Film Yorumları

Casino Royale

“My name is Bond. James Bond.”

Bu meşhur söz çok küçük yaşlardan beri hepimizin diline pelesenk olmuş, sokakta arkadaşlarımızla hırsız-polis oynarken kullandığımız veya artistlik yapacağımız durumlarda başvurduğumuz klasik bir deyiştir. Klasik olmasından dolayıdır ki, yıllardır birçok farklı yönetmen ve başrol kadrosu ile James Bond filmleri çekilmektedir. Peki nereden çıktı bu James Bond da birden sinema salonlarının vazgeçilmez bir parçası haline geldi? Gelin bunu konuşarak başlayalım yazımıza.

James Bond karakterinin de romandan sinemaya uyarlandığını söylesem şaşırmazsınız sanırım. E alıştık artık edebiyat dünyasının film dünyasını beslemesine. Esaretin Bedeli, Yeşil Yol, Fight Club, Godfather, Forrest Gump, Guguk Kuşu, Kuzuların Sessizliği… Bu liste uzar da gider. Şaşırdınız değil mi bu denli çok olmasına? İşte bu camianın bir üyesi de Ian Fleming’in kitaplarından uyarlanan James Bond.

Ian Fleming İkinci Dünya Savaşı sırasında deniz subayı olarak görev yapmış bir gazetecidir. Tabi aynı zaman da yazardır ki bunu tahmin edersiniz. İngiltere’nin oldukça prestijli okullarından olan Eton Koleji’nden mezun olan Fleming askeri okulda yaşamına devam etmiş ve casusluk romanları kaleme almaya başlamıştır. Bu arada Eton Koleji’ni bizim sıkı takipçilerimiz hatırlayacaktır. Bu prestijli okulun öğrencileri arasında George Orwell ve Aldous Huxley de vardır. Biz konumuza dönelim, Ian Fleming’in yarattığı James Bond karakteri, beyaz perdeye uyarlandıktan sonra yazar müthiş bir üne kavuştu. Büyük bir çoğunluğumuz da kitabını okumadı ve yalnızca filmlerini seyretmekle yetindi. Çünkü filmlerin ünü o denli arttı ki birçok insan kitaptan uyarlandığını dahi bilmiyor. Bu yukarıda saydığımız diğer filmler için de geçerli. Bu durum aslında tartışmaya açık; fakat yeri burası değil. Uyarlama filmlerin kitaplar ile olan ilişkisine bir başka yazımızda değineceğiz diyerek Casino Royale’e giriş yapalım.

Bu yeni James Bond serisinin ilk filmi 2006 yılında çekildi ve yönetmen koltuğunda Martin Campbell oturdu. Dizi de çeken yönetmenimiz film alanında çok da ses getiren bir isim değil. Genellikle bu film ve Edge of Darkness(İntikam Peşinde) ile anılıyor. Başrolümüz ise Daniel Craig. Soğuk tavrıyla sevilen bir aktör diyebiliriz kendisi için. Şahsen bu rolü kaldırdığını düşünüyorum. Bahsettiğim soğuk tavrı özellikle poker masasında profesyonel bir görüntü sergilemesine yardımcı oldu. Zaten aksiyon seven bir aktör olduğu için de filmin hareketli temposu onu hiç bozmadı ve seyir zevki yüksek bir film izletti bizlere. 14-15 yıl önce yeni serinin başrolünde Daniel Craig’in oynayacağı söylenince çeşitli çevrelerden oldukça ciddi eleştiriler gelmişti. Craig’in uygun olmadığını düşünüyorlardı lakin filmden sonra birçok eleştirmenden olumlu not alan bir yapım oldu Casino Royale.

Filmin aksiyonu tadındaydı fakat kurgusu biraz eksikti diyebilirim. Altyapı biraz daha sağlam olsaymış ve gereksiz romantizm sahneleri kesilebilseymiş IMDb puanı kesinlikle daha yüksek olurmuş. Casusluk filmi olarak bildiğimiz Casino Royale bir süre o kadar romantizme kayıyor ki bir an hiç toparlayamayacak sandım fakat bereket versin ki sonuna doğru hızlandı ve biraz sıradan olan ters köşeler ile izleyiciyi şaşırtmaya çalıştı. Ters köşelerin sıradan olması da kurgunun eksikliğinin temel nedeni diye düşünüyorum. Kendisinden yaklaşık 10 yıl önce vizyona gören The Usual Suspects(Olağan Şüpheliler) çıtayı o denli yükseltmişti ki ters köşe beklerken izleyici artık bilinçliydi. Yönetmen bu sorumluluğun altından pek de iyi kalmamış gibi.

Bond’un kızları meşhurdur. Daniel Craig’e partner olarak Eva Green’in seçilmesi müthiş bir tercih olmuş. Beğendiğim aktrislerden birisi olan Green filmde iyi iş çıkarmış. Green de tıpkı Craig gibi donuk bir ifadeye sahip o yüzden iyi bir ikili olduklarını söyleyebilirim. Fakat Eva Green’i ön plana çıkarırken filmde çok az yer alan, daha da fazla izlemek istediğim Caterina Murino’yu da unutmamak gerek. En az Eva Green kadar güzel olan Murino filmin başlarında biraz görünüp kayboluyor bu da genellikle yorumlarda onun es geçilmesine neden oluyor. İtalyan aktris filmden iki yıl sonra 2008 İtalyan Altın Küre Ödülleri’nde Avrupa Altın Küre Ödülünü aldı. Daha fazla yapımda onu izlemek isteriz lakin filmografisi oldukça sönük.

Filmin konusuna da biraz göz atalım. James Bond karakteri İngiliz İstihbaratı olan MI6’ya çalışmaktadır. “007” seviyesine yükseltilen James Bond’un ilk görevi dünya teröristlerine bankerlik yapan Le Chiffre’nin ele geçirilmesidir. Bu arada soralım, “007” ne demek diye hiç düşündünüz mü? 007, MI6’da öldürme yetkisi verilen ajanları simgelemektedir. Yani karakterimizin adam öldürmesinde artık hiçbir engel yoktur. Le Chiffre’yi ele geçirmesi için ise bir poker oyunun da onu yenmesi gerekmektedir. Hikaye bu şekilde başlıyor ve aşk/macera ikilisinin birbirinden bir an dahi ayrılmadığı ve bu ikiliye sıklıkla aksiyonun eşlik ettiği bir yapım haline geliyor. İzlerken sıkılmayacaksınız fakat “üfff ne filmdi be!” gibi kuvvetli nidalar da atmayacaksınız. IMDb’nin puanını da bu yüzden oldukça makul buluyorum. Bir eksik bir fazla biz de aynı puanın bu filmin hakkı olduğunu düşünmekteyiz.

Muhtemelen serinin en iyi filmini izlediğimizi de belirtelim. Diğer filmler için yapılan genel yorumlara bakacak olursak kalite giderek düşmüş. Fakat önyargılarımızdan sıyrılıp devam filmini de izleyeceğiz ve yine burada sizler için yorumlayacağız. Esen kalın!

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz