Kitap İncelemeleri

Değirmen

“Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekâlâ ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?..”

Günümüzdeki aşk hikayelerinde olmayan cümlelerdir bunlar ve aynı şekilde günümüzdeki ilişkilerde görülen “seni, sana kalbimi verebilecek kadar çok seviyorum.” sözünün boşluğunu insanların yüzüne vuran cümlelerden biridir.

Sabahattin Ali böyle der Değirmen adlı öyküsünde. “Dinle adaşım, sana bir Çingenenin aşkını anlatayım…” diyerek öyküsüne başlar. Sabahattin Ali’yi çoğu insan yazmış olduğu Kürk Mantolu Madonna kitabı ile tanır. Kitaptaki akıcı dil, olay örgüsü, anlatmış olduğu aşk okuyanı içine çeker. Okuyanı, o dünyaya götürür. Yine bu kitapta –özellikle bu hikayede- anlatmış olduğu tema yine aşktır. Okurken bahsettiği çift, olayın geçtiği ortam gözünüzde canlanır. Sanki o an orada birebir yaşıyor gibi karakterlerin ses tonları bile istemsizce kulağınıza gelir. Elbette öykünün hepsini size anlatarak güzelliğini bozmak istemeyiz. Ancak kısaca bahsetmemiz gerekirse bir kadın için gerçekten kalbini verebilecek kadar çok seven bir adamın hikayesidir bu. Anlatıcı Sabahattin Ali ise öykünün aralarında yorumlarını yapar. Ancak bütünlüğü bozmaz. Aynı yerlerde yaşayan birbirini seven iki çingenenin aşkıdır bu hikaye. Birini gerçekten sevmek nedir sorusu, öykünün sonunda anlaşılır. İlk girişte söz edilen satırlar (kitapta elbette daha ayrıntılı) aslında kitabın sonunda bir anlam kazanır.

Eğer bir öykü kitabı okumak istiyorsanız ya da uzun sayfalar süren bir “macera” aramıyorsanız bu kitap tam size göre. Kürk Mantolu Madonna’dan daha kısa ama daha çarpıcı bir aşk hikayesiyle başlayan kitap üç kısımdan oluşuyor. Toplam hikâye sayısı ise 16. Önsöz kısmında sanırım her yazar gibi eserini beğenmemiş olacak ki şöyle der: “Şiir ve hikayelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötülerin olduğunu biliyorum…Buna rağmen bu yeni baskıdan onları çıkaramadım. Çünkü, bir kere okuyucu önüne sermiş olduğum taraflarımı sonradan örtbas etmeye hakkım olmadığı kanaatindeyim.” Kitapta en kurgu kısım önsözdedir. Çünkü aslında kitabı o kadar güzeldir ki Nurullah Ataç ve Orhan Şaik Gökyay kitap yayınladıktan sonra yayınladıkları yazılarda Sabahattin Ali’nin gerçek bir sanatkâr olduğundan söz ederler.

Bahsetmiş olduğumuz kısım birinci kısımda kitaba ismini veren Değirmen öyküsü bizleri karşılar. İkinci kısmın ilk hikayesini okurken karakterin bize vermiş olduğu his Kürk Mantolu Madonna’daki Rauf Efendi’yi anımsattı. Aynı ağırbaşlılık, ürkeklik bu karakterde de vardı. Ancak öykü konusu bakımından Kürk Mantolu Madonna’ya benzemediğinden bu bağdaştırmadan kısa sürede kurtulduk diyebiliriz.

Üçüncü kısımdaki hikâyeden de kısaca söz edip yazımızı öyle sonlandıralım. Bir Siyah Fanila İçin isimli öyküsünde Ömer eski bir arkadaşı olan Güzin Hanımla karşılaşır ve ona değişen hayatını anlatır. Kaymakam olarak İstanbul’dan ayrılan Ömer geri İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’a neden döndüğünü, aslında ne olmak istediğini ve bunlara nasıl karar verdiğinin kısa bir özetidir.

Zaman zaman biz de böyle yapmaz mıyız? Bir gün uyanırız. Koşuşturmacalar arasında ne yaptığımızı düşünürüz. Çoğu kez kendimizi bir döngünün içinde hissedip bunu bozmanın yollarını ararız. Kimimiz gerçekten bu döngüyü kırmak için somut adımlar atar, kimimiz de bir şeyler araştırır ancak koşuşturmacanın içinde yine kaybolur gideriz.

Sabahattin Ali yaşadığı dönemde Toplumcu Gerçekçi olarak tanınır. Ve aslında biz bunu yazdığı o “aşk” hikayelerinde görürüz. Onlar salt “aşk” değildir. Köyleri, insanları, insanların yaşayış biçimini anlatması onu toplumcu gerçekçi yazarlardan biri yapmıştır. Biz onu her ne kadar daha çok romanlarıyla tanısak da şiirleri ve öyküleri de göz ardı edilmemesi gereken eserlerdendir. Özellikle öyküleri günümüzdeki yaşamla hala paralellik gösterir. Bazı öykülerini okurken günümüzden örnekler vererek yazmış gibi düşünürsünüz. Eğer hikaye okumayı seviyorsanız ve Türk edebiyatına ilginiz varsa bu kitabı asla es geçmemelisiniz.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz