Bilgi Köşesi

Kız Kulesi’nin Gizemi | Sir Crick ve Yeraltındaki Geçit

Bir ressamın büyüleyici tablosunda, bir filmin en güzel sahnesinde, okurken nutkumuzun tutulduğu bir şiir veya bir romanın altını çizdiğimiz unutulmayan cümlesinde ya da gözümüzü alamadığımız bir fotoğraf karesinde… Ne açıdan bakarsak bakalım, İstanbul’un incisi olan Kız Kulesi bizi varlığıyla her zaman etkilemedi mi?

İstanbul’un en güzel semtlerinden biri olan Üsküdar’da, boğazın tam ortasında, küçük bir adacığın üstünde duran Kız Kulesi’nin nice efsanelere ve hikayelere konu olduğu şüphesiz su götürmez bir gerçek lakin bu yapının bildiklerimizin çok daha ötesinde bir hikayesi olduğuna inanılıyor.

Zamanında deniz feneri, gümrük istasyonu veya hapishane olarak kullanılan bu görkemli yapı, günümüzde bir müze olarak işletiliyor. Tarihini 2500 yıl öncesine kadar dayandıran Rum kaynaklarında bir anıt mezar olarak kayıtlara düşen yapı, Avrupalı tarihçiler tarafından Leander Kulesi olarak belirtilir. Günümüze kadar birçok kez şekil değiştiren bu kule, Fatih Sultan Mehmet ve II. Mahmud dönemlerinde farklı amaçlarda kullanılmak üzere birçok kez restore edilerek, 1995 yılında özel bir şirket tarafından şimdiki haline getirilir. 2000 yılında ise bir bölümü müzeye çevrilir ve halkın hizmetine açılır.

Sepetteki zehirli yılan efsanesi veya Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın buluşması hikayelerinin Kız Kulesi’nde geçtiğine inanılır ve aslında yapı zamanla kulaktan kulağa söylenegelen bu anlatılarla bir değer kazanır. Süreç içerisinde, koca bir şehrin göbeğinde, yalnız ve bir başına duran Kule’nin dikkatleri üzerine çekmesi kadar normal bir şey olamaz. Herhangi bir belgeye dayandırılmayan onlarca efsane ve hikâyeye oldukça müsait olan Kız Kulesi hakkında bu sefer sizleri elimizdeki belgelerle şaşırtmaya geldik. Gelin bugün ülkemiz için oldukça önem arz eden, İstanbul’un sembolü haline gelmiş Kız Kulesi’nin çok nadir bilinen gizemine ışık tutalım.

Her şey 2004 yılından sonra, İngiliz bir antika koleksiyoneri ve aynı zamanda biyolog olan Sir Francis Crick’in ölümünün ardından bir bankanın kiralık kasasında, Kız Kulesi’ne ait tutulan notların yer aldığı defterinin ortaya çıkmasıyla başlar. Bulunan bu defter bizi 1960 yılına götürmektedir.

Sir Francis Crick
Sir Francis Crick

Büyük bir gizemin kapısını aralayan hikâye, Sir Francis Crick’in evinin kapısına gelen gizemli bir adamın elindeki defterle ve anlaşılmayan Arapça aksanıyla Sir Crick’e bir şeyler anlatmaya çalışmasıyla başlar. Adamı ve anlatmaya çalıştıklarını hiçbir şekilde anlamayan Sir Crick adamı başından savmak için elindeki defteri satın alır ve ısrarcı adamı gönderir.

Deftere ve içindeki teknik çizimlere göz atan Sir Crick için, görseller tanıdıktır fakat bildiğinin aksine farklı olan bir şey vardır o da defterdeki Kız Kulesi çizimlerinde, Kule’nin 2 değil 3 katlı olarak resmedilmiş olmasıdır. Kafası bir hayli karışan Sir Crick defteri tercüme ettirerek merakını gidermeye çalışır. Notlarda yazılanlara göre Kız Kulesi’nin mahzeninde aşağıya inen bir geçit vardır ve bu geçit deniz tabanına ulaşarak oradan başka bir yapıya çıkmaktadır. Bu yapı ise bir mağaranın içine yapılmıştır. Defterde, bu geçide giden kapının anahtarı hakkında çok az bilgi verilmiş olsa da Sir Crick öğrendiği bu ilginç ve gizemli bilgilerle kapısına gelen adamın kim olduğunu araştırmaya başlar fakat hiçbir sonuca ulaşamaz.

Bir demir ustasına defterde yetersiz bilgilerle tarif edilen anahtarın aynısını yaptırarak İstanbul’un yolunu tutar. Sir Crick öldükten sonra bankadaki kasasından çıkan notlarda heyecanını şu şekilde anlatır:

Anahtarı elime aldığımda İstanbul’a gitmekten başka hiçbir şey düşünemiyordum.

Gizemli Defter

Türkiye’deki İngiltere Büyükelçiliğine giden Sir Crick, yüksek makamların yardımıyla mimari inceleme adı altında beş günlük bir araştırma izni alır. Türk Hükümeti Sir Crick ve asistanının yanına bir de koruma memuru verir ve ikili için gizemlerle dolu geçecek olan beş gün başlar.

Yardımcısı ve koruma memuruyla birlikte 1960 yılının ağustos ayında ilk kez kuleye çıkarlar. Defterde söylenene göre geçide çıkan kapı kulenin tabanındadır. İncelemek için kulenin en alt katına inen Sir Crick, kulenin tabanında defterde bahsedildiği gibi bir kapı görmeyi umut ederken gördüğü tek şey koca bir kaya parçasıdır. Kafasındaki şüpheleri o gün açığa kavuşturamayan Sir Crick, akşama otel odasında, gördüğü kaya parçasını parçalaması gerektiğini düşünür. Nitekim öyle de olur fakat koruma memuru böyle bir şey için onlara büyük bir engeldir. İlk önce memura kendileriyle gelmelerine gerek kalmadığını söylerler, koruma memuru vazifesi gereği gelmesi gerektiğini belirtir ve buna karşılık Sir Crick, koruma memuruna yüklü bir miktarda rüşvet vermeyi teklif eder. Memur rüşveti kabul eder ve geriye kalan 4 günlük araştırma süresince Sir Crick ve asistanını rahatsız etmez.

Sir Crick’in notlarında bu konu hakkında verilen bilgiler, durumu tesciller niteliktedir:

Memur ona verdiğimiz çantayı aldı ve ardınca yürümeye başladı biz de hemen sandala bindik. Yardımcıma sürekli kürekleri daha hızlı çekmesini söylüyordum, nihayet kuleye varınca artık benimsin diyerek küçük bir sevinç çığlığı attım.

Sir Crick, ikinci gün araştırması için büyük bir heyecanla soluğu Kız Kulesi’nin en alt katında alır. Dün gördüğü kaya parçasını uzun uğraşlar sonucunda parçaladığında karşısına yeniden bir kaya parçası çıkması onu oldukça şaşkınlığa uğratır. İkinci kayayı da uzun uğraşlar sonucu parçalayan Sir Crick için karşısına çıkan üçüncü bir kaya parçası artık tamamen bir hayal kırıklığıdır. Yorgunluktan bitap düşen asistan ve Sir Crick açtıkları oyuğu alçıyla örterek ikinci günü bu şekilde bitirirler.

Üçüncü gün önlerine çıkan son kayayı da parçaladıklarında artık karşılarında bekledikleri şeyi, yani demir kapıyı görürler fakat kapı öyle çürümüştür ki anahtar deliğine anahtarı sokmak bile mümkün değildir. Fakat
Sir için bu demir kapı aşılmaz değildir… Çünkü içindeki hırs ve merak ona istediğini aldıracaktır. Aldıracaktır çünkü Sir Crick bu gizem için yasadışı yollara girmekten bile çekinmeyecektir. Asistanı kapıyı yüksek ısı ile eritip açabilecekleri fikrini verse de Sir Crick’in aklında daha az zahmet verecek bir fikir vardır. O da kapıyı kuvvetli bir asitle eritmektir.

Tüm günleri kapıyı eritmekle geçen ikilinin günün sonunda amaçlarına ulaştıklarını az çok tahmin ederiz fakat içeri girme işlemi beşinci güne ertelenir. Ertesi gün sabahın ilk ışıklarında erittikleri demir kapının ardından sahiden de içeride bir geçit olduğunu görürler, geçit neredeyse 35 m2 bir derinliğe sahiptir. İçeri doğru ilerledikçe bir yapının varlığıyla hayrete düşerler. Bu yapı, kemerli, kubbeli ve 500 m2 genişliğindedir. Birçok bölüme ve bölümlerin de odalara ayrıldığı bu yapının duvarlarında okunması oldukça zor freskler yer alır.

Yerlerde çürümüş masa, sandalye ve tahtalar da mevcuttur lakin en ilginci duvara oyulmuş bir semboldür. Sembol Sir Crick’in araştırmalarına göre ne Osmanlı ne de Bizans Dönemlerine aittir. Dahası yerde küçük kabzalı bir kılıç da bulur. Sir Crick, kılıcın ancak bir cüce tarafından kullanılabileceğini düşünür. O güne dair çektiği fotoğraflar bankadaki kasasında bulunmuştur.

Bulduğu küçük kabzalı kılıcı alır ve geçitten geçerek oyuğu yeniden alçıyla örtüp oradan çıkarlar. 1990 yılına gelindiğinde Sir Crick kılıca karbon testi yaptırır. Testin sonuçlarına göre kılıç 1600-2000 yıl öncesine aittir. Duvara oyulmuş sembol ise gizemini bugün bile hala korumaktadır.

Elimizdeki bilgilerin kaynağı, önceden de belirttiğimiz gibi 2004 yılında hayatını kaybeden Sir Crick’in bizzat kendi kalemiyle aldığı notlara dayanır. Banka kasasından defteriyle birlikte kılıç ve 30 adet de siyah beyaz fotoğrafın ortaya çıkması maalesef ki Kız Kulesi ve onun gizemini aydınlatmaya yetmez fakat konuya hâkim olanların bu büyük sırrın aydınlatılması gerektiğine inanıyor.

Saklanma, barınma, gizli görüşmeler, kaçma, ibadethane, su kanalı gibi amaçlara hizmet ettiği düşünülen bu geçitler bazı kaynaklara göre Trakya, Marmara ve hatta Anadolu’ya doğru ilerlemektedir. Buna istinaden ‘’İstanbul’un Yedi Harikası’’ adlı köklü bir kitapta bir tünelden bahsedilir. Yazılanlara göre Çemberlitaş’tan başlayarak Yerebatan Sarnıcı yönünde ilerleyen ve Ayasofya’ya oradan Marmaray’a bağlanan ve son olarak Kınalı Ada’daki Papaz Manastırı’na kadar uzanan bir tünel vardır ve bu tünelin adı kaynağa göre ‘’Köpek Öldüren Kanalı’’dır. Aynı kitapta başka bir varsayıma göreyse tünel Yerebatan Sarnıcı’ndan başlar ve Marmara’ya oradan Kız Kulesi’ne uğrayarak sırasıyla Üsküdar, Kadıköy Sahili ve Moda Sahili’ne ilerler; son olarak da Kınalı Ada’daki Papaz Manastırına varır.

Yıllar boyunca askıya alınan sorularla birlikte bugün Sir Crick’in banka kasasından çıkan bilgiler ışığında araştırmaların devam ettiği yönünde iddialar vardır fakat hala geçitler, duvardaki sembol ve kılıç hakkındaki sır perdesi bir türlü aralanamamıştır. Kim bilir belki Sir Crick büyük bir gizemi çözdü ve onu bizlerle paylaşamadan hayata gözlerini yumdu.

Ama bir şeyden kesinlikle eminiz ki o da İstanbul’un sayısız medeniyete asırlar boyu ev sahipliği yaptığıdır. Her medeniyetten bir soluk bulabileceğimiz İstanbul’un büyük gizemleri taze bir şekilde ardında sakladığı ve dünya var olduğu sürece birçok insanın bu gizemlerin peşinde koşacağı aşikar.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz