Kitap İncelemeleri

Kapak Kızı

“Başkalarının doğrularını bu kadar benimsemek, hayatını bir dersler silsilesi haline getirmişti sonunda.” Bu cümle Ayfer Tunç’un ilk romanı ve bir üçlemenin başlangıcı olan Kapak Kızı kitabında geçiyor. Bu kitapta sadece bu söz değil hayatınızı etkileyecek başka sözler de var ancak en çarpıcı olanlardan bir tanesiyle başlamak istedik yazımıza.

Bugünkü yazımızda size Kapak kızı kitabını ve sizde yaratacak etkilerinin neler olduğundan bahsedeceğiz. Kitap bir tren yolculuğunda başlıyor. Trende garsonluk yapan Bünyamin ile yolculardan Ersin ve Selda’nın kendi iç dünyalarına dönüşünü, yaşadıklarını okuyorsunuz başlangıçta. Birbirini tanımayan bu iki insan bir şekilde sohbet etmeye başlarlar. Birbirlerine hayatlarını, pişmanlıklarını, korkularını anlatırlar. Bu konuşma sırasında ikisinin de tanıdığı ortak bir kız vardır: Şebnem. Şebnem’in hayatına bir başka yazımızda değineceğiz ancak ondan da bahsetmemiz gerekirse Şebnem, ikisinin de farklı şekillerde tanıdığı bir kadındır. Erotik bir dergide vermiş olduğu çıplak poz onu kapak kızı yapmıştır. İkisi de bir şekilde Şebnem’in olduğu dergiyi görmüş ve iç dünyalarına dönüşü sağlamıştır. Kitapta bizi en çok etkileyen kısımlardan biri de bu iç dünyalarına dönüştür.

Hepimiz yaptığımız veya yapamadığımız şeyler yüzünden pişmanlıklar çekmişizdir. Türk kültüründe yaygın olan “El alem ne der?” düşüncesi bir şekilde bizim hayatımıza etki etmiş ve pişmanlıklarımızın kahramanı olmuştur. Kitap bizim şunu fark etmemizi sağlar. Aslında herkes böyle. Herkes bir şekilde bu cümlenin ister istemez etkisi altındadır. Ve siz bunun farkına, bu kalıplara uymayıp hayatını istediği şekilde yaşayan –üstelik bu kişi tanıdığınız biriyse- birini gördüğünüzde varırsınız. Siz kalıplar içinde yaşarken ve mutsuzken o da mutsuzsa bile hayatını istediği seçimleri yaparak yaşamıştır. Karakterlerden Ersin bu olayı özetlemeyi başarmıştır aslında. Karakter şöyle der:

İyi aile çocuğu olunca, yanmadan öğreniyorsunuz ateşten uzak durmayı. Ama hiç değilse bir kere yanmak lazım.

Kitabın bizde bıraktığı diğer bir etki ise kendimize dönüşü sağlaması olmuştur. Evet, kitabın içindeki geriye dönüşler, karakterlerin oldukça gerçekçi anlatılması ve su gibi akıp gitmesi bir yana ister istemez kendinizi sorgulamaya da mecbur bırakır. Bir anda kendinizi sorgularken bulursunuz. “Hayatı istediğim gibi mi yaşıyorum? Neleri isteyerek yaptım neleri zorunda olduğum için yaptım? Ben gerçekten bu muyum?” gibi sorular kafanıza üşüşür. Bu sorulara kendi içinizde cevap bulmaya çalışırken hayata başka bir yönden bakmanıza da yardım eder.

Kitap sizi düşünmeye sevk ediyor derken yanlış anlaşılmasın. Olay örgüsü öyle birbirine bağlıdır ki okurken sıkılmanız çok zor bir ihtimal. Tek sorun karakterleri özümsemek zor olabiliyor. Akrabalar, arkadaşlar derken isim anlamında kafanız karışabiliyor. Bu durum anlaşılmayı zorlaştırsa da karakterleri gerçeğe yaklaştıran bir unsur oluyor. Çünkü gerçek hayatta nasıl birçok akrabamız, arkadaşımız varsa kitapta da bunu görebiliyoruz. Bu yüzden size önerimiz kitaba kendinizi verebildiğiniz bir zamanda okumanız. Bunlara ek olarak kitapta en küçük bir kurgu hatası bile yok. Genellikle geriye dönük tarihlerin de olduğu kitaplarda yaş, tarih uyuşmazlığı gibi fazla göze batmayan hatalar olsa da bu kitapta her şey öyle ustaca kurgulanmış ki karakterlerin kurgu olup olmadığını dahi sorgulayabilirsiniz.

Kitaptan başka bir alıntı daha yaparak yazımızı burada sonlandıralım.

Şimdi kendi cümlesini arıyordu: Hayattan beklediği şeyleri elde ettiği anda hepsinin budalaca olduğunu anlamış, yalnız bir adam… Belki. Bir cümle olabilir miydi bir hayatı değerli kılan? Yoksa tek cümleye sığdırılmış hayat çok mu boştu? Hayatın nesi doğruydu, nesi yanlış? Ya da bu türden soruları sormak doğru muydu?

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz