Kitap İncelemeleri

Genç Werther ‘in Acıları

“Bir insanın cehennemi bazen taşıdığı kocaman yüreği olabilir. O yürekte barınan duygunun her türlüsü: sevgi, hüzün, hayal kırıklığı…” Kahramanımız Werther ’in de en büyük sınavı taşıdığı kocaman kalbiyledir. Dünyaya bakışı, kendi ifade etme şekli ve hissettiği duyguların yoğunluğu onu diğer insanlardan ayırmasının yanı sıra anlaşılamamanın verdiği eziyet de günden güne dibe çekmektedir. Werther’in oluşturucusu Johann Wolfgang Von Goethe, Werther karakterini oluştururken çok zorlanmış olamaz. Çocukken aldığı piyano, çello ve çizim dersleri onu yaratıcı bir çocuk yapmışken ileriki hayatında da bir dünya devi olmasını sağlamıştır. Bugüne kadarki en önemli Alman yazarlardan biri olmuştur. Babasından edindiği disiplin, ciddiyet ve akıl unsurunu ve annesinden edindiği hayal gücü, anlatma zevki ve duygu unsurunu geliştirme fırsatı bularak, dengeli bir bütünlük katmıştır kendine.

Arkadaşına yazdığı mektuplar sayesinde kahramanımız Werther’in iç dünyasını tanıma fırsatına erişiyoruz. Yalnızlığını ve çaresizliğini satır satır yazdığı mektuplarla biz okuyucuların kalbine öyle güzel işliyor ki, kahramanımızı alıp zaman zaman bağrınıza basanız bile gelebilir. Özellikle tek gayesinin sevdiği kadının kalbinde küçücük bir nokta da olsa yer edinebilmek olduğu zamanlarda, sevgisini kusursuz bir biçimde arkadaşına ve bizlere anlattığı anlarda…
Werther’den önce yazarımızın aşk hayatına bakalım. Yaşadığı her aşk kendisine bir şey katmıştır yazarımızın. Kalbinin ritmi ilk kez Leipzig günlerinde değişmiştir. Bir zanaatkâr kızı olan Kätchen Schönkopf ile yaşadığı aşk, iki yıl sonra iki tarafın da rızasıyla sona ermiştir.

Yaşadığı bu duygusal karışıklık, Goethe’nin yazı stilini etkilemiştir. Bir diğer aşk macerası ise Sesenheim’da yaptığı bir gezinti esnasında bir papaz kızı olan Friederike Brion’la olmuştur. Genç Goethe, Strazburg’dan ayrılışında bu ilişkiyi bitirmiştir. Daha sonradan Sesenheim Lieder olarak tanınacak olan, Friederike’ye dair yazdığı şiirler ise, “yeni bir lirik çağın” başlangıcı olmuştur. Goethe’nin aşık olmadan önce ve aşık olduktan sonraki değişimlerini okuduk. Peki ya Werther aşık olmadan önce ve aşık olduktan sonra nasıl bir değişim yaşamıştır? Biraz da bunu inceleyelim.

Werther aşık olmadan önce hayatını, doğanın her bir karışını seven ve bunu çizdiği resimlere de aktaran biriyken aşık olduktan sonra resim çizmeyi boşlamıştır. Artık aklında sadece sevdiği kadın ve onu biraz daha fazla görebilme arzusu vardır. Hissettiği aşk çıkmaza girdikçe Werther’in dünyaya bakışı değişir. Yaşamak artık onun için eziyetten fazlası değildir. Aşk Goethe’nin yazı stili , Werther’in ise kişiliği üzerinde değişikliklere sebep olmuştur.
Şimdi Werther’in kalbinin çalındığı güne gidelim; her şeyin başlangıcı olan güne…

Biri yanımıza gelip ‘’bugün sakın hasta olma’’ derse bu bize çok saçma gelir. Çünkü insan ne zaman hasta olacağını ya da iyileşip iyileşmeyeceğini bilemez. Werther de gönlünü kaptırdığı bu güzel genç kızla tanışmadan önce aynen böyle bir uyarı alır. ’Ona sakın aşık olma çünkü onun nişanlısı var, denir. Lakin aşık olmak da hastalık gibi değil midir? Ne zaman, kime vurulacağı bilinemez. İyileşilecek mi yoksa yaşamın geri kalanı bitkisel hayatta mı geçecek? Bunlara net cevaplar vermek veya hasta olmamak/aşık olmamak ile ilgili bir güvence vermek mümkün değildir.

Tahmin edildiği gibi Werther’imiz bu hastalığa yakalanır. Onu ilk görüşü bitkisel hayata gireceğinin çoktan habercisi olur. Werther ve Lotte arasında güzel bir arkadaşlık bağı oluşur. Werther bu arkadaşlık sayesinde Lotte’yi çok daha yakından tanıma fırsatına erişir. Lotte’nin güzelliğine vurulan Werther onun ruhuyla tekrar tekrar dirilir. Bu hayatı sanki sırf onun için, onunla daha fazla vakit geçirebilmek için yaşamaya başlar.

Sonradan bu arkadaşlığa üçüncü bir kişi de dahil olur, tıpkı Werther’in bu iki insanın hayatına sonradan dahil olduğu gibi. Bu, Lotte’nin nişanlısı Albert’tir. Werther’in ruhunu paramparça eden konulardan biri Albert ile olan arkadaşlığıdır. Onunla sohbet etmeyi sevmektedir fakat nişanlısına aşık olduğu için kendini kötü hissediyordur. Albert de Werther’in Lotte’den hoşlandığını bilir fakat bozuntuya vermez. Werther bu aşkın üçüncü kişisi olmamak, bu ilişkiye saygı duymak adına alıp başını gider. Memuriyette çalışabileceği bir pozisyon bulur ve başka bir yere yerleşir. Burada da başka bir kadınla tanışır ve Lotte’ye yazdığı mektupta ondan hoşlandığını belirtir. Fakat işler burada da yolunda gitmez. Mesleki hırslarına yenilen insanların arasında yanan Werther olur. Çeşitli dedikodular Werther’i bu yerden uzaklaştırıp tekrar ait olduğu yere, Lotte’sinin yanına, getirir.

Tıpkı yazarımızın son zamanlarda kimlik bunalımı içerisine girmesi gibi artık kendi ölçütlerinin neler olduğunu bilemeden, kendi kendisiyle çelişir hale gelmiştir. Yazarımız da bu durumu, İtalya’ya yapacağı bir seyahatle ortadan kaldırma yolunu seçmiştir. Önceden yazdığı bir romanının kahramanı ile aynı kaderi yaşayacağını eminiz yazarımız Goethe de tahmin edememiştir. Werther içinse ikinci gelişinde hiçbir şey eskisi gibi olmaz tabii. Hatta onu daha fazla çıkmaza sokar bu geliş. O da bu çıkmazın kurtulmanın bir yolunu bulur kendince.

Üzerinde zevkle yaşamak için insanın sadece biraz toprak parçasına altında huzurla yatabilmek için de bundan daha azına ihtiyacı vardır.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz