Bilgi Köşesi

Doğu Türkistan’da Ne Oluyor?

Kökleri MÖ. 5. yüzyıla kadar uzanan, tarihte bugüne kadar en uzun süre ayakta kalabilen ve en eski Türk Kavimlerinden biri olarak bilinen Uygur Türkleri yok ediliyor! Tarihimiz, geleceğimize yön veren en önemli kaynakken, bizleri de yakından ilgilendiren bu konu hakkında sessiz kalmak istemedik. Gelin beraber öğrenelim. Doğu Türkistan’da Ne Oluyor?

Zira her ne kadar Türk ve Müslüman olan bu köklü devlete dini seçimlerinden dolayı baskı, şiddet ve insanın aklına durgunluk getirecek onlarca şey uygulansa da bizlerin öncelikli tepkisi tabi ki de başta bunun bir ‘’insan’’a yapılıyor oluşudur. Zaman içinde, Maniheizm, Budizm gibi dinlerin etkisinde olup daha sonra Müslümanlığa yönelen Uygur Türkleri, 1865 yılında, hakimiyeti altında kaldığı Çin’e karşı bağımsızlıklarını kazanırken 1877 yılında yeniden Çin’in hakimiyetine girmişlerdir.

1950 yılında ise Komünist Çin’ in işgaline uğrayan ve bugün özerk bölge olarak bilinen Sincan’da yaşamlarını sürdüren Uygur Türkleri, yine bu bölgede, zor şartlar altında bağımsızlık ve yaşam mücadelesi vermektedirler. Bugün Çin resmi kaynaklarında sözde ‘’eğitim merkezi’’ adı verilen, dünyaya da böyle lanse edilen ve aslında bir ‘’toplama kampından’’ farksız olan bu yerlerde bir milyonun üzerinden Müslüman Uygur Türk’ü yaşamaktadır. Veya daha doğru bir tabirle yaşam ve bağımsızlık mücadelesi vermektedir.

2009 yılından bu yana kültürlerinden ve de en önemlisi dini seçimlerinden dolayı Uygur Türklerine baskısını sürekli olarak artıran Çin Devleti, 2014 yılında ‘’Teröre Karşı Halk Mücadelesi’’ adını verdiği, Uygur Türklerini olduğundan farklı göstermek istediği bir sürecin içine resmen girmiştir.

Etrafı kalın duvarlarla çevrili, güvenliğin, giriş ve çıkışların sağlanabildiği her yerin dikenli tellerle örtüldüğü bu sözde ‘’eğitim merkezi’’ne Çin Devleti ‘’rehabilitasyon merkezi’’ de demektedir. Dünyaya karşı, yaptıklarını böylesine masumane bir olaya indirgeyen bu devlet, iddiasını bugün hala sürdürmekte. Oysa Doğu Türkistan’da okul, hastane ve devlet dairleri gibi pek çok bina yine Çin Devlet’i tabiriyle küçük ‘’eğitim merkezleri’’ haline getirilmiş durumda. Kampların varlığına dair net bir sayının bilinmemesiyle birlikte, kaçmayı başarabilen Uygur Türklerine göre sayı bizlerin sandığından da fazla.

Yapılanlar, bildiklerimizin ve duyduklarımızın da ötesinde ve çok daha acı. İnsanların dinlerinden ve kültürlerinden alıkoyulmasının yanında kadın ve çocuklara yapılanlar da konu başlığını genişletiyor. Bugün Türk Dil Kurumu’na göre, bir insan topluluğunun ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok edilmesi anlamına gelen soykırım kelimesi, buradaki insanlık dramını resmiyete döken tek kelimedir.

Camilerin yakıldığı, Kuran kurslarının kapatıldığı, dini ilimlerin öğrenilmesinin yasaklandığı, kadınların kapanmasının, erkeklerin uzun sakal bırakmasının kesinlikle yasak olduğu, zorla domuz etinin yedirilmeye çalışıldığı, oruç ve namaz gibi ibadetlerin yapılmasına müsaade edilmediği, oruç tutmanın bedene zararlı olduğunu ileri sürüp, yine bu ibadeti yerine getirenleri bilmek için bedava yemek dağıtıldığı, Ramazan ayında özellikle tüm restoranların açık tutulduğu bilinmektedir. Böylesine bir sisteme kullanılabilecek tek kelime soykırımdan başkası olmuyor ne yazık ki…

Uygur Türkleri Soykırıma uğruyor!

Dini seçimlerinden dolayı baskı altında olan Uygur Türkleri Çin’de iyi şartlarda bir hayat sürdürebilmek için dinlerini saklamak ve bir Çinli görüntüsü çizmek zorundalar. Ancak o zaman daha iyi şartlarda yaşayıp, iyi bir eğitim alıp, ülkeden rahatça, yani kaçmadan pasaport yoluyla çıkabilirler.


Bugün Türkiye’de 30 bine yakın Uygur Türkü yaşamaktadır. Dünya Uygur Kongresi başkanı Rabia Kadir, özellikle Türkiye’den bu konuda destek bekliyor. Türkiye’de yaşayan Uygur Türklerine de vatandaşlık verilmesini, Türk’ün, Türk’e sahip çıkması gerektiğini vurguluyor.

Kamplardan yasadışı yollarla kaçmak zorunda kalan veya yaşamak için dinlerini ve kültürlerin gizleyip bir Çinli görüntüsü çizerek ülkeden çıkmayı başarabilen birkaç Uygur Türkünün yaşadıklarına değinecek olursak; Kendisi aslen bir Pakistanlı olan Mirza Imran adındaki iş adamı, Uygur Türk’ü olan karısının ve 4 yaşındaki oğlunun o kamplardan birinde olduğuna ve yurtdışına çıkmalarına müsaade edilmediğini söylüyor.

Ve kamp hakkında da şunları dile getiriyor: ‘’Orası bir cezaevi. Her hücrede ortalama 20 kişi var. Hiç kimse, hakkındaki bir hükümden ya da yargı kararından dolayı orada tutulmuyor. Ayrıca hücrelerde hijyen yok, bundan dolayı insanlar da hastalanıyor.’’

Adı belli olmayan ve İstanbul’da yaşayan başka bir tanığın da söyledikleri de şunlar: ‘’Beni, Türkiye’deki Doğu Türkistanlılar hakkında casusluk yapmam şartıyla serbest bıraktılar.’’

Adının Alim Can olduğunu bildiğimiz başka bir Uygur Türkü de: ‘’Devlet görevlileri geldi kasabalara, köylere dağıldı. ‘Herkese pasaport vereceğiz’ dediler. Sonra da yurt dışına çıkanların tümünün akrabalarını içeri aldılar. Çin’e dönüp parasını alıp gelmek isteyenlerin pasaportlarına havaalanında el konuldu. Ülkeden çıkamadılar’’ sözleriyle Çinlilerin onları nasıl kandırdığını anlatırken, başlattıkları ‘’Kardeş Aile’’ projesiyle evlerinin içlerine ajanlar yerleştirip bu ajanların da ne amaçla kullanıldıklarını yine şu sözlerle anlatıyor: ‘’Bu iş 2014’te başladı. Aile içine gelen Çin erkekleri Kuran okuyup okumadığımızı, namaz kılıp kılmadığımızı kontrol ediyor ve eve içki getirip içmeye zorluyorlardı.’’

Tüm bu yaşananları Müslüman olmalarına bağlamak tamamen yanlış. Çin hükümeti, bugün yeraltı kaynakları bakımından zengin olan Doğu Türkistan’ın her şeyine göz dikmiş ve asimile etmeye çalıştığı bu köklü devleti her açıdan yok etmeyi gözüne kestirmiş durumda.

Bunlar gibi sıralayabileceğimiz daha binlerce çaresiz hayat hikayesi var ve gün geçtikçe bu hikayelerin acısı ve yaşanmışlığı artıyor.

Ve artık gerçekten birilerinin buna dur demesi gerekiyor.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz