Biyografiler

Benito Mussolini

20. yüzyılın eli en kanlı diktatörlerinden biri olan Benito Mussolini’nin tüm siyasi ve ideolojik yaşamını özetleyecek bir cümleye gereksinimimiz olsaydı bu kesinlikle bizzat kendi ağzıyla kurduğu şu tüyler ürperten cümlesi olurdu:

‘’Özgürlük bir görevdir, bir hak değil!’’

O, sahiden de liderliği zamanında ‘’özgürlük’’ kavramına bildiğimizin ötesinde farklı bir anlam yüklemiş ve bu ideolojinin getirdiği acımasız sonuçları kendi isteğine göre belirleyip, tarihin kara sayfalarına duymaktan zevk alacağı bir isimle geçmiştir:

‘’Kanlı Diktatör’’

Mussolini ve Mustafa Kemal Atatürk

Avrupa tarihinin ilk faşist lideri olan Benito Mussolini, komünizm, liberalizm, demokrasi, marksizm ve sosyalizm gibi politikalara karşı faşizmi savunmuş ve bu anlayış uğrunda binlerce masum insanın ölümüne neden olmuştur.

Mussolini gözü kara bir liderdi, öyle ki en büyük isteklerinden biri Akdeniz’e sahip olmaktı. Bilinen bir olaya göre 40 bin askerini Rodos’a çıkartan Mussolini, elçisi Povli Koraçelli’yi, Mustafa Kemal Atatürk’e göndererek ilettiği mektupta 4 ay içerisinde İzmir’in boşaltılmasını istemiş, şayet zorluk çıkartılırsa şehri zorla alacağını belirtmiştir. Haberi alan Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği tepki de cevap da taktire şayandır. Hemen ertesi gün askeri üniformasını giyen Mustafa Kemal Atatürk, İtalyan Büyükelçisinin önüne dikilmiş ve Mussolini’nin 40 bin askerle İzmir’i alamayacağını ama kendisinin 4 bin Mehmetçikle Roma’ya girebileceğini söylemiştir. Bu olay gerçekten yaşanmış mıdır diye biz de çok tereddüt ettik. Aslında hala da ediyoruz çünkü kaynak olarak Turgut Özakman’ın “kitabı” gösterilmiş ve böylece çeşitli ulusal gazetelerde paylaşılmış. Hangi kitabı olduğuna dair bir bilgi yok bu yüzden teyit etme şansımız olmadı. Doğru da olabilir efsane de olabilir. Ne yazık ki tarih hamaset anlatıları ile doludur fakat Büyük Atatürk’ün yaptıkları övünülmeye ve gururlanmaya fazlasıyla yeteceğinden ekstra hikayeler uydurmak onun şanına gölge düşürmekten başka bir işe yaramayacaktır. Mussolini’nin Akdeniz’e ilgisinin tarihi bir gerçek olduğunun altını çizerek gerisini sevgili okuyucuya bırakıyoruz ve bu bahsi burada kapatıp Mussolini’den devam ediyoruz.

Mussolini’nin Akdeniz’e girecek olması Türk edebiyatında da yankı uyandırmış ve Türkçülüğü ile bilinen Hüseyin Nihal Atsız “Davetiye” isimli şiirini kaleme almıştır. Çok güçlü bir şiir olan “Davetiye”nin ilk altı dizesini şöyle paylaşalım sizlerle:

“Ey Benito Musolini! Ey gayet yüce,
italyanlar başvekili muhterem Düce!
Duydum ki, yelkenleri edip de fora
Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
Buyursunlar… Bizim için şavaş düğündür;
Din Arab’ın, hukuk sizin, harp Türk’lüğündür.”

1922 yılında, İtalya’nın 40. başkanı olarak iktidara geçen Mussolini’nin halkını yönetiş tarzı buram buram faşizm kokuyordu. Baskı, şiddet, zorbalık… Sadece iç politikada değil, dış politikada da en az faşizm kadar sahici ve acımasız bir anlayışla hareket ediyordu. Onun faşist anlayışı sonradan doğacak olan farklı ideolojilerin de temelini hazırlamıştır. Örneğin Hitler’in Nasyonel Sosyalizmi gibi. Zira bugün faşizm denilince akla ilk önce Hitler’in gelmesi boynuzun kulağı geçtiğinin en büyük örneğidir.

29 Temmuz 1883 yılında dünyaya gelen Mussolini’nin kavgacı, aksi ve başına buyruk bir çocukluk geçirdiğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Birçok kez okuldan uzaklaştırılan geleceğin ‘’Kanlı Diktatörü’’ üstün bir zekaya sahipti ve dahası okuduğu her okuldan yüksek notlarla mezun olmuştu. Sosyalizme karşı büyük bir ilgisi olan Mussolini; Karl Marx, Auquste Blanqui, Nietzsche gibi düşünürlerden etkilenmiş ve düşünce sisteminin temelini bu yazarların eserlerine dayanarak inşa etmiştir. Şu an biraz afalladığınızı fark ediyorum. “Hani bu adam faşistti?” diye sorabilirsiniz lakin yaşamının başlarında Mussolini bir komünist idi. Baktı ki bu mecrada istediklerini gerçekleştiremeyecek keskin bir dönüş gerçekleştirerek faşizme doğru yol almaya başladı.

Mussolini aynı zamanda bir asker kaçağıdır. 1902’de askerlik yapmamak için, geçimini zor şartlar altında sağlayacağı İsviçre’ye kaçmış, burada birçok işe girip çıksa da hiçbirinde başarılı olamamıştır. Ona göre kendisinin en başarılı olduğu iş siyasettir…

İsviçre’de grevler düzenleyerek insanları başkaldırıya teşvik eden Mussolini, giriştiği olaylar neticesinde İsviçre’den sınır dışı edilmiştir. Asker kaçağı olarak ayrıldığı İtalya’ya, çıkan af sonucu geri dönmüş, 1904 yılında hiç başlamadığı askerlik görevini yerine getirmiş ve daha sonra burada öğretmen olarak çalışmıştır. Fakat hayatına gazeteci olarak devam etme kararı almış ve öğretmenlik mesleğinden istifa ederek, Sosyalist Partinin bir yayın organı olan Avanti gazetesi için çalışmaya başlamıştır. Hayatının her anında insanlarla sürekli bir geçimsizlik içerisinde olan Mussolini’nin gazeteyle ters düşmesine artı olarak Birinci Dünya Savaşının da patlak vermesi sonucu buradan da ayrılmak durumunda kalmıştır.

Dönüm Noktası: Birinci Dünya Savaşı

1. Dünya Savaşı’nın baş göstermesine rağmen aynı yıl içerisinde Ida Dalser ile evlenmiş ve aradan geçen bir yılın ardından ilk çocuğu dünyaya gelmiştir. Bu süre zarfında siyasi hayatı da yeniden bir canlılık kazanmaya başlamış, 2 yıl Piyadelik görevi yapmış ve daha sonra yaralanarak Milano’ya gitmiştir. Burada sağ görüşün benimsendiği ve adı II Popolo d’Italia olan bir başka gazetede editörlük görevi yapmıştır. Bu gazetede çalışması otomatikman Sosyalist Parti ile ilgili tüm bağlarının koptuğu ve bir değişim içerisine girdiği anlamına geliyordu.

Başta İtalya olmak üzere tüm dünya ülkeleri için önemli bir dönüm noktası olan bu dönemde Mussolini’nin faşist düşüncelerinin yeni yeni filizlenmeye başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü Birinci Dünya Savaşı bittiğinde ve tarihler 1918 yılını gösterdiğinde İtalya birçok yönden kaybetmiş durumdaydı. Asker kayıplarının yanında çöken ekonomi de yaşananların cabasıydı ve üstüne üstlük İngiltere ve Fransa tarafından yalnız bırakılmıştı.

Ülkede pek çok açıdan yaşanan krizler en fazla siyasi alanı etkilemişti şüphesiz. Mussolini’nin işte tam böyle bir zamanda Faşist Parti’yi kurması içindeki gücün ve isteğin somut bir haliydi. İlk önce sağ tarafı kendi safına çekmiş ve hemen ardından Anti-Komünist ve Anti-Kapitalist partileri de bir araya getirerek, atılan önemli adımlar neticesinde Ulusal Faşist Parti’yi resmen kurmuştur.

Birinci Dünya Savaşının geride bıraktığı yıkım da başta olmak üzere ülkedeki sorunlara çözüm bulmak… Mussolini’nin iktidara gelmek için verdiği en büyük vaat buydu fakat onun çözüm bulmaktan kastı haklı haksız demeden insanları öldürmekti ve zaten iktidara geçtikten kısa bir süre sonra bunu başta İtalyan halkı olmak üzere dünyanın geri kalan ülkeleri de bizzat şahit olmaya başlamıştı.

Duce unvanıyla anılmaya başlanan Mussolini’nin her geçen gün güçlenip, büyüdüğünü söylemeye gerek bile yok çünkü birçok Komünist Parti’ye karşı cephe oluşturmasıyla birlikte Kral Victor Emmanuel’i bile tehdit eden Kanlı Diktatör, topladığı 26 bin kişi ile Roma’ya yürüyeceğini söylemiş nitekim dediğini yapmış ve 1922 yılında tehditlerinin boşa olmadığını göstererek yönetimi ele geçirmiştir.

Tarihler 29 Ekim 1922’yi gösterdiğinde Duce 39 yaşında İtalya Hükümetinin başına geçmiştir. Gücünü ve iktidarını zan altında bırakacak tüm parti ve karşıt görüşlü yayın organlarını kapatırken, yeni demir ve kara yolları yapmış, çiftçileri tarıma teşvik edip, işsizliği azaltacak uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Ülkenin resmi dinini Katolik olarak belirlemiş ve Vatikan’ı da bağımsız ilan etmiştir.

İlk dönemlerinde büyük bir popülarite elde ettiği su götürmez bir gerçekken halkın gözüne girecek girişimlerine devam etmiş ve doğduğu sırada yapılmayan vaftizini gerçekleştirmiştir. Böylece hem Katoliklerin gönlünü kazanmış hem de Komünistlere karşı olan tavrından dolayı Anti-Komünistlerin yoğun bir desteğini almıştır. Yaptığı büyük faşist propagandaları sayesinde halkın gözünde inanılmaz bir seviyeye gelen Duce’nin amacı elbette Roma İmparatorluğunu yeniden canlandırmaktı; bu uğurda önüne çıkan tüm engelleri yok etmeye hazırdı.

Üniversite öğretmenlerine faşizm anlayışını savunacaklarına dair zorla ettirdikleri yemin, faşizm hakkında anti görüşlerin yer almaması için özellikle seçilen yayın organları ve gazeteciler… Baskı şehrin her metrekaresinde oldukça yoğun bir şekilde hissediliyordu.

Ülke içinde savunduğu politika faşizmken, ülke dışındaki politikası da en az faşizm kadar sert bir tavrı yansıtmaktaydı.

Agresif Milliyetçilik.

İkinci Dünya Savaşı’na Doğru

Bu anlayış doğrultusunda ilk kez 1923 yılında Yunanistan’a ait Korfu’yu bombalamış ve hemen ardından Libya’ya yönelmesiyle de dış siyasetteki politikasını ve amacını açıkça belli etmiştir.

Libya’yı bombalamasının ardından, Avrupa emperyalizmine karşı duran tek ülke olarak bilinen Etiyopya’da 1935 yılında büyük bir katliam yapmış ve yüzbinlerce insanın ölümüne neden olmuştur. Olaydan hemen sonra yapılan araştırmalarda Mussolini’nin kimyasal silah ve bomba kullandığı ortaya çıkmış ve elbette faşist lider bu suçlamaların hiçbirini kabul etmemiştir. Lakin ortada yadsınamayacak kadar büyük bir insanlık dramı vardı…

Mussolini her defasında güçlendi. İspanya’da çıkan iç savaşta Falanjist tarafa destek olmuş, Hitler ile 1938 yılında Rome ve Berlin Mihveri’ni kurmuş ve Almanya’nın Avusturya ve Çekoslovakya’yı işgal etmesi üzerine o da Arnavutluk’u işgal etmiştir.

En büyük ittifakı olan Hitlerle birlikte Axis Paktı’nı imzalayarak da İkinci Dünya Savaşı’ndaki safını sıklaştırmayı ihmal etmemiştir. Axis Paktı’nın gücünü arttıracağı yönündeki inancı büyük olan Mussolini, tersine gücünü sarsan en büyük etmene imzasını atmıştır. Paktın imzalanmasının ardından İkinci Dünya Savaşı’na girilmiş ve ilk hedefini Yunanistan’a çevirmiştir fakat hayal ettiği gibi bir sonuçla karşılaşmayan İtalya, Yunan güçleri tarafından büyük bir bozguna uğratılmıştır. Bunun yanında paktta bir diğer imza sahibi olan Hitler’in Alman Nazizmi, İtalya Faşizminden baskın gelmeye başlamıştır. İtalyan askerlerinin, Alman askerleri gibi yürümesi bile değişen durumların ciddiyetini gözler önüne sermiştir.

İtalyan hükümetinin bu durumundan ne denli endişelendiğini tahmin etmek zor olmasa gerek çünkü peşi sıra gelen yenilgiler, muhaliflerin sayısını epeyce artırmış ve tarihler 1943’ü gösterdiğinde bilinen Büyük Faşist Kongresi toplanarak, Benito Mussolini’nin görevden alınması kararlaştırılmıştır. Fakat kaybedecek bir şeyi kalmayan lider elbette alınan bu karara uymamıştır. Bunun üzerine hakkında tutuklanma kararı verilmiştir. Bir otele hapsedilen Mussolini’nin imdadına bir zamanlar en yakın arkadaşı olan Hitler yetişmiş ve onun da yardımıyla uçakla Viyana’ya kaçmıştır.

Ölüm Ölüm Dediğin Nedir Gülüm…

Seneler sonra İtalya’ya, Hitler’in bir kuklası olarak dönen Mussolini, İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’ni kurduğunu ilan ederek büyük bir geri dönüş hedefinde olduğunu belirtmiştir. Gözü karalığı devam etse de eski gücünden eser kalmayan Mussolini kendi safına kimseyi çekememiş ve üstüne üstlük savaş bitiminde Almanya’nın da yenilmesi üzerine, yeniden iktidara gelme hayali net bir şekilde suya düşmüştür. Bu büyük yenilgi üzerine sevgilisi ile birlikte İsviçre’ye kaçma planları yapmış fakat oraya varamadan yakalanmıştır.

Mezzegra’da, De Maria ailesine ait bir çiftlik evinde gece boyu tutuklu kalan ikili hemen ertesi gün Komünist Partili bir Albay olan Walter Audisio’nun öldürme emri alması üzerine aynı yerde infaz edilmişlerdir. Bununla birlikte Mussolini yanlısı birçok kişi de asılarak idam edilmiştir.

Onun hazin sonu ise içler acısıydı. Bir benzin istasyonunun çatısına baş aşağı asılarak sallandırılmış, tekmelenmiş, yumruklanmış ve üzerine tükürülüp, taşlar atılmıştır. Mahvolmuş cansız bedeni tüm Milano halkına gösterildikten sonra Musocco mezarlığına gömülmüştür.

Ölümüne İlişkin Komplo Teorileri

Ölümüne ilişkin birçok komplo teorileri vardır ve bunların en dikkat çekeni kurşuna dizilerek öldürülmediği yönündedir. Bugün mezarı Predappip, San Cassiano mezarlığındadır ve torunu Guido Mussolini, dedesinin ölümüne dair şüpheleriyle dikkat çeken bir isimdir. Faşist liderin ölümünün arkasında başka nedenlerin olduğuna inanarak birçok makama dava açmış ve olayın iyice araştırılması için uğraşmıştır. Umberto Eco da “Sıfır Sayı” isimli kitabında Mussolini’nin o gün aslında kurşuna dizilerek ölmediğini anlatmış ve yaşamının geri kalanına dair bazı iddialar ortaya atmıştır.

Tarihin başından sonuna kadar başta Mussolini olmak üzere pek çok diktatör liderin varlığından bahsetmek ne yazık ki mümkün, yarattıkları yıkımların altında kalan yüz milyonlarca insanın varlığından da öyle. Tek dertlerinin ideolojileri olduğunu düşünsek de kimisi için tek güç kaynağı gerçekten de ölümdü.

Fakat tarihin kara sayfalarına adlarını kanlı harflerle kazıyan diktatörlerin olması, halkların özgürlük ateşini harlayan en büyük etmendi çünkü ‘’tarih tekerrürden ibarettir’’ ve doğamız gereği ne kadar baskı, şiddet ve zorbalığa da mahsur kalırsak, gözümüz özgürlüğü o oranda aramaya başlayacaktır.

Charlie Chaplin’in de dediği gibi

‘’Nefret geçer, diktatörler ölür, özgürlük ölmez.’’

Tavsiye 1:

Adolf Hitler’e dair tüm içeriklerimiz için tıklayınız. (Yazı, film, belgesel, dizi…)

Tavsiye 2:

İkinci Dünya Savaşı’nı Konu Alan 4 Film için tıklayınız.


Armadillo’ya Destek Olmak İçin Gördüğünüz Herhangi Bir Reklama Tıklayabilirsiniz.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz