Bilgi Köşesi

Çin’deki Türk Piramitleri

Bugünkü yazımızda Çin’de, Türklere ait olduğu iddia edilen ilginç yapıların gizemine ışık tutmak istedik. Türklerin köklü tarihinde araştırılmasına fırsat tanınmamış, keşfedilmemiş ve hatta önemsenmemiş birçok eserin varlığından bahsetmek ne yazık ki mümkün.

İlk kez Çin’in Xian bölgesinde 2. Dünya Savaşı esnasında Amerikalı pilot James Gaussan tarafından fark edildiği söylenen Beyaz Piramitler, asılsız belgeler yüzünden şüpheyle karşılansa da kendimizi acaba demekten alamadığımız konulardan birisi.

Yıllardır varlığı konusunda insanları büyük bir şüpheye düşüren Beyaz Piramitlerin keşfi bir tesadüf sonucu olsa da araştırmacıları yoran şey kesinlikle bu piramitlerin ansızın keşfedilmiş olması değildi.

Çin Hükümetinin, piramitler konusunda katı davrandığı ve araştırılması yönündeki çabaları çoğu zaman sonuçsuz bıraktığı yönündeki iddialar, bu yapılar hakkında söylenenleri biraz daha doğrular nitelikte gösteriyor.

Bugün Çin’in kısmen yasaklı bölge olarak ilan ettiği Xian’da yapılan uydu taramaları, üzeri örtülmeye çalışılan ve belki de Türkler olarak tarihimizi yeniden yazmamıza neden olacak çarpıcı bilgileri gün yüzüne çıkarabilir. Fakat ne hikmetse bu piramitleri araştırmamız her seferinde engelleniyor ve kayda değer bir sonuca ulaşamıyoruz.

14 yıllık bir süreç içerisinde piramitlerin içine giren ilk Türk olarak bilinen ve bu konuyu büyük bir özveriyle takip eden araştırmacı yazar Oktan Keleş, yaptığı incelemelerle yapının içinde bulduğu materyallerin önemini birkaç yıl önce şu cümlelerle vurgulamıştı:

‘’Bütün ezberleri bozacak kadar dünya tarihi açısından önemli.’’

AA muhabiriyle yaptığı röportajda ise çok daha tüyler ürperten bir açıklamada bulunmuştu:

‘’Buradaki materyaller konunun uzmanları tarafından incelendiğinde şunu söyleyebiliriz: Tarihin tekrardan yazılması gerekebilir.’’

Piramitleri, 2. Dünya Savaşı sırasında Hindistan’a erzak taşıdığı esnada gördüğünü söyleyen Amerikalı pilot James Gaussan’ın tarifine göre piramitler, kireçtaşlarından yapılma, yükseklikleri 300 metre civarında ve görünüşleri itibarıyla Amerika’da bulunan piramitler gibi düz bir tepeye sahip yapılardı.

Bizlere her ne kadar ilk kez James Gaussman adlı bir pilot tarafında keşfedildikleri söylense de daha sonra bu asılsız haber yalanlanmış ve aslında ilk kez, adının Maurice Sheahan olduğu bilinen bir Binbaşı tarafından görüldüğü söylenmiştir. Asılsız haber birken iki olmuş ve sonunda piramitlere ait ilk görüntü The New York Times gazetesinde yayımlanmıştır.

Verilen rapordan hemen sonra ilk kez bölgeyi ziyaret eden Alman araştırmacı yazar Hartwig Hausdorf, arazi etrafında pek çok materyal toplamış ve fotoğraflar çekme imkânı bulmuştur.

Fakat hemen ardından nedeni bilinmeyen bir şekilde(!) Çin Hükümeti bölgedeki araştırma ve incelemeleri yasaklamış, kazı çalışmaları da başlamadan son bulmuştur.

Housdorf daha sonra bir dergiye verdiği röportajında topladığı materyalleri ve çekebildiği fotoğrafları paylaşmış, Türklere ait yazıların ve mumyaların bulunduğunu söylemiştir fakat elindeki delillerin yetersizliğinden ötürü iddiaları dünya çapında büyük bir kuşkuyla karşılanmıştır.

Her ne kadar geçen sürede Çin Hükümeti tarafından yapıların sırrı gizlenmeye ve üzerindeki araştırmaların devamına izin verilmese de sadece Türk tarihinin değil, dünya tarihinin de yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılan bu yapıların varlığı konusundaki iddialar ve tepkiler çığ gibi büyümeye başlamıştır.

Eski Sağlık Bakanlarından Halil Şıvgın 1984 yılında Çin’i ziyaret etmiş ve yapılar içinde Mısır Medeniyetinden daha ileri tekniklerle yapılmış mumyalar gördüğünü söylemiştir.

Bölgede araştırma ve kazı çalışmaları başlatmak isteyen başta Türk arkeologlar olmak üzere pek çok araştırmacının talebi Çin Hükümeti tarafından geri çevrilmiştir.

Çin Hükümetinin piramitleri gizlemek için, üzerlerine toprak atıp, ağaçlandırdığı yönündeki görüntüler de kafalardaki soru işaretlerini haliyle çoğaltmaya başlamıştır!

Türk arkeolog, tarihçi ve araştırmacıların bu konu üzerinde epeyce kafa yorduğu su götürmez bir gerçek. Görüşlerin çoğu, bu piramitlerin Türklere ait olduğu yönündedir.

Özellikle Prof. Dr. Kazım Mirşan’a göre bu yapılar kesinlikle Türklere aitti.

Mirşan, yapıların tarihinin M.Ö. 15.000’lere dayandığını, yazının ilk kez Türkler tarafından bulunduğunu ve hatta Sümer, Hitit, Frig gibi medeniyetlerinin soyunun Türklere dayandığını, Çin’de bulunan bu devasa yapıların ise Türkler tarafından yapıldığı yönünde kesin bir hüküm verdiğini belirtelim.

Türk araştırmacılardan aksi görüşte olanlar da yok değildi. Örneğin Eski Türk Tarihi alanındaki çalışmalarıyla bilinen Profesör Ahmet Taşağıl gibi.

Taşağıl, Türk Piramidi olarak adlandırılan yapıların aslında eski Çin İmparatorluğu mezarları olduğunu, o dönemde yaşayan Türklerin böylesine büyük yapıları inşa etmek için yeterli insan gücüne sahip olmadıklarını dolayısıyla piramitlerin doğrudan Çin tarihiyle alakalı olduklarını söylemiştir.

Bilimsel kanıt ve belgelerle doğrulanmayan bu tarz iddiaların sadece bilgi kirliliği yaratacağını da ayrıca belirterek olaylara daha şüpheci yaklaşmamız konusunda bizleri uyarmıştır.

Bölgede 300 metreyle Mısır Piramitlerinden bile daha büyük olduğu saptanmış olan ana piramidin dışında, 100’e yakın irili ufaklı piramitlerin varlığı da ayrıca söz konusudur.

‘’Düz bir ovanın üzerinde uçuyordum. Tam altımızda çok büyük, beyaz bir piramit vardı. Piramit metal ya da bir çeşit taştan imal edilmiş gibi duruyordu. Dört tarafı saf beyazdı. En muhteşem yeri tepesindeki taştı, elmasa benzer büyük bir parçaydı.’’

Amerikalı pilot Gaussman ya da Binbaşı Maurice Sheahan’a göre yapılar dışarıdan bu şekilde görünüyordu!

Piramitler hakkında önemli bilgilere sahip olan Oktan Keleş tarafından yayımlanan görsel ve yazılı belgelerin bu zamana kadar elde edilen belgeler arasında en kapsamlısı olduklarını ayrıca belirtmekte fayda var.

Yaşlı bir Çinli aracılığıyla piramitlerin içine kadar girmiş ve yasak olmasına rağmen duvarlara kazınmış yazıları, resimleri, parçalanmış heykelleri ve mumyalanmış insan bedenlerini çekmiştir.

Keleş’e rehberlik eden Çinli, eskiden, Uygurların Çinliler için paralı askerlik yaptığını ve burada bulunan her şeyin onlardan kalma olduğu yönünde bir açıklama yaptığı da Keleş tarafından yayımlanan makalelerde yer almaktadır.

İşte Oktan Keleş tarafından yayımlanan makalelerde yer alan kurt başları, ay ve yıldız sembollerinin işlendiği, heykel ve taş örnekleri:

İçeriye, mezar odalarına kadar girdiklerini söyleyen Keleş, boyu 2 metreye kadar varan bir mumyayı, mumyanın başına kazınmış ‘ay’  ‘yıldız’ ve ‘kurt başları’ gibi sembollerin bu mumyaların üzerine işlendiğini, granit taşından yapılma bir baş heykeli gördüklerini, heykelin başında iki adet boynuzun olduğunu, boynuzların tam ortasında yine ‘ay’ ve ‘yıldız’ sembollerinin kazındığını, kucağında bir çocuğu taşıyan başka bir kadın heykeli daha gördüğünü söyleyen ve resmeden Keleş’in düştüğü dehşeti tahmin etmek oldukça zor.

Mumyaların çoğunun el dokuması kumaşlarla gömüldüğü ve bu kumaşların dokuları itibarıyla İskoçya’nın kuzeyinde yaşayan Klanlar’ın ölülerini gömerken giydirdikleri ekose kumaşlarla büyük bir benzerlik gösterdiği de saptanmıştır ve hatta mumyalanan insan bedenlerinin yaşamlarında birer şaman olduklarının belirtisi olan uzun şapkaların yanı sıra giyisi ve çantalarının içinde hint keneviride dahil olmak üzere pek çok bitki bulunmuştur, bunlar elbette birer rastantı değildi, hangi medeniyet olursa olsun, zamanlarına göre diğer medeniyetlerden üstün bir konumda oldukları da yamana atılacak cinsten değil.

Son olarak 2007 yılında Çin Hükümetinin National Geographic Topluluğu’nun yürüttüğü gen araştırmalarına izin verdiğini belirtelim.

Yapılan araştırmalar sonucunda mumyaların, İndus Nehri bölgesi başta olmak üzere Mezopotamya ve Avrupa kıtalarından gelme oldukları kesinleşmiştir.

Yapılan tespitler sonucu nereden geldiği belirlenmeyen genlerede rastlanılmış, araştırmacılara göre mumyalar üzerinde tespit edilemeyen genlerin kayıp olan Mu Kıtasından gelme oldukları düşünülmüştür.

Atatürk, 1930 yılında Türk Tarih Tezi kapsamında bir teori ortaya atar. O teori Türklerin Orta Asya’dan önceki yerleşim yerlerinin M.Ö 12.000’lerde, bir doğal afet sonucu Pasifik Okyanusun derinliklerine gömülen Mu Kıtası olduğu yönündedir.

Bugünkü adıyla Zelandiya olarak bilinen bu kayıp kıta yıllardır bilim adamlarının ‘kıta’ olarak belirlediği en büyük su altı kütlesidir.  

Atatürk’ün Meksika Büyükelçisi olarak atadığı Tahsin Mayatepek, antik Maya tabletlerinde sulara gömülen kayıp bir kıtanın varlığına dair yazıların bulunduğunu söylemiştir.

Sonuç olarak, Çin’deki piramitlerin Türk tarihine ait olup olmadığı tartışmalıdır. Bu iddia ne bir çırpıda kenara atılmalıdır ne de abartılı bir milliyetçilik ile olaya duygusal yaklaşılmalıdır. İlerleyen yıllarda olur da Çin Hükümeti dünya tarihine bir fayda sağlamak ister ve bu yapıları araştırmacılara açarsa o zaman yapılacak bilimsel çalışmalar ile gerçek karşımıza çıkacaktır. Bilimin ışığı, en karanlık geceleri bile aydınlatacak kadar kudretlidir.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz