Dizi Yorumları

Gangs of London

Sezon sayısı: 1 | Bölüm sayısı: 9

İngiltere’nin kozmopolit sokaklarında cirit atan mafyaların güç mücadelesine tanık olmak ister misiniz? Cevabınız evet ise doğru adrestesiniz. Bu yazıyı bitirdikten sonra Gangs Of London sizin için karşı koyamayacağınız bir seçenek olacak.

Öyle veya böyle birçoğumuz mafya içeriklerine meraklıyız. Godfather, Scarface, Soprano, Peaky Blinders vb. birçok yapımın ne denli meşhur olduğu ve üzerine konuşulduğu aşikar. Ben bunu biraz insan yapısının gizeme karşı olan hassasiyetine veriyorum. Gizem, insanoğlunun “bug”udur desem ne düşündüğümü çok daha net ifade etmiş olurum. Oscar Wilde’ın da dediği gibi “sis her şeye karşı konulamaz bir güzellik katıyor”. Bizler bilinmeyeni öğrenmeye yönelik inanılmaz bir istek bekliyoruz. Komplo teorilerinin her daim popüler olması da bu bağlamda incelenebilir. Fakat mafyatik içerikler komplo değil, gerçek. Sahiden de düzenli aralıklarla İngiltere limanlarına uyuşturucu, silah veya bilimum değerli madde giriyor. Bunları yöneten ve her an ölümü ensesinde hisseden insanlar var. Bazı sokaklar hiç şüphesiz kan kokuyor. Ölüm gerçek. Suikastlerin ardı arkası kesilmiyor. Gangs Of London bize bu dünyayı oldukça realistik bir biçimde vaat ediyor. Film gibi bir dizi olarak tarihte unutulmazlar arasında yerini alıyor ve hatta 2020 yılının en iyi birkaç dizisinden biri olarak zirveden bizleri selamlıyor.

Hikayemiz Londra’yı elinin altında tutan Wallace ailesinin lideri Finn Wallace’ın ölümü ile başlıyor. Finn Wallace çok uzun yıllardır Ed Dumani ile ortaklık yapıyor ve ikisi tek bir aile gibi Londra’nın sokaklarını yönetiyor. Aralarından su sızmıyor aslında ta ki Finn Wallace’ın ölümü işleri tepetaklak edene dek. Para ve güç ile var olmuş insanlar bu özelliklerini kaybedince hala nefes alıyor olsalar da yok olurlar. Ed Dumani de bunun farkında olduğundan işleri Finn Wallace’ın oğlu Sean Wallace’a bırakmak istemiyor ve aile içi bir savaş başlıyor. Fırsattan istifade eden İngiliz derin devleti ise aileye bir ajan sızdırarak Londra’yı çöplüğüne çevirmiş olan Wallace ailesinin ipini çekmek istiyor. Özellikle ajanımız olan Elliot sahnelerini gıpta ile izleyeceğinizi şimdiden söylemek isterim. Gerek dışarıdaki savaş gerek içerideki savaş sezon boyunca sürüyor ve siz ustalıkla çekilmiş sahneleri izlerken “adamlar yapıyor” diyerek ekrana kitlenmekten başka bir şey yapamıyorsunuz. Londra oldukça kozmopolit bir yapıya sahip olduğundan birçok milletten insan burada kendi kliğini kurup iş yapıyor. Çingenelerden Kürtlere, Afrikalılardan Pakistanlılara herkes burada ve pastadan pay alabilmek için silahını çekmekten geri durmuyorlar. Haliyle bunları yönetmek ve bir arada tutmak da zor bu sebeple “bağlayıcı” görevi üstlenen Finn Wallace’ın ölümü sonrası işlerin bu noktaya gelmesi oldukça doğal. Çok fazla hikâyenin derinine inmek istemiyorum; nitekim ilk bölümden itibaren sizi içine çekecek bir senaryoya sahip olduğundan emin olabilirsiniz.

Fakat ilk bölümü izlediğinizde kafanızın biraz karışması olası. Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı gibi. Neredeyse her satırda/sahnede farklı karakter var. Kimin eli kimin cebinde anlamanız zaman alabilir ama bu durum sizi diziden soğutmuyor. Akış ve sürükleyicilik kusursuz. Özellikle o has mafya içeriklerinin ağır havası güzel yansıtılmış. Her daim aksiyon yok. Zira mafya dünyasına da sıcak savaştan ziyade soğuk savaş hakimdir. Çünkü olası bir savaş durumunda herkesin teslimatları aksar ve para kaybetmek kimsenin işine gelmez. Savaş genellikle son çaredir. Bu durum da gayet güzel izleyiciye aktarılmış. İlk bölümün başında bir konsey ile karşılaşacaksınız ki muhtemelen aklınıza hemen Kurtlar Vadisi gelecek. Açıkçası konsey sahnesini izlerken Laz Ziya gibi bir karakteri bir daha izleyemeyecek olmanın üzüntüsü sardı içimi. Türk televizyon tarihinin en etkili karakterlerinden birisi olduğunu düşünüyorum. İstemi Betil’in ruhuna selam olsun deyip İngiltere’nin sokaklarına geri dönüyorum.

Sürekli aksiyon yok dedim; aksiyon yok demedim. Çünkü alası var. Yapımcılar her bölüme 1-2 tane oldukça kaliteli aksiyon sahneleri sıkıştırmış. Bu sahnelerin müthiş bir vahşet içerdiğini ve bu sebeple +18 olduğunun altını çizelim. Kimi zaman ekrana bakmakta zorlanabilirsiniz. Bu vahşetin ve kusursuz dövüş sahnelerinin yaratıcısı kim dersiniz?

Hatırlarsanız önceki yazılarımızda vahşet içeren dövüş sahnelerinin zirvenin bizim için Baskın (The Raid: Redemption) filmi olduğunu söylemiştik. Gangs of London’ı izlerken aklımıza sürekli Baskın’ın o muhteşem sahneleri geldi. Dizi üzerine araştırma yaparken gördük ki Baskın’ı çeken Gareth Evans, Gangs of London’da da kameranın başında yer alıyor. Bu ayrıntı çok hoşumuza gitti ve dizinin geri kalanında beklentiyi yükselterek izlemeye devam ettik. Ve büyük bir gururla söylemeliyiz ki beklentimiz hiç de boşa çıkmadı. Buradan Gareth Evans’a selam olsun. Tam olarak emin olmasam da ilk dizi çalışması olarak Gangs of London ile karşımıza geldi ve bizlere dizi değil de adeta film izletti. Kalite o denli yukarıdaydı. Sektörün bu kısmında daha fazla aktif olup, farklı içeriklerle karşımıza çıkması en büyük temennimiz.

Sevgili Armadillo şunu da belirtelim ki dizide bazı sahneler canınızı sıkacak. Çeteler arasında yer alan Kürtler aslında PKK’nın bir uzantısı ve yaptıkları uyuşturucu ticareti ile PKK’yı finanse ediyorlar. Aslında bu yönüyle PKK’yı bir terör örgütü olarak görmeyenlerin gözüne kamçı sokarak silah ve uyuşturucu kaçakçılığında ne denli aktif bir yapılanma olduklarını açıkça anlatıyor. Fakat dizide sürekli “Kürdistan” sözcüğünün geçmesi ve Kürt halkının bağımsızlığı için savaşa devam edileceği ifadelerini içeren replikler bizim nazarımızda hoş olmuyor. Kurucu liderimiz ve ulu önderimiz Atatürk’ün şu sözü Türk milliyetçiliğinin ve dolayısıyla ırk tartışmalarına son noktayı koyuyor: “Bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz.”

Bölünürsek parçalanırız, birlik olmamız gerekiyor. Fakat bu dizinin İngiliz yapımı olması bu göndermeleri oldukça normal kılıyor. Orta Doğu’daki birçok terör örgütünü finanse eden İngilizler dizilerinde bu örgütlere gönderme yapmasın da ne yapsın?

İngilizler demişken diziyi yapan şirket Sky Atlantic son zamanlarda yaptığı kaliteli işler ile dikkat çekiyor. İki sene önce piyasaya sürdükleri ve izleyici kitlesinde büyük yankılar uyandırarak ödüllere boğulan Chernobyl bunun en güzel örneği. Şüphesiz bu da mutlaka izlemeniz gereken yapımlar arasında. Detaylı bilgi için ilgili incelememizi okuyabilirsiniz.

Diziyi o kadar övdük, perde arkasındaki kahraman Gareth Evans’ı söyledik fakat oyunculara hiç değinmedik. En çok ilginizi çekecek kişi ile başlayalım: Peaky Blinders’ta John Shelby karakteri ile oldukça sevdiğimiz Joe Cole bu dizinin de başrolleri arasında yer alıyor ve Sean Wallace karakterine can veriyor. Game of Thrones’ta rol alan bazı oyuncuların da yer alması dolayısıyla tanıdık simalara sıkça rastladığımız diziye aslında pek de yabancılık çekmiyoruz. Daha önce çok da büyük bir yapım veya güçlü bir rolde görmediğimiz Sope Dirisu (Elliot Finch) dizi boyunca en çok sempati beslediğimiz karakterlerden birisi oldu. Onu izlemek hayli keyif veriyor ve büyük bir ihtimalle dizi ilerledikçe merkeze kendisi geçecek. Özellikle ikinci sezonda kendisini daha çok görecek gibiyiz.

Genellikle her geçen bölüm çıtayı yükselten diziler sezon finalinde/finalde büyük bir çöküş yaşarlar. Çünkü senaryoyu mantık çerçeveleri içerisinde toparlamak oldukça güç hale gelir. Fakat Gangs of London onca olaya ve şiddete rağmen ana konudan asla kopmuyor. Bunun bir avantajı olarak ise bizlere muhteşem bir sezon finali izletiyor. Özellikle benim gibi “derin devlet” kavramını seven ve ilgilenen birisi iseniz; son bölümlerde derin devletin iyice işin içine girmesi oldukça hoşunuza gidecek. Oldukça açık uçlu bitirilen sezon finali zaten ikinci sezonun habercisiydi; lakin pandemi planları biraz aksattı ve bu sene içerisinde ikinci sezon ile karşılaşamadık. Çok yüksek ihtimalle 2022 yılının ilk yarısında Gangs of London’ın ikinci sezonu bizleri selamlayacak ve maceraya kaldığımız yerden devam edebilmek için elini uzatacak.

O eli tutmak için şimdi ekran başına geçin ve Gangs of London’ı izleyin.
Sonrasında ise bize Instagram’dan mesaj atın ve fikrinizi belirtin.
Armadillo takipçilerini tanır; sevmeyeceklerini düşünse bu kadar ısrar etmez.
Suç, şiddet ve gerilimi dibine kadar yaşamak isteyenler size sesleniyorum.
Londra’nın sokaklarına inme cesaretine sahip misiniz?

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz