Bilgi Köşesi

Eşekli Kütüphane | Mustafa Güzelgöz ve Yüksel

Mustafa Güzelgöz diğer adıyla nam-ı diğer ‘’eşekli kütüphaneci’’ bundan tam 78 yıl önce herkese ilham verecek, büyük bir girişim örneği ile kütüphanecilik tarihine adını yazdırdı. Başta Türk edebiyatında, toplumcu roman anlayışının önemli isimlerinden Fakir Baykurt’un da eserine konu olan ve üzerine birçok çalışmanın yapıldığı eşekli kütüphaneci yani Mustafa Güzelgöz’ün eşekli kütüphane hikayesiyle beraber sizlere ilham perisini getirdik.

Mustafa Güzelgöz 1921 yılında Ürgüp’te dünyaya gelse de henüz çok genç yaşta İstanbul’a çalışmak için gitti. Uzun Tiftik ve Yapağı Dışsatım Birliğinde memur olarak çalıştı ve bir süre sonra tarihler 1940 yılına geldiğinde askere alındı. Askerlik süresinin İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk gelmesi nedeniyle 3.5 yıl Tokat’ta askerlik yaptı ve ardından memleketi Ürgüp’e döndü. Mustafa Güzelgöz’ün futbola ilgisi vardı. Bu ilgisini gören kaymakam, kendisinden gençlere futbol oynamayı öğretmesini istedi. Bunun karşılığında da kendisini Tahsin Ağa Kütüphanesine memur olarak yerleştireceğini söyledi. Mustafa Güzelgöz, bu teklifi kabul etti ve 23 yaşında Ürgüp’te kütüphaneye memur olarak atandı. Hayat sürprizlerle doludur sözünü kanıtlarcasına gerçekleşecek olan bir hikaye işte böyle başladı.

Göreve başladığı andan itibaren kütüphaneyi geliştirmek adına birçok çalışma yaptı. Eksik olan ne varsa gidermek için uğraştı. Tüm bu uğraşının amacı insanları kütüphaneye çekmek ve kitap okuma alışkanlığı kazandırmaktı. Kütüphanede bulunan 2300 adet Osmanlı el yazması eserini gün yüzüne çıkardı. Kütüphaneciliğe dair hiçbir bilgisi olmamasına rağmen bulduğu bir kitap aracılığıyla kütüphanesini geliştirmeye başladı. Özellikle çocuk kitaplarının eksik olduğunu gördü ve tanıdıklarıyla iletişime geçerek kitap bağışında bulunmalarını istedi. Ancak ne yazık olacak ki Mustafa Güzelgöz, bunca çabasına rağmen kütüphaneye gereken ilgiyi sağlayamadı. Ne yapsa da insanları kütüphaneye çekemedi. Bu durum Güzelgöz’ü yıldırmadı ve insanlar gelmiyorsa kitaplar onlara gitmeli düşüncesiyle hemen harekete geçti. Dönemin şartları ve sahip olunan imkanlar sebebiyle bu işin en iyi eşeklerle olabileceğini düşündü. Hemen işe koyularak, köylere kitap ulaştırılması için ödeneğe başvurmak amacıyla Ankara’ya Kültür Bakanlığına gitti. Yetkililere iki kişilik bir kadro ve eşeklerin yem ihtiyacı için ödenek ihtiyacı olduğunu bildirdi ve bakanlık tarafından gerekli ödenek sağlandı. Böyle bir istek reddedilebilir miydi hiç!

Eşekli Kütüphane Kuruluyor!

Ödeneği almasının ardından yavaş yavaş hedefe giden yolar açılmaya başladı. Öncelikle eşeklerle kitapları taşıyabilmek için marangoza gidip iki büyük sandık yaptırdı. Bu sandıklar 200 kadar kitabı alıyordu. Sandıkları ‘’Yüksel’’ adını verdiği eşeğine bağlayan Mustafa Güzelgöz hız kesmeden işe başladı. Eşeği ve kitaplarıyla köy köy dolaştı ve kendisi için bir de takip defteri oluşturdu. Alınan kitapları bu deftere kaydediyordu. Tam 36 köye bu şekilde hizmet etti. Eşekli kütüphane sayesinde artık Ürgüp yöresinde halk kitaplarla tanışmış, kitap okumaya başlamıştı.

Artık Herkes Eşekli Kütüphaneyi Tanıyor

Eşekli kütüphane fikri, yavaş yavaş meyvelerini vermeye başlamıştı. Artık yörede herkes Mustafa Güzelgöz ve Yüksel’i tanıyordu. Yöre halkı artık onu ‘’Eşekli Kütüphaneci’’ adıyla anmaya başlamıştı. Büyükten küçüğe herkes için bir çırpıda kenara attığı o sayfalar yığını daha cazip geliyordu. Özellikle ilgilerini çekecek kitaplar sunmaya dikkat ediyor ve okuma alışkanlığı kazananlara dünya klasiklerinden de veriyordu. Kendi içerisinde aşamalı bir eğitim veriyordu Güzelgöz, çalışkanlığına zekasına da ekleyerek yaptığı işi sistematize ediyordu. Köy halkı artık Balzac gibi önemli dünya klasiklerini okuyordu. Bu arada kitap okumanın kazandırdıklarına şahitlik ediyordu. Mesela, kız kaçırmayı düşünen bir gencin, Türk Ceza Kanunu’nu okuması ve kız kaçırmanın cezasını öğrenmesinin ardından fikrinden vazgeçmesi bunun en güzel örneklerinden birisiydi.

Evde, Tarlada, Kahvede ve Her Yerde Eşekli Kütüphane!

Mustafa Güzelgöz’ün bu girişiminde temel amaç herkesin ama herkesin kitap okumasıydı. Bu nedenle hiçbir zaman yılmadı ve sahip olduğu imkanların sınırını zorlayarak yer mekan fark etmeden herkese ulaşmaya çalıştı. Gün boyu kahvehanede vakit geçiren ve kitaplara uzak duran belirli bir kesim için de bir çözüm üretti. Onlar için ayrı bir kütüphane kurdu. İlgilerini çekmek için de kütüphaneye bir radyo koydu. Zamanla kahvehanedekiler de kütüphaneye gelmeye başladı. Fakat evlerdeki kadınlar hala kütüphaneye uzaktı. Elbette gayretli ve inançlı eşekli kütüphanecimiz buna da bir çözüm buldu. Kadınlar için de ayrı bir kütüphane kurdu. Dikiş makinası üreten meşhur iki marka olan Zenith ile Singer markalarına mektup yazdı. Markalara ona dikiş makinesi yollamaları karşılığında isimlerini kütüphaneye yazmayı teklif etti ve teklifine olumlu bir karşılık geldi. İki firma toplam 10 adet dikiş makinesi gönderdi. Kütüphane artık salı günleri kadınlara özeldi. Makine kullanmayı bilen kadınlar dikiş kursu açtı ve böylece kumaşını alan kadınlar eşekli kütüphaneye geldi. Mustafa Güzelgöz fırsatı değerlendirerek sıra bekleyen kadınlara onların ilgisini çekmebilecek moda, yemek yapımı, çocuk bakımı içeriklerine sahip kitaplar verdi. Bu sayede bir kesimi daha kütüphaneye çekmeyi başarmıştı.

Eşekli Kütüphane Büyüyor

Hikayesine tek bir eşekle başlayan Mustafa Güzelgöz, artık yola katırlarla ve atlarla günden güne büyüyerek devam ediyordu. Ailesi kalabıklaşmıştı ve beraber umut dağıtmaya, ilham vermeye devam ediyorlardı. Her yanda eşekli kütüphane biliniyor ve insanlar kitap okuyordu. Zamanla bu büyük başarı hikayesi yörenin sınırlarını aşarak Ankara’ya ve ardından yurt dışına kadar uzandı. 1963 yılında Amerika’da düzenlenen The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmet Yarışmasına, devlet teşkilatından bir çalışanın önerisiyle Mustafa Güzelgöz ve eşekli kütüphane projesiyle dahil olundu. Yarışmanın sonunda iki proje ve eşekli kütüphane projesi finale kaldı. Bu nedenle Amerika’dan üç kişilik bir heyet incelemede bulunmak için Ürgüp’e geldi. Projeyi oldukça beğenen heyetin ardından eşekli kütüphane yarışmada birinci oldu ve The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmetinde Gönüllü Takdirnamesini aldı. Yarışmanın ardından eşekli kütüphaneye yine Amerika’dan bir ödül geldi. 1963 yılında Amerikan Barış Gönüllüleri kuruluşu tarafından Mustafa Güzelgöz’e bir jip hediye edildi. Ardından 1967 yılında yine Amerikalı Büyükelçiler tarafından yapılan bir ziyaret sonunda çalışmalarından dolayı ödül olarak iki adet jip daha hediye edildi.

Bir Kütüphaneden Daha Fazlası

Mustafa Güzelgöz, sadece bu ses getiren kütüphane projesiyle yetinmedi. Kütüphane dışında on üç kurumda daha görev aldı. Spor teşkilatı kurması, Mustafapaşa ve Çökek köylerinde köy duvar gazetesi için pano oluşturması, ilçede folklor çalışmalarını başlatması, bando takımı kurması, sinema makinesiyle köylerde gösterimler yapması, fotoğrafçılık çalışmalarını başlatması, jeneratör temin ederek elektrik olmayan köylere elektrik ulaşmasını sağlaması, okuma-yazma ve halıcılık kursları açması, köy gazetesi çıkarması gerçekleştirdiği proje ve yeniliklerden bazılarıydı. Böylece bölgede kalkınma ve girişim konusunda lider haline geldi.

Ne yazık ki bunca başarı ve mücadele hak etmediği bir şekilde neticelendi. Mustafa Güzelgöz’e asıl görevi olan kütüphane memurluğunu ihmal etmekten soruşturma açıldı. Kendisini teftiş etmeye gelen müfettiş raporunda ‘’Mustafa Güzelgöz kütüphanecilik faaliyetlerinin dışına çıkmakta ve ödenekleri şahsi çıkarları için kullanmaktadır.” diye yazdı. Zorlu geçen bir soruşturma sürecinin ardından Mustafa Güzelgöz, 28 yıl boyunca sürdürdüğü kütüphanecilik görevinden henüz 50 yaşında emekli oldu. Emekli olduktan sonra da hayatını Ürgüp’de sürdürmeye devam etti.

Aradan geçen zaman içinde bir gün Mustafa Güzelgöz, İstanbul Fatih’teki Millet Kütüphanesi’nde, soruşturma sürecinde kendisini teftişe gelen müfettiş Şemim Beyle karşılaştı. Bu karşılaşmada üzücü bir itirafta bulunan müfettiş, Mustafa Güzelgöz’e soruşturmayı büyük bir baskı altında kalarak yaptığını ve olumsuz yönde bir rapor hazırlamak mecburiyetinde kaldığını söyledi. Fakat bu geç gelen itiraf hiçbir şeyi değiştirmedi. 2005 yılına geldiğimizde Mustafa Güzelgöz, bugün hala dilden dile aktarılan, eserlere konu olan, herkesin örnek alması gereken bir hikayeyle, ardında büyük bir kitapsever kitle oluşturmanın gururuyla, solunum yetmezliği nedeniyle 2005 yılında hayatını kaybetti.

Vefatının ardından Ürgüp halkı büyük bir üzüntüye boğuldu. Onun anısına Mustafa Güzelgöz ve eşeği Yüksel’in heykelini diktiler. Ancak Mustafa Güzelgöz, asıl heykelini zihinlere dikti ve dikmeye devam ediyor. Öyle ki adına birçok çalışma yapıldı ve kütüphanecilik tarihinde ismi başat olan birisi haline geldi.

Kırsal kesimde yaşayan insanların yıllardır duyulmayan sesinin duyurulmaya çalıştığı, edebi eserlerin dahi tamamen köye ve köylüye, köylü sorunlarına yöneldiği bir dönemde, 1940’lı yıllarda Mustafa Güzelgöz, adeta bir devrim yarattı. Sınırları dışına çıkamayan, adaletsiz bir düzen içinde, sınıflaşmanın esiri olmuş bir toplumu kitaplara bağlayarak dünyalarının dışında bir dünya olduğunu gösterdi. Onlara yalnızca kitapları ve kitap okumayı değil, kendilerini ifade etmeyi, haklarını ve aslında nasıl bir güce sahip olacaklarını öğretti. İnanmanın, azmin ve gayretin önünde hiçbir engelin duramayacağını, istenildiğinde ufacık bir taştan nasıl koca bir saray oluşturulabileceğinin bizlere en güzel örneklerinde biri oldu. Özellikle teknolojinin her an her yerde bizimle olduğu, insan ilişkilerinin dahi bunun üzerine kurulduğu, geleneksel olan ve kıymetli olan her şeyin en arka plana itildiği şu zamanda, imkanları nasıl faydalı kullanacağımızın da dersini verdi. Kütüphanelerin yalnızca ders çalışmak için uğranılan bir yer haline geldiği günümüzde raflarda sıra sıra dizilmiş kitapların her birinin kapaklarının arasında bambaşka bir dünya saklı olduğunu da bizlere anlattı.

Eşekli kütüphaneden yani Mustafa Güzelgöz’den öğrenecek çok şeyimiz var aslında. Umuyorum ki bu başarı öyküsü sadece kütüphanecilik tarihinde yazılıp kalmasın, kütüphanecilik üzerine yapılan programlarda, konuşmacıların kısaca bahsettiği bir hikaye olmasın. Kitaplara, okumaya ve kendimize inanmamıza vesile olması dileğiyle…

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz