması çok fazla beceri ister. Kevin Wilson, aslında neyin normal olduğunu ve şefkatin gücünü romanına öyle ince işlemiş ki kalbiniz ısınıyor ve tam bir alev topuna dönüşüyor. Büyülü gerçeklik akımından faydalanarak yazılmış bir eser Bir Şey Olduğu Yok. Peki, nedir bu büyülü gerçeklik? Alışıldık ve alışılmamış olanın bir arada kullanılması, gerçek ve fantastiğin harmanlanmasıdır. Bu sayede fantastik olan unsurlar, metinde büyülü bir hal alır.

Büyülü gerçekçi bir eserde, gerçeklik ve fantastik öyle bir şekilde bir araya getirilmelidir ki okuyucu şaşırmamalı, sıradan bir olaymış gibi okumalıdır. Ele aldığımız eserde zırhlı ejderhalar ve şövalyeler yok, ancak kendiliğinden alev alan iki ikiz var. Burada ‘alev alma’ olayına bir açıklık getirelim. Bu çocuklar sinirlendiğinde, üzüldüklerinde veya heyecanlandıklarında yanıyor fakat kendileri hiçbir zarar görmüyor. Ancak bunun dışında, oldukça normal çocuklarlar. Sadece biraz
yanlış anlaşılmışlar.

Bir Şey Olduğu Yok ‘un ilk yüzde yirmilik kısmında çocukları görmüyoruz. Bu kısımda hikâyenin anlatıcısı Lillian’ın ruhsal yapısını ve arkadaşı Madison ile ilişkilerini çözümlüyoruz. Lillian, fakir bir aileden gelen çok zeki bir kızdır. Madison ise başkahramanımıza fazlasıyla zıttır; çok zengin bir aileden gelen çok güzel bir kızdır. Kader ikisini yatılı bir okulda bir araya getirir. Fakat yatılı okuldaki oda arkadaşlıkları pek uzun sürmez. Lillian, Madison’ın başına açtığı dertten dolayı olaylı bir şekilde okuldan atılır. Madison, Lillian’ı yanına çağıran bir mesaj gönderene kadar mektup arkadaşı olarak kalırlar.

Madison, Lillian’dan üvey çocuklarına bakıcılık yapmasını istemektedir. Lillian’ın ne böyle bir eğitimi ne de bir deneyimi vardır. Bazen öyle anlar gelir ki hayır demeyi beceremezsiniz ve zaten karşınızdaki kişi de hayır diyemeyeceğiniz birisidir. İşte o anlardan biriydi, işte Lillian için o kişi Madison’dı. Lillian eğitimli olmadığı kadar, ailesi de iyi denecek türden değildir. Babası yoktur Lillian’ın ve annesi de onu umursamayan, kazandığı tüm parayı kumara yatıran biridir. Annesi ile ilgili hatıralar beliriyor sık sık aklında. Bunlardan bir tanesini buraya eklemek istiyoruz çünkü bu, Lillian’ı ve annesini açık bir şekilde anlamamızı sağlayacak. Olay, Lillian’ın her çocuk gibi oyuncaklarıyla oynamasıyla başlar. Ve yazar aynen şu cümleleri sarf eder ki, bu çok kalp kırıcıdır:

Annem, biraz şaşkınca ‘O kafanın içinde neler dönüyor Lil?’ demişti. Sonra da çekip gitmişti. Bense kendimi bir ucube gibi hissetmiştim; oysa benim yaptığımı tüm çocuklar yapıyordu, tüm çocuklar hayali oyunlar oynuyordu. Ama annemin onlarla işi olmazdı. Aptalca buluyordu herhalde, bir zayıflık olarak görüyordu. O noktadan itibaren hayatı çekilir kılan hayal gücümü dünyanın geri kalanından saklamam gerektiğini fark ettim galiba. Ama bir şeyi herkesten gizleyip tamamen bastırırsanız gerçekten ihtiyaç duyduğunuzda, çağırmanız zor oluyor.

İşte böyle bir psikoloji içinde bulunan Lillian, alev alan iki çocukla artık baş başadır. İkizlerin anneleri trajik bir şekilde kendi hayatına son vermiştir. Babaları ise Dışişleri Bakanı olma yolundadır ve çocukların olay yaratmasını istememektedir. Bir nevi çocuklar onun işini berbat edebilecek küçük birer felakettir. Kısacası Lillian da çocuklar da hayattan zarar görmüştür. Ve romanda yer alan en büyülü şey kuşkusuz birlikte inşa ettikleri şefkattir. Her ne kadar çocukların Lillian’a ihtiyacı varsa da, Lillian’ın da çocuklara ihtiyacı vardır artık.

Buraya konu hakkında ne yazsak sürprizbozan(spoiler) olabileceğini düşünüyoruz. O nedenle romanın bize hissettirdiklerini anlatmamıza izin verin. Bu kitap bizim birbirimize şefkat gösterirsek neredeyse her şeyi normalleştirebileceğimizi düşünmemize neden oldu. Şefkat ile ilgili ise Lillian’ın da bir fikri var:

Onları (çocukları) sevmiyordum; bencil biriydim, insanları o kadar iyi, en azından sevgi kadar karmaşık bir duygu besleyecek kadar iyi anlamıyordum. Ama bu çocuklara şefkat duymuştum ve bu duygu, benim küçük kalbim için bir gelişme sayılırdı.

İncelememizde “sevgi” kelimesi yerine “şefkat” kelimesini kullanma fikrini Lillian işte bu cümleleriyle verdi bize. Şefkat ön planda olsa da altta yatan başka mesajlar da veriyor Wilson: sınıf bölünmeleri, arkadaşlığın dinamikleri, ötekilik, yalnızlık ve aşkın gücü. Roman boyunca kuşkusuz herkesin aklına gelecek olan şey ise, çocukların alevler içinde kalmasının, onların güçlü duygulara kapıldığında ne olduğunu anlatmak için mükemmel bir metafor olarak kullanılmasıdır. Kevin Wilson, bunu bir kendini koruma ve savunma biçimi olarak hikâyeye zekice işliyor. Ayrıca, Lillian nasıl anne olunacağını öğrenirken, Wilson bize ailelerin çeşitli şekillerde oluşabileceğini de gösteriyor.

Bir Şey Olduğu Yok, öyle akıp giden bir eser ki ne ara başlayıp bittiğini anlamıyorsunuz. Pişmanlıklar, karar anları, seçimler, ihmalkârlık gibi pek çok konuyu tek bir hikâyede birleştiriyor Wilson. Kitabın dili ise oldukça sade ve kendine özgüdür. Roman boyunca en çok kendinizi empati kurmaya çalışırken bulduğunuzda şaşıracaksınız. Hepimizin içinde bir kor alev var, hepimizin içinde bir Lillian var.

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz