Bilgi Köşesi

Dyatlov Geçidi Vakası

“Elbette işin gerçeği, o gece ne olduğunu kimse gerçekten bilmiyor. Ancak çığ fikrinin mümkün olduğuna dair güçlü sayısal kanıtlar sunduk. Bilimsel bir yayın organı olan Nature Communications Earth & Environment’da Profesör Alexander Puzrin’in yazdığı makalede, Dyatlov Geçidi Vakası hakkında ortaya atılan sayısız teori işte bu cümlelerle yalanlanmıştı.

Makalede yazılanlara göre, çok nadir görülen bir çığ olayı tırmanışçıların hayatlarını kaybetmelerine sebep olmuş ve olay mantıksal nedenlere bağlanmıştı. Fakat cesetlerin üzerindeki bulgular bir çığ felaketinden fazlasının olduğunu gösteriyordu. Bundan tam 62 yıl önce, 9 tırmanışçının Ural Dağlar’ında esrarengiz şekilde hayatlarını kaybetmeleriyle sonuçlanan ve adına Dyatlov Geçidi Vakası denilen olayın perde arkasında gerçekten ne vardı? Kar canavarları, uzaylılar, askeri deneyler… Bu saydıklarımız Dyatlov Geçidi Vakası hakkında öne sürülen sayısız teoriden yalnızca birkaçıydı. Olayın yaşandığı dönemi, koşullarına göre ele alacak olursak insanların bu tarz varsayımlarda bulunmaları çok normal gelecektir. Çünkü o dönemde teknolojinin böylesine alışılmadık bir durumu açıklayacak kapasitede olduğu söylenemezdi, peki ama şimdi?

Haydi gelin bu gizemli olayı, günümüz teknolojisiyle, dönemin koşullarına göre bir kez daha ele alalım. Çünkü Gustave Le Bon’un da dediği gibi ‘’Bilim bize gerçeği vaat eder. Başarıyı ya da mutluluğu değil.’’

Tarihler 27 Ocak 1959’u gösterdiğinde Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ural Politeknik Enstitüsünden 9 kişilik bir ekip Ural Dağları’nda, kuzey istikametinde ilerleyerek bir araştırma için yola koyuldu. Ural Dağları’nda başlayacak olan yolculuğun varış noktası Gora Otorten Dağı’ydı. Bölgenin yerel halkına göre bu dağın başka bir ismi de vardı: Kholat Syakhl Dağı yani ‘’Ölüm Dağı.’’ Ne yazık ki bilindiği üzere bu dokuz araştırmacı varış noktasına varamadan başlarına gelen büyük bir felaket sonucu yaşamlarını yitirdi.

Tarihin karanlık sayfalarında en esrarengiz olaylardan biri olarak anılmaya başlanan bu geçit vakası , zaman içerisinde ortaya atılan asılsız teorilerle tüyler ürpertici bir hal almaya başladı. Fakat öne sürülen teorilerin de haklı bir yanı vardı. Söz konusu gece, kurdukları çadırın içeriden parçalanması ve dahası tırmanışçılara ait her eşyanın çadırın içerisinde bulunması öne sürülen asılsız teorilerin haklılığını sorgulamaya yönlendiriyordu insanları. 26 Şubat 1959 günü, kendilerinden haftalardır haber alınamayan tırmanışçıları bulmak için seferber olan onlarca ekibin verdiği bilgilere göre, bulunan ilk iki ceset bir sedir ağacının altında vücutlarında yanık izleriyle birlikte bulunmuştu ve bu cesetlerden bir tanesi parmak eklemlerini kendi ağzıyla parçalamıştı. İşin asıl ilginç tarafı ise cesetlerin üstünde yalnızca iç çamaşırları vardı. Hemen ardından bulunan başka 3 ceset ise kamp alanına doğru dönmeye çabaladıklarını işaret eden bir konumda, yerde donmuş halde bulunmuşlardı.

Geriye kalan 4 ceset yaklaşık 2 ay sonra yani 4 Mayıs’ta sedir ağacının 75 metre uzağında, bir hendeğin içerisinde, karın 4 metre altında bulundu. Bu cesetlerin kafatasında ezilmeler, göğüslerinde yaralanmalar vardı.

Söylenene göre olayın yaşandığı günlerde, bölge halkı gökyüzünde renkli ışıkların yanıp söndüğünü iddia etmişti. Buna ek olarak yapılan otopsi işlemlerinde de cesetlerin üstünde yüksek miktarda radyasyon izine rastlanmıştı. Ortaya atılan varsayımlar, bilimsel kanıtları tetikledikçe insanların aklına gelen ilk şey bunun gizli bir askeri deneyi olduğuydu. Sorumluluğu ise KGB operasyonuna yüklemişlerdi.

Askeri deneylerden, düşük frekanslı ses dalgalarıyla insan zihnini ele geçirici etmenlere ve hatta mitolojik canavarlara kadar süre gelen bir yığın teori ortaya atıldı. Ancak bu sırada en önemli detay unutuldu.

Tırmanışçıların her biri profesyoneldi ve kendi alanlarında böylesine deneyimli olan bu ekibin başına gelenler neden bu kadar çelişkili ve anlamsızdı? İşte tam bu noktada ileri sürülen asılsız teorileri bir kez daha gözden geçirip, olayı bilimsel yönlerden ele alma gereği duyuyoruz. Bu yöntem bizleri tıpkı dönemin, olay hakkında araştırma yapan bilim adamları gibi bir çığ felaketinin meydana gelme ihtimalini düşündürüyor. Peki ama yeterince dik olmayan ve herhangi bir çığ kalıntısına rastlanılmayan olay yerinde nasıl olur da çığ olmuştu?

Cesetlerde meydana gelen yaralanmalar, kırılmalar, radyasyon izleri ve daha sayılabilecek pek çok detay çığ fikrine olan inancı sarsar vaziyetteydi. Çünkü dönemin araştırmacıları bölgede herhangi bir çığ kalıntısına rastlamamıştı. Cesetlerde meydana gelen yaralanmalar, herhangi bir çığ olayında yaralanan birinin aldığı darbeyle benzerlik de göstermiyordu. Son olarak en büyük neden de şuydu: Yamacın eğimi, oluşabilecek bir çığ felaketi için yeteri kadar yüksekliğe sahip değildi. Ta ki çok nadir görülen bir çığ olayının meydana gelme ihtimali akıllarda yer edene kadar!

Bu resimde dünyada gerçekleşmesi çok zor olan farklı bir çığ olayının aşamalarını görüyorsunuz.

Makalenin bir başka yazarı olayı şöyle açıklamış: ‘’Önceki araştırmacılar o gece hiç kar yağışı yokken bir çığın gecenin ortasında nasıl tetiklenebileceğini açıklayamamıştı. Biz bunu açıklamak için yeni bir fikirle geldik. Kar sürtünmesi ve yerel topoğrafya verilerini kullanarak, küçük bir tabaka çığının hafif bir eğimde, arkasında çok az iz bırakarak gerçekleşebileceğini gösterdik. Bilgisayar simülasyonları yardımıyla, bir kar tabakasının vurmasının, bu dağcılarda gözlemlenenlere benzer yaralanmalara yol açabileceğini gösterdik.’’

Tırmanışçıların, kamp yapmak için yamacın bir kısmındaki karı açmaları makalenin yazarlarına göre o felaketin ilk tetikleyicisiydi. Fakat bakın Alexander Puzrin nasıl bir cümleyle bitiriyor açıklamalarını: ‘’Bu ilk tetikleyiciydi ancak bu tek başına yeterli olmazdı!’’

Sahiden o gün ne olmuştu, tırmanışçıların başına ne gelmişti belki de sonsuza dek bir muamma olarak kalmaya devam edecek. Henüz tırmanışçıların yakınlarına bile mantıklı açıklamalar yapılmamışken bizlerin olayı çözmek gibi bir derdi olmamalı. Onun yerine insanlık adına şu soru sorulmalıdır: Tırmanışçıların başına gelenler bir doğa olayı sonucu mu gerçekleşmişti yoksa bölge halkının iddia ettiği gibi insan eliyle yapılan bir deneye mi kurban gitmişlerdi?

Haydi gelin olayı biraz başa saralım ve tırmanışçıların yola koyuldukları ilk güne gidelim. Tırmanışçıların oluşturduğu ekip resmî belgelere göre aslında dokuz değil on kişilikti fakat aralarından adının Yuri Yudin olduğu bilinen bir tırmanışçı o gün ayağını burkmuştu. Geçirdiği sakatlıktan ötürü ekipten ayrılarak, yolculuğunu sonlandırmak zorunda kalmıştı. Geriye kalan dokuz kişi ise 27 Ocak 1959 günü ekipten ayrılmak zorunda kalan Yuri Yudin tarafından son kez görülmüştü. Ekip arkadaşlarının başına gelen felaketten oldukça kötü etkilenen Yuri Yudin Dyatlov Geçidi Vakası’nın ilk ve tek tanığıdır. Yuri Yudin’in verdiği bilgilere göre Rus yetkililer, cesetler bulunduktan sonra birçok araştırmacıya engel olmuş ve bölge etrafında incelemeler aksamaya uğramıştır. 2013 yılında hayata gözlerini yuman Yuri Yudin hayatı boyunca rüyalarında sürekli olarak ölen arkadaşlarını gördüğünü söylemiştir. Ve son olarak… Olay hakkında çekilen bir belgeselde Yuri Yudin acısını şu kelimelerle dile getirmiştir: Hayatım boyunca bir soru sormak hakkım olsaydı, o da “o gece arkadaşlarıma ne oldu?’’ sorusu olurdu.

Daha fazla içerik için: https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak içinhttps://www.instagram.com/armadillokitap/

YouTube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz