Bilgi Köşesi

Büyük Petro’nun Şehri: St. Petersburg Nasıl Kuruldu?

“1703 yılının sisli bir sabahında, bir düzine kadar atlı, Neva Nehri’nin Baltık Denizi’ne döküldüğü kasvetli ve kıraç bataklık arazide ilerliyordu. O tarihte Rusya’yla savaş halinde olan İsveç’e ve bu terk edilmiş uzun bataklıkların sahiplerine karşı kale inşa edecekleri bir yer arıyorlardı. Ama denize akan geniş ve kıvrımlı nehrin görüntüsü, keşif alayının başında at süren, karayla çevrili Rusya’nın çarı için umut ve vaat doluydu. Kıyıya yaklaşırlarken atından indi. Süngüsüyle iki parça halinde kestiği turbayı haç şeklinde bataklık toprağa yerleştirdi. Ardından Petro, ‘şehir burada olacak’ dedi.” İşte o şehrin, St. Petersburg ‘un hikayesi…

Orlando Figes’in kaleme aldığı “Nataşa’nın Dansı” isimli eserde batıya bir kapı açmak isteyen Büyük Petro’nun kuracağı şehrin yerini nasıl seçtiği böyle anlatılıyor. Bu bölge şehir kurmak için o kadar elverişsizdi ki muhtemelen yapımında çalışan işçiler günümüzde St. Petersburg ’un nasıl bir metropol olduğunu görebilseler küçük dillerini yutarlardı. Sert rüzgarlar, bataklıklar ve gereğinden fazla uzamış budanmaya muhtaç ağaçlar adeta bölgeyi kaplıyordu. Figes’in aktardığına göre yazın buralara gelen balıkçılar dahi bir iki sonra dayanamayıp geri dönüyorlarmış. Günümüzde yaklaşık 6 milyon nüfusu olan şehrin kurulduğu yıllarda yegâne sakinleri kurtlar ve ayılardı. Hatta kimi kaynaklarda yazdığı üzere şehrin ilk yıllarında güvenliğini almadan dışarıya çıkan insanlar kurtlara yem oluyordu. Varın gerisini siz düşünün.

Peki Petro neden burayı seçmişti? Yoksa deli miydi?

Kimi tarihçiler Petro’ya “büyük” derken kimileri “deli” lakabını takıyorlar. Yani literatürde “Deli Petro” gibi bir kullanım var fakat bence buradaki deli lakabı da cesareti ve hırsına olan bir gönderme. Sonuçta kılık değiştirip birkaç yakın adamı ile beraber Avrupa’ya gezen ve sonra ülkesine dönüp orada gördüğü yenilikleri uygulayan bir adam. Bir tutam delilik var bir tutam dahilik.

Petro’nun bu bölgeyi seçmesi ile ilgili araştırmalar yaparken aklıma uzun yıllar önce okuduğum bir metin geldi. Metnin başlığı şuydu: “Atatürk Neden Ankara’yı Başkent Seçti?”. Ege Üniversitesi’nde görevli bir profesör olan Mevlüt Çelebi’nin eserinde yazdığına göre Atatürk Ankara’yı seçerken bölgenin gelişmemiş olmasını da hesaba katmıştı. Mealen yanındakilere dönüp şöyle demişti: “Bakın görün bu üzerinde ot bitmeyen topraklar yıllar sonra cumhuriyetin gücü ile ne hale gelecek.”

Tabi ki Petro da bu sebeple yapmıştır demiyorum fakat zeki insanların kafaları genellikle aynı çalışır. Bir efsaneye göre ise Petro’ya doğru yer bir kartal tarafından gösterilmiştir. Yetersiz işgücüne rağmen askerler çıplak elleriyle kazıyarak oldukça hızlı bir şekilde şehri inşa ettiler. Günümüzde oldukça meşhur bir turistik yer olan Petro ve Pavel Kalesi şehirde inşa edilen ilk bina olmasıyla önemlidir. Bu kalenin ismi şehrin de ismi oldu. Şehre İsa’nın on iki havarisinden biri olan Petrus’un ismini verdiler. Sonuna da “kale” anlamına gelen “burg” takısını yerleştirdiler. Olur da bir gün Rusya’yı ziyaret eder de bu kalenin önüne gelirseniz burnunuza buram buram tarih kokusu gelecektir. Fakat burnunuza kan kokusu gelirse de şaşırmayın. Çünkü burası ilk yapıldığı zamanlarda hapishane olarak kullanılıyordu ve dahası Çar Petro burada kendi oğlunu işkence sonucu öldürmüştü.

Tarihler 1734 yılında geldiğinde Petro için şehir iyi bir düzeye gelmişti. Az değil 31 yıldır uğraş veriliyordu. Etrafındaki görevlilere seslendi ve şöyle dedi: “Şehri çiçeklerle güzelleştirin artık Petersburg başkent olacak…”

Burası artık onun cennetiydi…

Puşkin’den Gogol’a birçok edebiyatçının eserlerinde yankılanan Petersburg ilk yıllarında çok kez sular altında kalmıştı. Bu sebeple her geçen yıl zemin daha da yükseltildi. Yine bugün turistlerin Rusya’ya gitme sebebi olan Kışlık Saray 1754 yılında Petersburg’ta inşa edildiğinde zemin önceki zeminden üç metre daha yüksekteydi. Şehir adım adım kusursuz hale getiriliyordu! Fransız yazar Madame de Steael’in yazdığı gibi “burada her şey görsel algı için yaratılmıştı”. Eşsiz bir mimari söz konusuydu. Önemli mimarlar bölgede görev alıyordu, nitekim Petro ve Pavel Kalesi’ni inşa eden Domenico Trezzini dönemin önde gelen mimarlarından birisiydi.

Petro evladını giydirir gibi şehre özeniyordu. İran’dan şakayık ve narenciye ağaçları getirtiyor, Orta Doğu’dan süs balıkları sipariş ediyor, Hindistan’dan ötücü kuşlar aldırıyordu. Hiçbir masraftan kaçınılmıyordu. Yaklaşık 50 yıl geçtikten sonra bu rüya şehir tamamlanmıştı. Ve artık orayı her ziyaret eden etkisi sebebiyle birkaç cümle yazmadan duramıyordu.
Dostoyevski, Yeraltından Notlar isimli eserinde “dünyadaki en soyut ve kasıtlı şehir” demişti Petersburg için.

Yeni başkent tamamıyla Avrupalıydı, Rus değildi. Donanma, Hollanda ve İngiltere örnek alınarak oluşturulmuştu. Hukuk sistemi için Almanlara bakılmış, devlet memurluğu için Danimarka’dan ilham alınmıştı. Burası artık kozmopolitti. Rus köylüsünün inekleri veya domuzları gezmiyordu. İtalyan mimarlar, İngiliz avukatlar şehrin caddelerinde yürüyorlardı. Petro sıfırdan bir şehir inşa etmişti ve o şehir bugün tüm insanlık tarafından akın edilen bir merkeze dönüşmüştü… Bir gün yolunuz Rusya’ya düşerse o muhteşem yapıların altında bir zamanlar bataklık olduğu aklınıza gelsin ve yüzünüze ufak bir tebessüm konsun.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için:

https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz