Bilgi Köşesi

Eyfel Kulesi’nin İlginç Hikayesi: Neden Karşı Çıktılar?

Devasa bir sokak lambası düşleyebilir misiniz? Kocaman bir fabrika bacası ya da bugüne kadar hiç görmediğiniz büyüklükte bir iskelet… gözlerinizin önüne geliyor mu görüntüleri? Peki ya şöyle desem: Eyfel Kulesi… ne dersiniz?

1887-1889 yılları arasında Paris’te Fransız Devrimi’nin 100. yılı kutlanıyordu. Kule, bu kutlamalar esnasında önce Barcelona’da yapılmak istenmiş. Bu fikir reddedilince Seine Nehri kıyısına, Fransa’ya yapılmış. Yapıldığında yalnızca fuar amaçlı düşünüldüğünden geçici olması planlanıyormuş. 300 işçinin 18 bin parça demiri bir araya getirerek oluşturduğu kule rekor bir hızda, mimarının hesap ettiğinden çok daha maliyetli bir şekilde inşa edilmiş. Peki şu an her yıl milyonlarca turisti kendine çeken, ünü hiçbir zaman azalmayan ve özellikle romantik insanların hayallerini süsleyen, kalplerini titreten Eyfel; günümüzden 132 yıl önce de hayranlıkla mı karşılanmıştı dersiniz?

Yazının girişinde hayal etmenizi istediğim sokak lambası, fabrika bacası ve koca iskelet o zamanlar halkın, özellikle de sanatçıların Eyfel’i kötülerken kullandıkları benzetmelerden sadece birkaçıydı. Fransız şair Verlaine bu kulenin şehri çirkinleşmeye mahkûm ettiğini söylerken diğer sanatçılar da bu duruma seyirci kalmamış ve ‘’Bay Eifell’in Kulesine Karşı Sanatçılar’’ başlıklı bir mektupta eleştirilerini toplamışlardı. Paris’in doğasına tehdit olarak aktarılan ‘’şehrin göbeğine yerleştirilen bu demir yığını’’ ünlü Fransız yazar Maupassant’ın şiddetle karşı çıktığı bir yapıydı. Bu yapıya olan hoşnutsuzluğunu her yerde belli eden yazarı bir gün Eyfel’in içindeki restoranlardan birinde yemek yerken görenler şaşırıp bu kadar beğenmediği bir yerde neden bulunduğunu sorduklarında Maupassant şöyle demiş: ‘’Bu çirkin yapıyı dışarıdan göremediğim tek yer buranın içi.’’

Şimdi dünyanın en gözde turistik mekanlarından biri olan Eyfel’in yıllar önce beğenilmemesinin sebebi neydi? Adına yazılan bir romanın milyonlarca baskı yaptığı Notre Dame Katedrali’ni eski buldukları için yıkmak isteyenlerin de öne sürdükleri nedenler aynı mıydı?

Aradan geçen yüzlerce yıl, değişen milyonlarca detay ve değişmeden kalan iki şaheser: Victor Hugo’nun kalemiyle yeniden hayata döndürülen Notre Dame Katedrali ve tüm eleştirilere kulak tıkayarak bugünlere gelebilmiş Eyfel. 19. yüzyılın mimarisinde bile yeniliğe karşı çıkan zihniyetlerin yerini, emekle tarihin karışımından doğan kokuyu benliklerine kabul eden zihinlere devreden bu yapılar farklı etkenlerle kendilerini 21. yüzyıla taşımayı başarmışlardır. Bu aynı zamanda onların, bir yolunu bulup çağları aştıklarının da bir göstergesidir.

Gelin biraz daha Eyfel’den bahsedelim. Yıllar önce her türlü teknolojik yardımcının eksikliğinde inşa edilen 300 metreden söz ediyoruz. 300 metrelik yüksekliği kolayca hayal edebiliyor musunuz? Sizlere tanıdığınız birinin kısa hikayesini anlatayım. Ahmet Mithat, Eyfel’e gittiğinde en üst kata çıkmaktan çekinmiş. Bundan dolayı da ikinci katta kalmış. Kendisini yüreklendirmek için kendine şu öğüdü vermiş: “Haydi gayret, şunun tepesine kadar çık da üzerinde yaşayan insanlarından hiçbirinin tamamıyla hoşuna gitmeyen bu dünyadan, hiç olmazsa 300 metre uzaklaşmış olmakla övün.”

Eyfel’in yüksekliği o zamanlar yalnız ona uzaktan bakanları ya da Ahmet Mithat gibi yükseklik korkusu olan sanatçılarımızı değil, dönemin devlet adamlarını da etkilemiştir. Hitler Fransa’ya geldiğinde yapmak istediği ilk şeylerden biri Eyfel’e çıkmakmış. Fakat ya asansör halatları kasıtlı olarak kesildiğinden ya da bir arıza çıktığından dolayı üst katlara çıkamamış. Halk bundan söz ederken ‘’Hitler Fransa’yı ele geçirdi ama Eyfel’e gücü yetmedi.’’ cümlesini kullanmış.

Görkemli, güçlü, o zamanlar için alışılmışın dışında kalan Eyfel’de 400 intihar vakası yaşanmış. Tüm Paris’i görebilecekken kendilerini sonsuz boşluğa bırakmayı tercih eden bu 400 kişiye gönderme yaparken Laurent Gounelle  ‘’Eyfel Kulesi’nde ölmekte yüce bir şey vardı. Vasat bir yaşamdan alınan rövanş.’’ diye yazmıştır.

İnşa edildiği dönemde bu kadar tepki toplayan, estetiği bozduğuna yönelik bin bir türlü benzetmeye layık görülen Eyfel; şimdi tüm sadeliği, güzelliği ve Paris’e olan devasa turistik katkılarıyla yerini hiçbir yapıya bırakacak gibi durmuyor. Buradan anlıyoruz ki zaman, devasa bir sokak lambasını en çok rağbet gören turistik mekanlardan birine çevirebilecek kadar kuvvetli. Yeter ki zamana biraz zaman tanıyalım.

Daha fazla içerik için: https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak içinhttps://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

3 Comments

  1. Hasan İŞBİLİR Temmuz 15, 2021
  2. Meltem Topaloğlu Temmuz 15, 2021
  3. Meltem Topaloğlu Temmuz 15, 2021

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz