Film Yorumları

İkinci Dünya Savaşı’nı Konu Alan 4 Film

Dünya tarihi çok kez ölüm kusmuştur toplumların üzerine; fakat hiçbiri İkinci Dünya Savaşı kadar kan akıtmamış, acıya mal olmamıştır. Evde kaldığımız bugünlerde sınırlı yaşamımızı nasıl renklendirebiliriz diye düşünürken her daim ilgi duyduğumuz İkinci Dünya Savaşı üzerine yoğunlaşalım istedik. Daha önce konuya ilişkin çokça kitap okumuştuk o yüzden bu sefer farklı bazda ele alalım dedik: Beyaz perdeye konuk olarak.İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan 4 film seçip, bunları izledikten sonra kısa kısa yorumlarla sizlere de tavsiye edelim istedik.

Filmleri izlerken aynı zamanda araştırmaya koyulduğumuzdan gördüğümüz şeyler zihnimizde daha kolay yer edinebildi. Sizlere de aynısını tavsiye ederiz. Örneğin, “Operasyon Valkyrie” isimli filmi izledikten sonra “20 Temmuz Suikastı” üzerine en azından 1 saat okuma yaparsanız, okuduklarınız, izlediklerinizle pekişerek zihninizde çok daha sağlam bir temel atacaktır.

O halde ilk filmimizle başlayalım. Yukarıda sözünü ettiğimiz “Operasyon Valkyrie” ilk filmimiz olsun.

1-) Operasyon Valkyrie

Bir şeyler öğrenme amacı güttüğümüzden seçtiğimiz filmlerde de gerçeklik unsurunun olabildiğince yüksek olmasını istedik. Valkyrie bu konuda gerçekten harika. Kurgu tamamen gerçek olaylar temel alınarak hazırlanmış. Yönetmen koltuğunda Olağan Şüpheliler isimli filmden tanıdığımız Bryan Singer oturuyor. Başrol olarak ise Claus von Stauffenberg karakterini Tom Cruise canlandırıyor. Stauffenberg Hitler Almanyası’ndan memnun olmayan bir albay. Yapılan katliamlar, vahşilikler, istilalar ve vurdumduymazlıklardan bıkmış şerefli bir Alman subayı. Almanya’nın böyle tanıtılmamasını ve gerçek Almanya’nın bu olmadığını savunuyor. Ve Almanya’yı kurtarmak için Hitler’den kurtulmak gerektiğinin altını çiziyor.

Hitler’e bir suikast yapılmalı ve ardından darbe ile ülkenin başına geçilmeli diye düşünüyor Stauffenberg’in baş mimarlarından olduğu ekip. Ve ülkenin başına geçer geçmez müttefikler ile antlaşma imzalanmalı. Film boyunca gerim gerim gerileceksiniz! Suikastı becerebilecekler mi, başarılı olacaklar mı, sonrasında ne olacak gibi sorular filmi nefessiz izlemenize neden olacak. Onurlu bir grup askerin tüm karakterini kenara bırakan Nazilere karşı verdiği amansız mücadele sizi ekrana kilitleyecek. Filmde geçen neredeyse tüm karakterler gerçekte var olmuş kişiler. Anlatılan olay ise “20 Temmuz Suikastı” olarak tarihe geçmiştir. Fakat filmi izlemeden olayı okumanızı tavsiye etmeyiz; çünkü yaşananlar birebir aynı. Hem genel kültürünüze hem de ruhunuza hitap edecek bu filmi kaçırmayın deriz!

Hız kaybetmeden ikinci filmimize geçelim.

2-) Soysuzlar Çetesi

Klasik bir Tarantino filmi olan Soysuzlar Çetesi’nde yine bolca vahşet ve kan göreceğiz. Bir grup Yahudi’den oluşan Soysuzlar Çetesi Nazilere yaptıkları suikast, baskın ve sabotaj eylemleri ile nam salmışlardır. Çetedeki her bireyin farklı karakterleri ve özellikleri vardır. Ele geçirip öldürdükleri her Nazi’nin kafa derisini yüzen, serbest bıraktıklarının ise alnına gamalı haç çizen bu çetenin başında ise Brad Pitt bizleri karşılayacak. Fakat bu filmde öyle bir oyuncu var ki Brad Pitt’i dahi gölgede bırakıyor: Christoph Waltz! Oldukça prestijli bir SS subayını canlandıran Waltz film boyunca kendisine hayran olmamızı sağlıyor. Zira kendisi En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Akademi Ödülünü de bu rolle kapmıştır. Diana Kruger ve Melanie Laurent ise yalnızca askerlerden müteşekkil bu filme güzellikleri ile renk katmışlar ve buhran dönemlerinde kimsenin tarafsız kalamayacağını adeta kanıtlamışlardır.

Filme gelen en büyük eleştiri Yahudi propagandası yapıldığının iddia edilmesidir. Kısmen haklılık payı belki bulunabilir ama “film Yahudiler için çekildi” demek biraz haksızlık olur. Kaldı ki Nazilerin karşısında kim olursa olsun karşı tarafı destekleyeceğimiz de tarihin tartışılmaz gerçeği. Diğer yandan film dönemi çok güzel aktarıyor. Nazi işgalindeki Fransa’ya mercek tutan film, bizleri o günlere götürerek gerek halkın neler çektiğini gerekse Alman askerlerinin ne derece patavatsız olduğunu anlatıyor. Operasyon Valkyrie de yer alan gerçeklik unsuru, bu filmde o kadar yoğun değil. Kurgu daha ön plana çıkıyor fakat film arka planda birçok gerçeği bizlerle buluşturmayı ihmal etmiyor. Az önce de bahsettiğimiz gibi film Almanya’da geçmediğinden, Almanların işgal ettiği bir ülkede nasıl yaşadıklarına dair bizlere fikir sunuyor. Oldukça sürükleyici olan bu film şüphesiz izlenmeli. Her şeyi bir kenara bırakırsak bile, ben Christoph Waltz’ın oyunculuğu için dahi bu filmi bir kez daha izlerim.

3-) Çöküş (Der Untergang)

Yok artık! Evet filmi bitirdiğimde ağzımdan dökülen ilk sözcükler bunlar oldu. Sanırım bu beş film içerisinde en çok etkilendiğim film Der Untergang. Neden mi? Çünkü filmi izlerken – az çok Naziler’e hâkim olduğumdan dolayı – tüm karakterleri isimleri geçmeden tanıyabildim. Bu şüphesiz benim değil yapımcıların başarısı. Heinrich Himmler, Joseph Goebbels, Eva Braun… say sayabilirsen! Herkes! Tüm karakterler gerçeğine o kadar çok benzetilmiş ki büyülenmeden filmi izleyemiyorsunuz. Adolf Hitler’i söylemiyorum bile. Tarihteki en iyi Adolf Hitler rolü diyebilirim. Hatta filmi izledikten sonra yorumlara göz gezdirirken şuna benzer yorumlar gözüme çarptı: “Bruno Ganz öldüğünde, Hitler bir kez daha öldü.” Bruno Ganz filmde resmen Hitler’i yaşıyor!

Gerçeklik algısının açık ara en yoğun olduğu film. Nesnellik had safhada. Nazilerin sığınaklarında neler yaşanıyor, Sovyet askerleri Berlin’e girdiğinde askerlerin psikolojisi ne durumda, Hitler ve Eva Braun neden intihar ediyorlar, intihar etmeden önce neler yapıyorlar hepsi büyük tarafsızlıkla bizlere aktarılmış. İzlerken çok küfredeceksiniz. “Lanet olsun bu Nazilere bu da yapılır mı?” diyeceksiniz. Evet yapmışlar. Göz yaşlarınıza hâkim olamayacağınız bu sahneler sizi şoke edecek. Savaş böyle bir şey işte, bazen ölüm sana gelmeden sen ölüme gidersin.

Özellikle psikoloji sevenlerin kaçırmaması gereken bir film. Harika yansıtılıyor izleyiciye. Bir noktadan sonra sığınakta öldürülmeyi bekleyen bir Nazi askeri gibi izliyorsunuz filmi ve dua ediyorsunuz Sovyetler daha fazla yaklaşmadan bir mucize gerçekleşsin diye… Garip. Nazileri sevmeyeceksiniz ama kendinizi oradaymış gibi hissetmekten de alıkoyamayacaksınız.

Bir de halk var tabi. Berlin halkı. Nazileri seçen Berlin halkı. Yaptıkları hatayı anladıklarında her şey çok geç olacak çünkü narsizmi doruklarında yaşayan Nazi komuta heyeti kimseyi düşünmüyor. Tıpkı o dönemin diğer liderleri Mussolini ve Franco gibi. Halk kimin umurunda, herkes bir Mustafa Kemal mi?

İlk iki film kadar aksiyon yok Der Untergang’ta. Biraz daha ağır. Ama enfes bir yapım. Kesinlikle izlemelisiniz. İzlemelisiniz ve Sovyetler Hitler’i almaya gelirlerken o sığınakta neler yaşandığını görüp ders çıkarmalısınız. Tarih en büyük öğretmendir. Bunu tüm çıplaklığıyla göreceksiniz.

4-) Enigma

Öncelikle bu filmi diğerlerinden ayrı bir köşeye koymak gerekir diye düşünüyorum. Bunun nedeni ise savaşın askeri boyutuna değil de bilimsel arka planına değinmesi. Enigma, Nazilerin savaş sırasında haberleşmeleri ve gizli mesajları birbirlerine iletebilmeleri için tasarlanmış bir şifre makinesi. İngilizler savaşta avantajlı konuma geçebilmek için bu kodları kırmak zorundaydı. Bu yüzden ülkenin en dahi matematikçileri toplanarak uzman bir ekip oluşturuldu. Ekipte bir kişi sivriliyordu. Oldukça dahi, biraz küstah ve bu küstahlığın getirdiği kibir ile yalnızlığı seven Alan Turing ekip içerisinde “ben buradayım” dedirtiyordu. Duydunuz mu daha önce Alan Turing ismini? Duymayanlar filmin büyüsünü bozmamak adına duymadıkları ile kalsınlar ve filmi açsınlar. Çünkü film biraz da biyografi filmi. Alan Turing’in yaşamı anlatılıyor. Sizce bu dahi adam bir kod makinesini alt edebilecek miydi?

Filmin bir de dram yönü var ki özellikle sonuna doğru bunu hissedecek ve son vuruş ile “yıkılacaksınız.” İnsanlık üzerinde taşıdığı günahların bedelini nasıl öder, cehennem ateşi sonsuza dek yaksa paklanmayacak insanlar var diye düşüneceksiniz.

Dan Brown okurken sıklıkla karşılaştığımız kriptoloji ve gizem bu filmde de karşımıza çıkacak. Enigma’yı çözmek bulmaca çözmeye benzediğinden ve savaş gittikçe istihbarat merkezleri arasında alev aldığından ilginç şifreleme teknikleri göreceksiniz. Bu şüphesiz filme renk katıyor ve bu tür konuları seven kesime de hitap ediyor.

Ve son olarak, Benedict Cumberbatch’tan bahsetmemiz gerekiyor sanırım. Dehşet zeki insanları çok iyi oynuyor kendisi. Bunun nedeni bence, duygusuz, mekanik ve soğuk bir intiba uyandırması. Sherlock dizisinden tanıdığımız Cumberbatch benzer bir rolle karşımızda olduğundan yabancılık çekmeden filme ve kendisine adapte oluyoruz. Buna benzer karakterleri gerçekten çok iyi canlandırıyor. Bildiğiniz gibi savaş sadece cephelerde verilmedi. Bir adım geriye atarak olaya daha geniş açıdan bakmak isterseniz Enigma’yı film repertuvarınıza dahil edebilirsiniz. Size savaşı anlamak ve çok detaylı olmasa da olaya İngiliz cephesinden bakma adına güzel fırsatlar sunacaktır.

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için:

 https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube hesabımız için:

https://www.youtube.com/channel/UCD7nRhlGkpl6W1cx7RlGhQQ

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz