Bilgi Köşesi

II. Felipe: Protestanlık ve Osmanlı ile Mücadelesi

Kanuni Sultan Süleyman’ın amansız rakibi Şarlken’i hatırladınız mı? Bu yazımızın baş aktörü olan II. Felipe, Şarlken’in oğlu. Bildiğiniz gibi özellikle Avrupa’da evlilikler ile tahta geçme ve ülke üzerine söz sahibi olma geleneği çok yaygındır. Bu sebeple, bir insanın birden çok ülkenin kralı olduğunu sıklıkla görürüz. II. Felipe de bu isimlerden birisi. 1554 yılında İngiltere’nin Katolik Kraliçesi Mary Tudor ile evleniyor ve bir anda tarihte İngiltere Kralı olarak beliriyor. Yalnızca iki yıl sonra babası Şarlken Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nun tahtından çekilince oraya da bizim II. Felipe geçiyor. Ve böylece üzerinde büyük bir yük birikmiş oluyor. Aynı zamanda başka ülkelerin de krallığını yaptı bu süreçte II. Felipe fakat sizleri sıkmamak adına hepsini bir bir yazmaya gerek duymuyorum. Bu ezber bilgilerden ziyade sizlerin dikkatini olaylara ve genel anlayışa çekmek istiyorum.

Gerek İspanyol olması gerekse Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nun başında olması nedeniyle II. Felipe ateşli bir Protestan karşıtı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun bir yansıması olarak tahta çıkar çıkmaz ülkesindeki bütün Protestanların öldürülmesi için emir vermiştir ve yaklaşık 20 bin Protestan bu dönemde idam edilmiştir. Evlendiği İngiltere Kraliçesi Mary Tudor vardı ya, o da en az II. Felipe kadar “deli” bir insandır. İngiltere’deki bütün Protestanları öldürmüş, idam ettirmiş ve hatta canlı canlı ateşe atarak yanmalarını seyretmiştir. Bu sebeple tarihe “Kanlı Mary” olarak geçmiştir. Bir zamanların popüler bir efsanesi olan “Bloody Mary” de ismini buradan almaktadır. (Lise yıllarında gecenin bir vakti aynanın karşısına geçip üç kere Bloody Mary diyen nesildenseniz muhtemelen şu an ufak çaplı bir aydınlanma yaşıyorsunuz).

Şarlken Osmanlı ile savaştı da II. Felipe savaşmadı mı? Hem de ne savaşlar verdi… 1560 yılında bir Haçlı donanması toplayarak Osmanlı’nın karşısına çıktı fakat Cerbe Deniz Savaşı’nda büyük bir hezimete uğradı. İspanyol donanması burada yok olunca ülkede arta kalan Protestanlar bir ayaklanma başlattı ve varlıklarının tescili için kılıçlarını kınından çıkardılar. Tarihe Seksen Yıl Savaşları olarak geçen bu süreçte çok fazla kan aktı. Cerbe Deniz Savaşı’nı kaybetmek II. Felipe’ye pahalıya mal olmuştu bu yüzden zihninde intikam naraları atıyordu. Dahası Osmanlılar 1571 yılında Kıbrıs’ı da almıştı ve stratejik olarak inanılmaz bir avantaj elde etmişti. “Bana öyle bir donanma yapın ki ne var ne yoksa yakıp yıkayım” dedi ve tarihte eşi benzeri görülmemiş büyük bir donanma hazırlattı. II. Felipe aynı yıl hazırlattığı donanma ile Osmanlı’nın karşısına çıktı ve bizi perişan ederek savaşı kazandı. Bu savaşı hepiniz biliyorsunuz, İnebahtı Deniz Savaşı. Evet büyük bir mağlubiyettir Osmanlı için fakat Sokullu Mehmet Paşa tarihe geçen şu yorumunu yaparak iki devletin icraatları arasındaki farkı ortaya koymuştur:

“Biz sizden Kıbrıs Krallığı’nı alarak kolunuzu kestik. Siz ise donanmamızı yenmekle bizim sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür biter.”

İnebahtı Deniz Savaşı’nı tasvir eden bir çizim.

Bizim için küçük bir adım olsa da Avrupa için büyük bir adımdı bu galibiyet. Nitekim bunun bir yansıması olarak papalık II. Felipe’ye Hıristiyanlığın büyük koruyucusu unvanı verdi. II. Felipe artık “gazı” almıştı ve Osmanlı’yı yenilgiye uğrattığına göre asıl düşmanına dönüş yapabilirdi: Protestanlık. Protestanlığın kalesi -her ne kadar Mary Tudor tam tersi istikamette bir kraliçe olsa da- İngiltere idi. VIII. Henry’den itibaren burası Katolik anlayıştan kopmuştu. Bu kopuş da oldukça önemlidir bu sebeple bu konuyu başka bir yazımızda ele alacağız. Nihayetinde II. Felipe kararını vermiştir: Atlar İngiltere üzerine sürülecek, kılıçlar çekilecek ve İngilizler yeryüzünden silinecektir!

250 bin kişilik ordu toplayan II. Felipe İngiltere önlerine geldiğinde ordusunun içinden karşı tarafa bilgi sızdığından habersizdir. II. Felipe’nin atacağı her adımı öncesinde İngiltere bildiğinden savaşın sonucu tahmin ettiğiniz gibi gerçekleşti: İspanya büyük bir hezimete uğradı. Dahası Türkler ve Hollandalılar da durumdan istifade etti ve İspanya çok fazla toprak kaybederek bu seferi sonlandırdı. Bu mağlubiyet o denli yankı uyandırdı ki, İspanya bir anda çöküşe doğru yol almaya başladı. İspanya’ya en parlak çağlarından birini yaşatan II. Felipe aynı zamanda en kötü zamanları da yaşatan imparator olarak tarihe geçti. Ülkede isyanların önü alınamaz oldu ve bunların karşısında duramayan II. Felipe istifa ederek bir manastıra çekildi. Kendisini dine verdi ve tanrının kendisine neden böyle bir son hazırladığı sorgulayarak inzivada bir yaşam sürdü. Öldükten sonra ise aşağıdaki görselde gördüğünüz El Escorial Manastırı’na defnedilmiştir. Bu yapı günümüzde UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesindedir.

II. Felipe artısıyla eksisiyle Avrupa tarihine damga vurmuş bir karakterdir. Protestanlar üzerine çokça gitse ve binlerce insanı katletse de saltanatının sonunda İspanya’yı dibe çekince Protestanların da önü açılmış oldu. Bu bir dönüm noktasıydı zira artık Avrupa’da bir Protestanlık gerçeği yer alacaktır. II. Felipe başarısız olmuş ve Hıristiyanlığın Katolikliğin tekelinden çıkmasını engelleyememiştir. Ölümünden yalnızca 20 yıl sonra büyük mezhep savaşları başlamıştır. 1618-1648 yılları arasında gerçekleşen Otuz Yıl Savaşları Avrupa tarihinin en yıkıcı savaşlarından birisi olarak tarihe geçmiştir.

Yavaştan toparlamak istiyorum. Bilinçli olarak çok fazla derine inmedim ve elimden geldiğince yüzeysel olarak anlatmaya çalıştım. Ülkemizde tarihe olan ön yargının farkındayım. Genellikle sıkıcı ve çekilmez olarak görülüyor. Bu yargıdan elimden geldiğince kaçınmaya çalıştım. Fakat yine de Armadillo’cum bu bilgiler bana az geldi, biraz daha detay lazım diyenler için II. Felipe’yi okuyacakları en iyi kaynak büyük tarihçi Fernand Braudel’in ilgili kitaplarıdır.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:



Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz