Biyografiler

Gogol

Konu Gogol olunca herkesin aklına gelen bir cümle vardır; “Hepimiz, Gogol’un Palto’sundan çıktık”. Bu sözü kimin söylediği hakkında çokça rivayet var. Kimilerine göre Dostoyevski, kimilerine göre Turgenyev. Her kim söylemiş olursa olsun, bu cümlede söylenmek istenen oldukça net ifade edilmiş olmakla birlikte oldukça doğrudur. Sonuçta hiçbir çıkarım ve fikir gökten zembille inmez. Burada bahsedilen “hepimiz”i açmak gerekirse; Lev Tolstoy, Maksim Gorki, Ivan Turgenyev, Fyodor Dostoyevski, Anton Çehov, Ivan Gonçarov gibi Rus yazarları sayabilmek mümkündür. Öte yandan, Gogol’un sadece Rus edebiyatı için değil, öykü türü için de çok önemli bir isim olduğunu hesaba kattığımızda, “hepimiz”in içeriğini genişletebilir ve dünyanın farklı coğrafyalarından öykücüleri de işin içine dahil edebiliriz. Peki, her Rus yazara ilham olmuş Gogol aslında kimdir? O bir deli miydi yoksa bir dahi mi?

Ukrayna asıllı Rus öykü, roman ve oyun yazarı Nikolay Vasiliyeviç Gogol’un (1 Nisan 1809 – 4 Mart 1852) annesi bir asker ailesinden geliyordu. Babası ise amatör olarak şiir ve tiyatro yazan küçük bir soyluydu. Annesi, Gogol doğmadan önce iki kez hamile kalmış fakat iki bebek de ölü doğmuştu. Gogol doğduktan sonra onun da ölmemesi için büyük titizlik gösterildi ve Gogol şımarık bir çocuk olarak yetiştirildi. 12 yaşında ilk kez okula gitmeye başlayan Gogol, daha o yaşta melankolik bir yapıya sahipti ve genellikle yalnız olmayı tercih ettiği bir çocukluk geçirdi. Lisede ise taklit yeteneği sayesinde küçük çaplı roller aldı ve aktör olma hayalleri içinde biraz olsun melankoliden uzaklaştı. Fakat edebiyatla tanışan Gogol’un hayatı tamamen değişti. Maddi olarak zor zamanlarda olsa da harçlıklarıyla kitap aldı ve sürekli okudu. Lisenin çıkardığı dergide küçük öyküleri yayımlandı. Her şey Gogol için iyi gidiyordu. Liseden mezun olunca hayallerinin şehri Petersburg’a gitmeye karar verdi. Bu onun edebi alanda attığı ilk büyük adım olacağından endişeli olmakla birlikte umut doluydu. Şiirlerini kitaplaştırdı fakat bu şiirlere çok kötü yorumlar ve kırıcı eleştiriler yapıldı. İçindeki yazma ateşi sönen Gogol, şiir kitabının tüm kopyalarını satın aldı ve sönen yazma ateşinin içinde onları da yaktı. Edebiyata ve şiire de böylece küsmüş oldu

Gogol, sıradan bir memurluk hayatına geçiş yaptı fakat bu işten de nefret etti. Annesine mektuplar yazarak yeniden yazma serüvenine koyuldu. Artık yazmadan duramıyordu. İlk öykülerini de işte bu zamanlar “Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları” adı altında yayımlattı. Bu eserinde Ukrayna’yı adeta sözcükleriyle resmediyordu ve kötülüğün tertemiz bir hayatı mahvedişini anlatıyordu. Bu öykü kitabı çokça olumlu görüş topladı. Bu sayede Gogol, edebiyatla yeniden barıştı ve başarılı olacağına dair inancı güçlendi. İlerleyen zamanlarda yakın bir dostluk kuracağı ünlü Rus yazar Puşkin, kitap hakkında şöyle diyordu:

Şimdi Dikanka Akşamları’nı bitirdim. Bu öyküler beni şaşırttı. İşte gerçek, içten bir neşe! Kimi yerleri de ne kadar şiirli, duygulu. Bu çeşit yapıtlar bizim edebiyatımızda o kadar yeni ki, üzerimde bıraktığı şaşkınlık etkisi hala geçmedi. Söylediklerine göre
dizgiciler, kitabı dizerken gülmekten katılıyormuş.

Gogol, ne kadar umut dolu olsa da bir tarafı sonraki eserlerinin ilk eseri kadar başarılı olamayacağından korkuyordu. Ama hiçbir şey korktuğu gibi olmadı. Arabeskler ve Migrorod öyküleri basıldı ve çok beğenildi. Bu öykülerden sonra Gogol, Puşkin ile dostluk kurdu ve Puşkin’in çıkardığı dergide yazma şansı buldu. Burada Puşkin ve bu dergi için şöyle bir parantez açmak yerinde olacaktır. Modern Rus Edebiyatının kurucusu olarak nitelendirilen Puşkin, bir buhran içerisindeyken karısı ve çocuklarını geride bırakıp kafa dinlemek ve bolca yazı yazmak için Petersburg’a, annesinin köyüne gitti. Fakat annesi ağır bir hastalık sonucu öldü. Bu Puşkin’i daha fazla buhrana sürükledi ve tek bir kelime yazamadan Moskova’ya geri döndü. İşte bu buhranı biraz olsun dağıtmak için bir edebiyat dergisi çıkarmaya karar verdi. Başta çok yakın dostu Gogol olmakla birlikte, dergiye pek çok yazar yazıları ile destek oldu. Öyle ki dergi Puşkin öldükten sonra da yayımlanmaya devam etti ve Tolstoy, Turgenyev gibi önemli Rus yazarlar da dergide yazı yazma şansı buldu. İşte bu dergide yayımlanan Gogol‘un ünlü öyküleri; Bir Delinin Hatıra Defteri, Burun ve Araba fazlasıyla olumlu yorum aldı. Bu sırada Gogol, Petersburg Üniversitesi’nde Ortaçağ alanında doçentlik yapmaktaydı ama edebiyata ağırlık vererek bu işinden de ayrıldı.

Sonrasında Gogol’u bir buhranın içine sürükleyen ve ülkeyi terk etmesine neden olacak bir gelişme yaşandı. Rus otoritesi ve toplumla dalga geçtiği oyunu Müfettiş yayımlandıktan sonra Gogol, büyük bir hüsrana uğradı. Dönemin Rus otoriteleri tarafından hoş karşılanmayan bu oyun, onun Rusya’yı terk etmesi ile sonuçlandı. “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” sözünde bahsedilen Palto öyküsünü işte bu yıllarda kaleme aldı.

Rusya’dan uzakta kaldığı dönemde yazdığı, Ukrayna Kazakları’nın zaferlerini destansı dille anlattığı eseri Taras Bulba yayımlandı ve çok beğenildi. Daha sonra herkesin Gogol deyince akla gelen ilk eseri, Ölü Canlar‘ı yakın dostu Puşkin’in desteği ile yazmaya başladı. Gogol, yazdığı yazıya kendi bile inanamıyor, Puşkin’e mektuplarında şöyle diyordu:

…Konu, büyük bir roman gibi genişlemeye başladı,
çok tuhaf bir şey olacak gibi…
…Kalemimden öyle canavarlar fışkırıyor ki, buna
ben bile şaşırıyorum. Bunu kim görse korkudan
titrer…

Gogol, Puşkin’in trajik ölümü ile birlikte başyapıt olarak gösterilen bu eseri bastırmaya Moskova’ya gitti ve roman sansür nedeni ile basılamadı. Zaten dostu Puşkin’in ölümü nedeniyle ağır bir buhranda olan Gogol, daha da sinirlendi. Kitap üzerinde oynamalar yaptı ve diğer yazarların yardımı ile Ölü Canlar basıldı. Ölü Canlar, Rusya’nın günlük yaşamının plastik görünümünü ve bitmiş feodal Rusya’yı konu ediniyordu.
Puşkin’in ölümünden sonra Rus edebiyatının öncüsü olarak Gogol gösterilmeye başlandı ve bu durum onu çok endişelendiriyordu. Ölü Canlar’ın yayımlanmış olmasına karşın ruhsal olarak hala iyi durumda olmayan Gogol, yakın dostunun ölümünden sonra kişisel olarak kendinde değişiklikler yapmaya başladı. Kendine, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edindi. Bu sırada, Ölü Canlar’ın devamını yazmaya başladı. Ölü Canlar kitabından her ne kadar övgü alsa da arada gelen eleştiriler için çok içleniyordu. Ruhsal bunalımda olan Gogol, sürekli İncil okumaktaydı.

Gogol, bu dönemde hiç beklenmedik bir şey yaptı ve kendini haklı çıkarma çabasına girdiği “Dostlarımla Yaptığım Mektuplaşmalardan Parçalar” adlı eseri yayımlattı. Bu eserin yarısı gerçek dostları yarısı ise hayali dostları ile yaptığı mektuplaşmaları içeriyordu. Mektuplarda sürekli kendini suçlu çıkarmaya çalışanlarla tartışıyordu. Ünlü edebiyat eleştirmeni Belinski, bu mektuplar nedeniyle Gogol’a öfke dolu bir mektup yazdı. Zaten bunalımda olan Gogol, bu yüzden Ölü Canlar’ın ikinci cildini yaktı ve Gogol bunun hakkında şu cümleyi kurdu:

Bana bunu yapmak kuvvetini verdiği için Tanrı’ya şükürler olsun.

Daha sonra Gogol, Kudüs’e bir hac yolculuğuna çıktı fakat aradığını burada da bulamadan Rusya’ya geri döndü. Ölü Canlar’ın devamını tekrar yazmaya karar verdi fakat anlamsız cümleler kurmaya başlamıştı. Bu dönemde Gogol, Ölü Canlar’ı yazmaya vakit bulamadığından yakındı.

Bana bunu yapmak kuvvetini verdiği için Tanrı’ya şükürler olsun.

Ölü Canlar’ı bir kez daha yaktı ve beş parasız kalarak daha derin bir buhrana sürüklendi. O artık bir yandan sanatına olan sevgisi bir yandan cehennem korkusu arasında kalmış bir yazardı. Sürekli ahiret hayatı için çalışacağını vurguluyordu ve oruç tutmaya başladı. On gün sonra açlık ve susuzluktan yatağa düştü ve 43 yaşında hayata gözlerini yumdu. Son sözü ise şu cümle oldu:

Merdiven, çabuk bir merdiven getirin!

“İki kumru yavrusu sana gösterecek kaskatı kesilmiş cesedimi ve onların acı ötüşleri sana anlatacak benim, gözyaşlarıyla boğularak öldüğümü…”

Ölü Canlar


No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz