Kitap İncelemeleri

Hasta Toplumlar

Her toplum hastadır ama bazı toplumlar diğerlerinden biraz daha hastadır.

George Orwell


Hasta Toplumlar ‘ı elinize aldığınızda kimi zaman ne ile karşılaşacağınızı bilemezsiniz. Her ne kadar kitabın ismi sizlere içerik hakkında bir şeyler çağrıştırıyor olsa da ilerisini tahmin etmek kolay olmayabilir. Hasta Toplumlar da bizim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Okudukça zihnimizde farklı kapılar açarak “iyi ki okuduk” dediğimiz kitaplar listesinde yerini aldı.

Peki kim bu Edgerton da böylesine kuvvetli bir kitabı kaleme alabildi?

Kaliforniya Eyalet Üniversitesi’nde psikoloji ve kültür antropolojisi alanında ders veren aynı zamanda Psikolojik Antropoloji Toplulupu’nun başkanı olan bir akademisyen. 1992 yılında Sick Societies ismi ile basılan bu eser 2015 yılında ilk Türkçe baskısı ile topluma kazandırılmıştır.

Kitabımızın içeriğini geçmeden önce çok sevdiğimiz ve yakın zamanda kaybettiğimiz Türk psikolog Doğan Cüceloğlu’nun kitabın Türkçe baskısı için yazmış olduğu önsözünden bir alıntı yapmak istiyoruz. Çünkü bize göre kitap asıl burada başlıyor. Bu soruyu düşünmekle, sorunun cevabını bile bile nedenlerini merak etmekle başlıyor. Aynı zamanda Cüceloğlu’nun “Var mısın?” kitabında bu esere atıfta bulunduğunu da söylemeden geçmeyelim.

“Bir toplumun gelenekleri ve görenekleri her zaman ve her yerde o toplumun yararına mı çalışır?”

İşte aslında bütün kitap her durakta bizlere bu soruyu tekrar hatırlatıyor.

Gelenek ve görenekler yıllar boyu kuşaktan kuşağa aktarılmış fakat çoğu zaman neden-sonuç ilişkileri sorgulanmamıştır. Bizler ise kitabı okurken yıllar boyu kapalı kalmış bu soruları saklandıkları yerden çıkarıyoruz. Bu sayede toplumların hastalıklarına birer şifa arıyoruz.

Toplumların gelenek ve göreneklerine ilişkin antropologlar tarafından çeşitli araştırma ve incelemelerin yer aldığı bu kitap aslında kişisel olarak bizlerin de bugüne kadar karşımıza çıkan gelenek ve görenekleri nasıl anlamlandırdığımızı sorguluyor.

Yazarımız gelenek ve göreneklerde iyi ve kötüyü bir köprü olarak kullanırken aslında bugüne kadar bizlere yararlı ve zararlı olan yönlerini ortaya koyuyor. Böyle anlatırken kitabın yazım dili hafif gibi gelebilir, bu sizi yanıltmasın zira kitap tamamen akademik bir dille yazılmış olduğundan tek solukta okumak çok da mümkün olmuyor. Elinize bir kâğıt-kalem, karşınıza da bir bilgisayar alırsanız Hasta Toplumlar’ı anlamak daha kolay olacaktır.

Toplumlar her ne kadar ortak gelenek ve görenekler etrafında yaşamlarını sürdürmeye çalışsalar da kişisel olarak değer yargılarımızın farklı olması, düşünce yapımız, hayattan beklentilerimiz, eşitsizlikler vs. gibi birçok kişisel değer bu düzen içerisinde çatışmalara neden oluyor. İşte durum böyle olunca köprünün iki ayağından birine veda ediyoruz.

Edgerton kitabın içerisinde eski toplumlarla ilgili öyle örnekler, araştırmalar sunuyor ki bizlere, bu kadarı da nasıl olur diyoruz.

Bizler Türk toplumunu düşünecek olursak çoğu zaman karşımıza çıkan dogmatik fikirler ya da belli bir kalıba oturtulmaya çalışILan birçok düşünce bilimsel verilerle çatışma halinde. Durum böyle olunca; siyasi, sosyal ve ekonomik tüm olaylar ise bu çatışmalardan etkileniyor.

Birçok antropoloğun ziyaretlerini göz önünde bulunduran Edgerton kimi zaman onlarla da zıt düşüyor ve onların normal olarak gördüğü şeyleri toplumsal hastalık boyutunda inceliyor.

Kitabında tüm olayları adaptif ve maladaptif (uyumsuzluk) açısından inceleyen yazarımız, Amerika’daki değişik insan toplulukları, Avustralya Aborjinleri ve çok daha fazlasına yer veriyor eserinde. Elbette bu toplumlar incelenirken bizlere ters gelen birçok durum söz konusu. Kızlara uygulanan sünnetler, ensest ilişkileri, insanları kurban etmeleri, sağlıksız birçok ortam, kıtlık seviyesine varan açlık bunlardan sadece birkaçı. İşte tüm bunlar düşünüldüğünde toplumların yaşayış biçimlerinin, örf ve adetlerinin nasıl sonuçlar doğurabileceğini daha iyi anlıyoruz. Aslında yazarımızın bahsettiği maladaptif süreçler tam da burada başlıyor. Hazır bu konuya değinmişken yazarın maladaptasyonla ilgili verdiği bir örneği ele almak istiyoruz.

“Açık alanda kendisine vahşi bir hayvanın saldıracağını düşünen birey, genel olarak kapalı alana yönelmeyi düşünür ve kendisini açık alanlarda rahatsız hisseder“.

Bu durumu maladaptasyonun yani uyumsuzluğun bir örneği olarak bizlere sunmuştur.

Birçok kitapta eleştirilmeyen, üstü kapatılan karanlık yönler bu eserde tüm açıklığı ve eleştirileri ile bizlere sunulmuştur. Büyük bir emeğin eseri olan Hasta Toplumlar aynı zamanda bizlere iyileşmek için de çeşitli ipuçları sunmaktadır.

Yüzyıllardır hiç kimse şartlar ne olursa olsun kusursuz olmamıştır, mükemmele ulaşmamıştır fakat iyileşip yeniden ayağa kalkabilecek gücü bulmak için önce hastalığı kabullenmek zorundayız. Hasta Toplumlar ve onun yazarı Edgerton bize bu kapıyı açarak oldukça önemli bir görevi üstleniyor.

Bakın Edgerton bu durumu kendince nasıl ifade ediyor:

“Mükemmel bir topluluk yoktur, ideal bir adaptasyon yoktur, sadece kusurlarda dereceler vardır. Bilerek ya da bilmeyerek nüfuslar, hayatlarını daha kaliteli hale getirmek için kendi yaşam stillerini ayarlamışlardır lakin henüz hiç kimse Cennet Bahçesi’ni yaratamamıştır. ”

Belki Cennet Bahçesi yaratamayız fakat kendi bahçemizi, kendi düşünce dünyamızı güzelleştirmek, çürük tohumları yeniden ekmemek bizim elimizdedir.

Keyifli okumalar.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz