Kitap İncelemeleri

Kinyas ve Kayra

Yeraltı edebiyatı denilince akıllara ilk gelen, yazdığı romanlarıyla yeraltı edebiyatında da kendi türünü, dilini, anlatım tarzını oluşturan usta yazar Hakan Günday’ın gözbebeği, ilk eseri, 25 yaşında iken yazdığı Kinyas ve Kayra ’yı inceleyeceğiz bugün. Yeraltı edebiyatını tüm okurlar sevmeyebilir. Çünkü yeraltı edebiyatı kimseye duymak istediklerini aktarmaz. Toz pembenin zerresi yoktur, hayalcilikten uzaktır. Görmeyi, duymayı reddettiğiniz ne kadar toplumsal olay varsa hepsini tek tek gözünüzün içine sokulmuş, zihninizin kapılarını zorlarken bulursunuz.

Yazar, diğer yeraltı edebiyatçılarının varoluşçu çizgilerinden esinlenip o çizgide devam ederek romanın içinde kendini natüralizm çizgisine bağlamıştır. Okuyucuya her şeyi olduğu gibi, günlük hayatta nasıl yaşanıyorsa; bütün çıplaklığı, nefreti, kini, sevgisizliği, psikopatlığı, sosyopatlığı ile aktarmıştır. Hakan Günday böylelikle vermek istediği mesajı okura çok açık bir şekilde ulaştırabilmektedir. Bu durum göz önüne alındığında “bu yazarın da hiç dilinin kemiği yokmuş” diyebilirsiniz. Öte yandan bu şekilde anlatıldığı için ilgi çekici de gelebilir size.

Başarılı yazar, Kinyas ve Kayra’yı 2000 yılında 25 yaşındayken yazmıştır. Eseri yazarken çok genç olan yazar okurlarına sanki Afrika kıtasını ezbere biliyorum hissi yaşatmaktadır. Bu bakımdan betimlemeleriyle, şehirleriyle, genel bakış itibariyle başarılı bir romandır. Hakan Günday sosyolojik olarak eleştirilerini yaparken sorgulamayan, okumayan, değerlendirmeyen, öğrenmeyen insana da mesajını ağır bir dille ifade etmiştir.

Eser Kinyas ve Kayra adında iki psikopatın ailelerinden kaçıp Afrika kıtasına gitmesiyle başlar. Lakin kurgunun ilginç tarafı ailelerinin oğullarıyla herhangi bir problemi yoktur. Problem bu iki kişiliği bozuk, garip düşünen, herkes gibi olmayan, olmak istemeyen varlıklardadır. Onlar için hayatta herhangi bir şeyin önemi yoktur. Kendilerini bulundukları yerlerde lüks içinde yaşatacak paranın peşindelerdir. Lakin bu durum onların paraya çok fazla önem verdiklerini sanmanıza neden olmasın. Zira para, insan veya herhangi bir meta onların gözünde bir değere sahip değil. Dolayısıyla parayı kazanmak için her türlü pis işi yaparlar, yaklaşık bir dakika sonra da  hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederler.

Kinyas ve Kayra içlerinde insani bir duygu beslememektedir. Adam öldürmek, bir kadına tecavüz etmek ya da suça karışmak onlar için yürümekten, koşmaktan, pizza yemekten farksız. Pizza yemek diyorum çünkü ikisi de pizzaya bayılıyor. Suç işleyip pizza yiyorlar. O kadar rahat ve bir o kadar da acımasız iki sosyopat.

Kitabın bu kadarlık kısmında yazar, yaşadığımız dünyadaki suçların, suç tanımının, adaletsizliğin, kinin, nefretin, vahşetin durumunu gözlerimizin önüne seriyor. Hatta bizce olayın Afrika kıtasında geçmesi bile bir mesaj içeriyor. Eseri okudukça karakterlerin ikisinden birine benzediğinizi düşüneceksiniz. Ben olsam ben de böyle yapardım, diyeceksiniz. Hepimizin içinde bir parçada olsa sosyopatlık ya da psikopatlık yok mu? Hakan Günday okuruna, olan bir durumu natüralist çerçevede aktardığından acaba ben de böyle miyim, ben olsam böyle mi yapardım tarzında soruları kendinize çok soracaksınız.

Kitap devam eden bölümlerinde Kinyas’ın yolu ve Kayra’nın yolu olarak ikiye ayrılacak ve iki zıt karakterin seçimlerine şahit olacaksınız. Hayat da bu seçimlerden ibaret değil mi? Bizi olduğumuz yere getiren, yaşadığımız şeylere sebep olan seçimler değil mi? Burada – bizce- yazarın okurlarına vermek istediği mesaj ‘’Seçimler, kendi seçimleriniz mi?’’ olsa gerek. Bu bölümlerdeki içerikleri incelememizde paylaşmak çok isterdik fakat kitabın heyecanını kaçıracağından dolayı yer veremiyoruz. Şunu söyleyebiliriz ki bu iki bölümü anlayarak okuduğunuzda insan karakterleri üzerindeki düşünceleriniz son derece değişecek.

2000 yılında edebiyatımıza dahil olan Kinyas ve Kayra’nın anlatım diline değinecek olursak kafa dağıtmak için okunabilecek bir kitap olmadığını söylememiz gerekir. İlk bölümlerinde dili oldukça ağır, vahşeti yüksek, vermek istediği mesajlar çok serttir. Boş kafa ile anlayarak, hatta altını çizerek okumak daha faydalı olacaktır. Eğer kafanızın içi dolu ve yorgun bir gününüzdeyseniz yarım bırakma ihtimaliniz yüksektir.

Son olarak Kinyas ve Kayra Türk Edebiyatı’nın yapı taşlarından biridir. Bu zamana kadar değerini kaybetmeyen, güncelliğini koruyan eserlerdendir. Okumayı bitirdiğinizde size insana, dünyaya, yaşantıya, hayata dair çoğu şeyi sorgulatacaktır. Bu sözlerimizi destekleyen bir alıntıyla bitirelim incelememizi:

Ne ölüm, ne de hayat! Hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. Hiçbirinin eli bana değmiyor. Çünkü ceplerimde hiç olmadıkları kadar. Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine, uğruna dünyayı kan gölüne çevirirdim. Okyanuslar kırmızı olurdu. Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanamadım, bir türlü inanamadım. Bu hayat bir illüzyon. Benim gibi, Kayra gibi…

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz