Kitap İncelemeleri

Cemile

Edebiyat, kaynağı insan olan, insana dair ne varsa içerisinde barındıran bir sanat dalıdır. Bunu yalnızca edebiyat olarak sınırlandırmak pek doğru olmasa da diğer sanat dallarının da malzemesini insan oluşturur. Birden çok sanat dalıyla da ilişkili olması edebiyatı ayrıcalıklı kılan yönlerdendir. Tarih, sosyoloji, psikoloji ve siyaset bunların başında gelir. Geçmişten bugüne kadar her dönemde edebiyat, gerek bir iletişim aracı gerekse fikirleri aktarma ve insanları bilinçlendirme konusunda başvurulan ilk ve en etkili yollardan olmuştur. Öyle ki Tanzimat döneminde toplumu bilinçlendirme ve bir araya getirme adına başlayan bu mücadele her dönemde farklı şekillerde kendini göstermiştir. Edebi metinlerin hepsi toplumsal olaylar başta olmak üzere diğer konularda da aktarım aracı olarak görülmüş ve etkisi hep sürmüştür. Bu açıdan baktığımızda, her edebi dönem kendine has fikirler ve yöntemler benimser ve bu çerçevede eserler meydana getirilir. Hiçbir yazar/şair yoktur ki amaçsız olsun. Her biri bireysel veya toplumsal bir sesleniş maksadıyla eserler meydana getirmiş, bunları teknik ve kurgusal yönlerle destekleyerek okuyucunun daha kolay benimsemesini sağlamıştır. Bu yazımızda yukarıda bahsettiğimiz gibi, edebiyatı halkın sesi olmak niyetiyle kullanan, haksızlığa uğrayanların hakkını arayan, eserlerinde bireysellik şöyle dursun toplumun ötelenmiş ve susturulmuş belirli kesimlerinin sesi olmaya, onları anlatmaya çalışan; insana dair ne varsa en saf haliyle okuyucuya sunan bir yazarı ve eserini konu alıyoruz: Orhan Kemal’in Cemile adlı romanı.

Türk Edebiyatının ‘’Toplumcu Gerçekçiler’’ dediğimiz sınıfına dahil olan Orhan Kemal, tüm eserlerinde aynı çizgiyi tutturmuş yani toplumsal ve siyasi hadiselerin etkilerini güçlü bir kurguyla okuyucuya sunmuştur. Genç yaşta karıştığı bazı siyasi meseleler nedeniyle yargılanan ve ceza alan yazarın, Bursa Cezaevi’nde yattığı sırada Nazım Hikmet’le tanışması onun kaleminin dönüm noktası olmuştur. Başlangıçta sadece şiirle ilgilenen sanatçı bu tanışmanın ardından hikaye ve roman yazmaya da başlar. Siyasi çalkantıların içinde bulunan genç yazarın Nazım Hikmet’le tanışması sonucunda fikirleri pekişmiş ve bunları eserlerinde yansıtmıştır. Kendi yaşamından hareketle oluşturduğu karakterler ve kurgular ile Cumhuriyet dönemi Toplumcu Gerçekçi sanatçıların en önemli isimlerinden olmuştur. Genel olarak yoksul ve sıkıntılı insanları konu edinen eserler kaleme alan yazarın beslendiği diğer önemli kaynaklar kendi hayatı, Çukurova ve toprak işçileri, İstanbul’un yoksul insanlarıdır.

Cemile adlı romanı da bahsettiğimiz gibi Çukurova’da çalışan işçi kesiminden insanları konu alan bir romandır. ‘’Küçük Adam’’ adındaki üçlemenin son kitabı olan eser, yazarın gençlik ve evlilik yıllarını da konu alır. Tüm bunlarla birlikte dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik yönünü de yansıtmaktadır. Gelin eseri biraz daha yakından inceleyelim.

Romanın baş karakterlerinden Cemile, fabrikada çalışan genç bir işçidir. Necati ise fabrikada katiplik yapmaktadır. Bu iki ismin birbirlerine kavuşma mücadelesi romanın büyük bir kısmını kaplar. Esasında burada bir aşk hikayesinden söz ediliyor gibi dursa da değinilmek istenen asıl mesele sınıf farklılığıdır. Necati’nin ailesinin Cemile’yi ve onun yaşamını, ailesini küçük görmesi; Necati’nin memur olması ve iyi bir aileden gelmesi birlikte olmalarına engel olarak gösterilir. Davul bile dengi dengine derler ya, başkalarına göre Cemile’ye denk olan kendi gibi köylü ve işçi sınıfından olan fakat maddi durumu daha iyi olan Deveci Çopur Halil’dir. Çopur Halil’in Necati için maaşının az olduğunu söylemesi, bu maaşla kadın bakılmaz demesi gibi ifadeler de aslında toplumun, en azından belirli bir kesiminin, olaylara genel bakışını gözler önüne sermektedir.

Otuz kağıt maaşnan avrat mı sevilir?

Cemile ‘nin büyük bölümünü aşk hikayesi ve mücadele oluştursa da bunların yanında başka önemli noktalar da mevcuttur. Bunlardan biri işçi sınıfının durumudur. Fabrikada zor şartlar altında çalışan işçilerin isyanı, onları yöneten fabrika sahipleri ve yöneticilerinin maddi çıkarlar uğruna verilen emekleri hiçe sayması ve az bir maaş ile fabrikaya tutunan işçilerin çaresizlikleri hem sosyal hem de ekonomik açıdan dikkat çeken bir noktadır. Sosyalist düşünceye tamamen ters olan bu durum eserde eleştirilmiş ve karakterler ile bir nevi şikayet edilmiştir.

Her alanda olduğu gibi üretimde de batılılaşma kaçınılmazdır. Bu sebeple makineleşmeye gidilmiş ve birçok insanın istihdam edileceği büyük fabrikalar kurulmuştur. Ancak zamanla fabrikayı yönetme adına yabancı ülkelerden yetkili kişiler getirilmiştir. Romanda fabrikaya getirilen İtalyan ve sonrasında işlerin bozulmaya başlaması nedeniyle çalışanlar memnun kalmamıştır. ‘’Bu toprakları ve ürünlerini burada yaşayan bilir, ekmeğimizle oynamayın’’ düşüncesiyle işçiler isyana ve kavgaya yönelmiştir.

Onun Avrupa’yı, Amerika’yı gezmesi, babasının bayraktar olmasından bize ne? Biz ekmeğimizi biliriz…

Bu da mücadelenin diğer boyutudur. Çukurova’da toprak işçiliğinden bezmiş, nice ümitlerle şehre göçmüş bu insanlar fabrikalara akın etmiştir. Genç, yaşlı ve çocuk her kesimden insanın çalıştığı bu fabrikalarda ne yazık ki hak gözetilmemiş, yenileşme ve gelişme uğruna hak kavramı ortadan kalkmıştır. Ne demişler ‘’işçisin sen işçi kal!’’.

Romanda yer alan İzzet Usta karakterinin eşinin de hastalığına rağmen fabrikada çalışmayı bırakmaması ve makinenin başında ölmek istemesi işine sadık bir çalışan oluşundan ziyade ne kadar kötü bir ekonomik duruma sahip olduklarını ifade eder. Emekleri ve hayatları hiçe sayan üst kesimin yanında kendi hayatlarını yok saymış alt kesimden insanlar yer almaktadır.

Cemile’nin babası Malik’in düşünceleri de bu kurulu düzene hem eleştiri hem de isyan niteliğindedir. Evlatlarının ve onlar gibi nice insanların fabrikaya bel bağlaması karşısında oldukça endişeli olan Malik şunları söyler:

Korkuyorum, İzzet, fabrikadan korkuyorum! Çocuklarımı günün birinde fabrikaya yem edeceğim gibi geliyor… Korkuyorum!

Malik diğerlerinin aksine haksızlığa ve bu haksız düzeni kuranlara boyun eğme taraftarı değildir. Onun hayali hep eskidedir: Yeniden köy hayatına dönmek, kendi kendini geçindirebilmek… Yani toprakla uğraşarak kalkınabileceğini düşünen tipik bir Anadolu insanıdır.

Yaşım altmış, ama bakma… Daha on sene çift sürebilirim… Toprağımı kendim sürer, kendim eker, kendim biçerim… Ne bulduk bu fabrikalarda? Ha? Sen ne buldun? Senelerden beri çalışırsın, işte tuttukları gibi attılar. Karın verem, oğlun tren altında kesildi. Neden? Hep fabrika yüzünden… Anası başında olsaydı, çocuğunu dizini dibinde oturtsaydı… Şu avluya bak… Hak tu, hak tu’dan geçilmiyor.

Romanda sınıf ayrımının veya sınıflandırmanın yoğun halde işlendiğini söylemiştik. Bu durum yalnızca işçi-yöneten sınıfı veya feodal-burjuva sınıfı arasında değil, fabrikada çalışan işçiler arasında dahi görülmektedir. Çukurova’dan gelen işçilerle başka şehirlerden gelen işçiler kıyaslanır.

Roman yalnızca siyasi, sosyal ve ekonomik bağlamda görüntüler sunmaz. Bunun yanında olayların geçtiği coğrafya hakkında da bilgi verir. Olaylar genel olarak Çukurova’da geçmektedir ve o dönem makineleşmenin etkisiyle fabrikalarda sadece yerel halk değil göçmenler de çalışmaktadır. Bunların başında Cemile ve ailesi gelmektedir.  Aynı zamanda yerel halkın göçmenlere olan bakış açısı ve Çukurova’ya gelen göçmenlerin hayat şartları da yerel halktan farklı olmaksızın anlatılmaktadır.

Eserde dikkat çeken bir diğer nokta ise Orhan Kemal’in bu güçlü kurguyu oldukça saf bir dille ve karakterleri tamamen yöresel ağızla konuşturmuş olmasıdır. Bu yönüyle özünü kaybetmemiş insanı da temsil eden bu karakterler eseri daha güçlü kılmıştır.

Orhan Kemal eserlerinde kadın karakterleri önde tutan bir isimdir. Cemile ‘de de böyledir. Cemile karakterinin sadece aşk hikayesinden ibaret olmadan, fabrikada onunla uğraşanlara karşı erkekçe, sert bir şekilde ve korkusuz cevap vermesi; genç yaşta olmasına rağmen hem babasına ve ağabeyine bakıp hem de çalışıp para kazanması aynı zamanda çevresindeki insanlara yardıma koşması Cemile’yi güçlü bir kadın tiplemesi haline getirmiştir. Yazar romanda kadına dair düşüncelerin yer aldığı ifadelere sık sık yer verir:

Avrat kısmı değil mi, anam olsa şüphelenirim… Kafalarından yumruğu eksik etmeğe gelmez. Kızını dövmiyen, dizini döver.

Yukarıda romanın özeti niteliğinde de diyebileceğimiz bölümlerden hareketle söyleyebiliriz ki Orhan Kemal, tarihsel süreçten bugüne uzanan burjuva ve feodal sınıfının çatışmaları başta olmak üzere, ülkemiz topraklarını uzunca bir süre etkilemiş ve bugün dahi etkisi süren çatışmaları oldukça başarılı bir şekilde işlemiştir. Karakterler arası geçişle birlikte olayları birbirinden koparmadan her kesimden insanı en açık şekilde anlatmış ve en çok da sesi kısılanların sesi olmayı başarmıştır. Kendi hayatının da benzer yollardan geçmiş olması ve eserlerinde kendi hayatından kesitlere çok sık yer vermesi yazarı başarılı kılan en önemli yönlerdendir.

Mekan, karakter ve içerik açısından bütüncül olan eserde verilmek istenen mesajları daha anlaşılır ve etkili kılmak adına bir aşk hikayesi ve baş karakter Cemile’nin böylesi bir toplum düzeni içinde sade ve normal bir hayat kurma, hayatta kalma mücadelesi öne çıkarılmış olsa da çatışmalar ve eleştiriler sayesinde okuyucuya asıl meseleye yeterince değinildiği hissi verilmektedir. En başta demiştik, tarihler değişse de yöntem hiç değişmedi. Bazen şiirle bazen düz yazıyla her zaman her yerde edebiyat bizim sesimiz ve bu zor savaşlarda silahımız oldu. İyi ki edebiyat var! İyi ki bizim sesimiz olmaya çalışan, halının altına süpürürcesine sorunları görmezden gelenlere inat kalemle kağıtla mücadele eden yazarlar/şairler var. Belki de en önemlisi iyi ki okuyanlar var!

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz