Bilgi Köşesi

Cotard Sendromu | Yaşadığınızdan Emin Misiniz?

Tam şu an kendinizi düşünün. Ölü olabilir misiniz? Yaşadığınızdan emin misiniz? Muhtemelen içinizden bu sorunun çok saçma olduğunu düşünüyorsunuz. Ama öyle değil. Böyle bir sendrom var. Çok nadir görülen bir sendromdan bahsedeceğiz sizlere: Cotard sendromu ya da bilinen adıyla, yürüyen ceset sendromu.

Bu sendrom öyle bir şey ki yaşayan insanlar kendilerinin tamamen ölü olduklarına inanıyorlar. Hatta “bakın ben ölüyüm” diyerek intihar teşebbüsünde bulunuyorlar. Böyle bir teşebbüste bulunmayan hastalar ise vücutlarının kurtlarla dolu olduğunu veya çürümüş ceset kokusu aldıklarını söylüyorlar. Başta kulağa tuhaf gelse de ciddi sorunlar doğurabilecek bu sendrom Amerikan Psikiyatri Derneğince ruhsal bozukluk olarak kabul ediliyor. (Her ne kadar psikologların kullandığı DSM- 5 ruhsal bozukluklar el kitabında yer almasa da). Capgras Sendromuyla bağlantılı olarak bu sendromda da tüm dünyanın sahtekar olduğu düşüncesi yaygın olabilir. Capgras Sendromunda olan bir kişinin sahtekarlığı yerini tüm dünyanın sahtekarlığı olarak yer değiştirir.

Bu hastalık tarihte nasıl seyir etmiş diye araştırma yaptığımızda ise hastalığın ilk olarak 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlandığını görürüz. Kendisine gelen bir vakada hasta vücudunda göğüs, mide, bağırsak gibi organların bulunmadığını bu yüzden kendisinin ölümsüz olduğunu ve yemek yemediğini söylemiştir. Elbette bu hasta açlıktan ölünce hastalık tanımlanmıştır. Ancak aradan geçen onca zamana rağmen hastalığın kesin bir tedavisi bulunamamıştır. Bunun sebebi ise oldukça nadir görülüyor olmasıdır. Başlıca uygulanan tedaviler ilaç ve beyne elektroşok uygulamaları yapmaktır. Yine de elimizde az olan bilgilere baktığımızda başlama yaşı ortalama 52’dir. Ayrıca ölüm korkusu yaşayan insanlar bu hastalığa daha fazla yakalanma eğilimi gösterebilmektedir. Genellikle kadınlarda ortaya çıkan bir hastalık olduğu da elde edilen bilgiler arasında. Cotard Sendromu ‘nun tıbbi boyutu da bir hayli ürkütücü. Gerilim filmi izliyormuş gibi hissedebilirsiniz kendinizi fakat bir kez daha altını çizelim: Bunlar gerçek!

Ortaya çıkma sebebi tam bilinmemekle beraber beyindeki anormalliklerden kaynaklandığı düşünülüyor.  Beynimizde yüzleri tanıyan fusiform yüz alanı bulunmakta. Bu alanın duygularımızla ilgili olan amigdala bölgesiyle uyuşamamasından dolayı oluştuğu kabul edilir. Bu bağlantı sağlanamadığında kişi etrafındaki yüzlerden bir duygu çıkaramıyor ve çevresini ya da kendisini tanımlayamıyor. Ve buradan yaptığı çıkarım kendisinin var olmaması ya da ölmüş olduğu düşüncesi oluyor. Başka bir bakış açısı ise ilaçların yan etkisi olduğu düşüncesi olsa da bu inanış bilim dünyasında yeterince yaygın değil.

Hastalığı yaşayan kişilerin beyinleri bu konuyla alakalı araştırılınca organik temelli (beyinle ilgili olduğu) düşüncesi daha kabul görüyor. 2013 yılında Graham adlı bir vaka bu sendromun organik temelli olduğunu kanıtlar niteliktedir. Graham, ağır depresyon hastasıdır ve olaydan birkaç hafta önce intihara teşebbüs etmiştir. Beyninin o intihar sırasında yandığını ve dolayısıyla kendisinin ölü olduğunu düşünüyordur. Sürekli mezarlıklara gidip polisler onu oradan alıncaya kadar orada durmaktadır. Ayrıca ölü olduğu için yemek yemesine ve uykuya ihtiyacı olmadığı düşüncesini kafasından atamamaktadır. Ve bu düşünceyi insanlarla “size ölü olduğumu kanıtlayacağım” diyerek sık sık paylaşmaktadır. Bir insan daha ne kadar zor duruma düşebilir ki? Aynaya bakınca bir ölü gördüğünüzü düşününce sizin de içinizi bir korku kaplamıyor mu?

Kliniğe geldiğinde yapılan testlerde ağır bir depresyon ve orta düzeyde anksiyete yaşadığı saptanmıştır. Ancak hastalığın sebebinin kullandığı antidepresan mı yoksa başka bir şey mi olduğu anlaşılmamıştır. Beyni PET taraması ile incelendiğinde ortaya çıkan sonuçlar oldukça şaşırtıcıdır. Graham’la çalışan doktorlardan biri PET sonuçları incelendiğinde Graham’ın beyninin aynı genel anestezi almış bir hastanın ya da uyuyan bir insanın beynine benzer sonuçlar gösterdiğini söylemiştir. Elbette bu sonuçların yürüyüp, düşünen bir insanın beyninde olduğu düşünüldüğünde sonuçların dehşet verici olduğunu görürüz.

Yapılan araştırmalarda hastalığın üç aşamalı olduğu fark edilmiştir. Sendromu yaşayanlar incelendiğinde ilk evrede yokluk hissi ve gerçeklerden uzaklaşma hissi yaygın olarak görülür. Bu durum kişinin günlük hayatını olumsuz yönde etkilemeye başlar ve günlük rutinlerini tamamlamakta zorluk çekerler. Aynı zamanda ağır depresyon belirtileri göstermeye başlarlar. İkinci evrede kişiler kaygı bozukluğu, yokluk duygusu (histen duyguya evrilir) yaşamaya başlarlar. Vücudunu inkar etme, çevredeki kişilerin isteklerini inatla reddetme gibi belirtiler sergilerler. Son aşama olan üçüncü evrede çok ciddi hezeyanlar ve ağır depresyon belirtileri görülür. Ve bu durumda genellikle düşündükleri “ben ölüyüm” düşüncesi kişi için değiştirilemez bir kalıp yargıya evrilir.

Bu sendromu yaşayan insanların düşüncelerine baktığımızda ya da yaşantılarını incelediğimizde varoluşsal sancılar yaşadığımız dönemleri hatırlamamız oldukça olası bir durumdur. Herkes hayatının bir döneminde (en azından ergenlik döneminde kendimizi tanırken) ben kimim, hayat ne demektir, neden bu dünyada varım sorularıyla meşgul olup cevap alamadığı buhranlı günler atlatmıştır. Cotard Sendromu ‘nu yaşayan kişiler belki de bu sorulara yanıt alamayıp daha ileri bir evrede sıkıntılarla boğuşmaktadır.

Ve gelelim en can alıcı kısma, örneklere. Tüyler diken diken olmaya hazırsa başlayalım:

“2012’de Japonya’da bir adam doktorlara öldüğünden şüphelendiğini söylemiştir. Ve bunu doğrulayıp doğrulayamayacaklarını sormuştur. Doktorlar bu durumun imkansızlığından, yürüyüp hastaneye gelebilen bir adamın ölü olamayacaklarını söylediklerinde hasta, bunun beyninin bir oyunu olduğunu söylemiştir. Hasta tedaviye yanıt vermiş olsa da önceki hayatında ölmüş olduğunu düşünmeye başlamıştır.”

“1996’da İskoçya’da genç bir adam ağır bir motosiklet kazası atlatmıştır. Kesinlikle öldüğünü düşünmüştür. Tedavisinden sonra genç adam, annesiyle Güney Afrika’ya taşınmıştır. Güney Afrika’da yaşamak adamın ölü olduğuna dair düşüncelerini pekiştirmiştir. Çünkü adam cehenneme geldiğini, ancak cehennemin bu kadar sıcak ve kötü bir yer olabileceğini söylemeye başlamıştır.”

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz