Bilgi Köşesi

Madalyonun İki Yüzü: Şam

“Bir kuş kanat çırpar Şam semalarında, bir alimin başı çevrilir göğe. Kuşun sesi duyulmaz olur, ardından bir gürültüyle yerler kızıla boyanır. Bir bombanın sesi duyulur yıkılan minarenin ardında, bebeği parçalanan bir annenin çığlığı yankılanır gök kubbede. Kimse duymaz Şam’ı, görmez onu gömüldüğü karanlığın içinde…”

Şimdi gelelim Madalyonun İki Yüzü: Şam ‘ın hikayesine.

Tüm Orta Doğu coğrafyasının karmaşalarla dolu tarihinin özeti konumundadır Şam. Medeniyetin öncülüğünden ölümün sancağına dönüşen bir şehirden bahsedeceğiz yine. Eminiz ki Şam da coğrafyanın sizi şaşırtacak detaylarına oldukça gebe.

Şam olarak bildiğimiz yer tarihte tek bir şehri ifade etmekten çok birkaç bölgeyi içine alan bir yeri temsil ediyordu. Bilâdüşşam (Suriye, Filistin, Lübnan ve Ürdün)bölgesinin en önemli merkezlerinden biri Şam’dır (Dımaşkuşşam). Üzerinde kesintisiz yerleşim görülen en eski şehir olduğu iddia edilir Şam’ın. Şehrin isminin kökeni hakkında araştırmacılar farklı yorumlar ileri sürmüştür. Tarihî kayıtlarda Dımaşk(Şam) milâttan önce 1500 yılından itibaren zikredilir. Akkadca’da “Di-maş-ka” olarak geçen ismin Semitik öncesi bir kökene sahip olduğu kabul ediliyor.

İslâm fetihlerinden önce Bizans’ın hâkimiyetinde bulunan Dımaşk, Sâsânîler tarafından işgal edildi, daha sonra Bizanslılar şehri geri aldılar. Uzun süre Bizans hakimiyetinde kalan Şam Müslüman yönetimine geçtiğine şehrin dokusuna herhangi bir zarar verilmedi. Bizans memurları şehirden ayrılmakla birlikte Arap olmaları sebebiyle Müslümanlarla ortak yönleri Bizanslılar’dan daha fazla olan Dımaşk halkının büyük bölümü şehri terk etmedi. Fetihlerle bölgeye gelenlerle Müslümanların nüfusu hızla arttı. Diğer bölgelerde olduğu gibi büyük ölçüde Hristiyanlaşmış Dımaşk halkına din özgürlüğü tanındı.

Şam, yıldızının ilk parlayışını Emevî Devleti’ne başkent olmasına borçlu. Devletin güçlenmesi Şam’ın İslâm dünyasındaki merkezî konumunu daha önemli hale getirdi. 7. yüzyıl sonlarında gelindiğinde şehirde Müslümanların oranı büyük ölçüde arttı. Bu gelişmeye bağlı olarak bahsetmeden geçilmemesi gereken bir nokta varsa o da şehrin sembolü konumundaki Emeviyye Camii’nin inşasıdır. Emevîler, Dımaşk’ı İslâm dünyasının din, siyaset ve kültür merkezi haline getirmek için büyük çaba gösterdiler ve bunu başardılar. Fakat daha sonra gelen Abbâsîler başkent olarak Bağdat’ı seçince Şam sıradan bir şehir haline geldi. Ayrıca Abbâsîler, Emevîler’e karşı besledikleri düşmanlık sebebiyle şehirdeki bazı eserleri tahrip ettiler. Mevcut sarayı hapishaneye çevirdiler, şehir surlarını yıktılar ve Emevî halifelerinin mezarları tahrip ettiler. Bu dönemde şehrin ekonomik yapısı zayıfladığı gibi nüfusu da azaldı. Öte yandan Abbâsîler devrinde ilim merkezinin Bağdat olması sebebiyle Şam alimlerinin bir kısmının Bağdat’a gittiği ve şehirde ilmî hayatın sönükleştiği de görülüyor. Sönükleşen Şam’ı tekrar canlandıranlar Suriye Selçukluları oldu. Bu dönemde şehirde sağlanan istikrar sayesinde ticaret tekrar gelişti.

Selçuklular’ın medreseler yaptırarak bunlara vakıflar tahsis etmeleri sonucunda özellikle Bağdat’a göçen alimler tekrar Şam’a yerleşmeye başladı. Daha önce durma noktasına gelen imar faaliyetleri yeniden başladı. İlk hastane ile ilk medrese olan “Sâdıriyye” yapıldı., elbette bu adımın devamında da çok sayıda başka medrese de inşa edildi. Böylece şehir tarihinde yeni bir dönem başladı. Dımaşk, Emevîler devrinde olduğu gibi siyasî, askerî ve dinî hareketlerin merkezi konumuna geldi. Şehirde istikrar ve güvenlik sağlandığından Şam, önemli yapılara da ev sahipliği yapmaya başladı. Bu yapılardan günümüze ulaşan hastane (Nureddin Zengi Bimaristanı) dönemin en önemli tıp eğitim merkeziydi. Yine aynı dönemde bir adalet sarayının yaptırılması şehrin her açıdan güçlendirilmeye çalışıldığının bir göstergesiydi. 12. yüzyılın sonlarına doğru Şam ticaret ve ilmî hayatın merkezlerinden biri haline gelmişti. Ayrıca Müslüman-Haçlı mücadelesinin en stratejik önemi sahip şehirlerinden biri oldu. Şehir, Müslüman dünyasında kuzey-güney arasındaki ticaretin yanı sıra Haçlı seferlerine rağmen kesintiye uğramayan ve Doğu-Batı arasında Haçlılar’ın elindeki limanlar vasıtasıyla yapılan ticaretin önemli bir merkezine dönüştü.

Dımaşk’a doğudan getirilen birçok ticari mal İtalyan gemiciler vasıtasıyla Avrupa’ya ulaştırılıyordu. Bu faaliyetlerden dolayı Şam uzun yıllar boyunca şehrin nüfusu arttı ve ticarî faaliyetler genişleyen bir şehirdi. 14. yüzyıla kadar Dımaşk, Halep’in artan önemine rağmen Suriye’nin en önemli ticaret merkezi; Venedik, Katalan, Cenova, Floransa ve Fransız tüccarlarının önemli bir uğrak yeriydi. Bu devirde bölgeye gelen Avrupalı gezginler Dımaşk’ı Avrupa şehirleriyle karşılaştırmışlar, Paris ve Floransa’dan daha gelişmiş olduğunu ifade etmişlerdir. Öte yandan değişen ticaret yolları sebebiyle Halep gelişirken Dımaşk yavaş yavaş gerilemeye başladı.

Dımaşk’ın 15. yüzyıl başında Timur’un saldırısına uğrayarak işgal edilişi bu gerilemenin tuzu biberi oldu. Timur şehri tahrip ettiği gibi ayrılırken birçok sanatkârı yanına aldığından şehir kültürel açıdan da büyük zarar gördü. Timur istilâsı sebebiyle meydana gelen göçler ve katliamlar yüzünden şehrin nüfusu azaldı ve Dımaşk, Osmanlı yönetimine kadar bir daha eski seviyesine ulaşamadı. Avrupa’ya büyük miktarda ürünler ihraç eden şehir artık gıda maddelerini ithal eder duruma düştü.

Şam’ın içinde bulunduğu bölgenin Osmanlı dönemi idarî taksimatındaki durumu zaman zaman değişmiş olmakla birlikte şehir Osmanlı devri boyunca bölgenin idarî, askerî, ilmî, kültürel ve ticarî merkezi olma özelliğini sürdürdü. Şehrin kimliğini derinden etkileyecek önemli imar faaliyetleri gerçekleştirildi. Selimiye Camii ve Kanûnî Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a inşa ettirdiği Süleymaniye Külliyesi, sadece Osmanlı mimari üslûbunun önde gelen temsilcileri değil aynı zamanda Emeviyye Camii’nden sonra şehrin en önemli dinî merkezleri haline geldi.

Osmanlı beylerbeyilerinin de camiler, medreseler, hanlar ve kervansaraylar yaptırmaları Şam’a olan ilgiyi daha da arttırdı. Söz konusu külliye ve yapıları destekleyen zengin vakıfların kurulması buranın hızla bir Osmanlı şehrine dönüşmesine zemin hazırladı. Tahrip olmuş han ve çarşıların yeniden onarılması şehrin ticari hayatını belirgin bir şekilde canlandırdı. Bu imar hareketlerine ve istikrarın sağlanmasına paralel olarak 16. yüzyılın ikinci yarısında Kuzey Afrika, Mısır, Halep ve Anadolu başta olmak üzere birçok yerden Şam’a göçler oldu ve nüfusu arttı. 15.yüzyılın son yıllarından itibaren uzun süre devam eden savaşlar ve 16.yüzyılın ilk yıllarındaki iç isyanlar şehri olumsuz yönde etkiledi.

Osmanlı yönetiminin son devrinde önemli yatırımlara kavuşan Şam, Beyrut ve Halep üzerinden telgraf hattıyla İstanbul’a bağlandı. İstanbul’u Şam üzerinden Mekke ile irtibatlandıran telgraf hattı anısına Merce Meydanı’na dikilen, çizimi saray mimarı Raymondo d’Aronco’ya ait olan, tepesinde Yıldız Hamidiye Camii maketi bulunan sütun Şam’daki önemli Osmanlı sembollerindendir. Şam demiryolu yatırımlarından da ciddi pay aldı. 1907’de elektriğe kavuşan Şam’da aynı yıl elektrikli tramvay da hizmete girdi. Buna ek olarak şunu da söyleyelim İstanbul’da bile ilk elektrikli tramvay Şam’dan tam 7 yıl sonra faaliyete girdi. Artık şehrin ne denli önemli ve gelişmiş olduğunu siz hesap edin.

Tüm bu ilerlemelere rağmen Şam’ı düşüşe sevk eden sebeplerden belki de en önemlisi 1910’lu yıllarda erken Arap milliyetçiliğinin ve Osmanlı hükümetine muhalefetin en önemli merkezlerinden biri haline gelmesiydi. Osmanlılar, sürekli bellerini büker hale gelen Şam’dan Eylül 1918 sonunda çekildiler. Bu çekilme ne yazık ki Şam için madalyonun diğer yüzünün çevrilmesine neden oldu. İngiltere ile Fransa arasında varılan anlaşmalar gereği Fransa Şam’ı ele geçirmek üzere hazırlıklar yaparken Faysal (Arap isyancısı Şerif Hüseyin’in oğlu) bağımsız bir yönetim kurma hevesiyle çalışıyordu çalışmasına ama keşke kendi kuyusunu kazdığından haberi olsaydı.

Fransa’nın manda yönetimine verilen Şam’da Fransa karşıtı gösteriler başladı. Fransızlar, Temmuz’da Suriyelileri ağır bir yenilgiye uğrattıktan sonra Şam’a girerek Faysal yönetimine son vererek hem Faysal’ı kuyuya düşürdüler hem de Arapları kandırma geleneğini sürdürdüler. Fransız manda yönetimi Şam’da boykotlar ve ayaklanmalar arasında ciddi sıkıntılarla başladı. Fransızlar şehri havadan ve karadan bombalayarak isyanı bastırmaya çalışırken şehrin pek çok tarihi ve ticari yapısıyla beraber, çevresi de büyük tahribata mâruz kaldı. Pek çok mahallede yüzlerce ev tamamen yıkıldı, binlercesi kullanılamaz hale geldi. “Büyük İsyan” adı verilen olaylarda en az 6000 kişinin öldürüldüğü ve 100.000 kişinin evsiz kaldığı belirtilmektedir. Şam, manda yönetimi boyunca Fransa’ya karşı verilen bağımsızlık mücadelesinde çok önemli bir merkez oldu. Öğrencilerin de katıldığı gösterilerden birkaç kişinin öldürülmesiyle başlayan ayaklanmalar, genel boykot ve sokak gösterileri zincirini başlattı.

Fransa, Şam’daki askerî varlığını güçlendirerek hâkimiyetini pekiştirmeye çalıştı. Şam bir kez daha havadan ve karadan bombalandı, parlamento binası dahil birçok bina hasar gördü ve 400 civarında Şamlı hayatını kaybetti. Şam’da yapılan son tahribat Fransa’nın manda yönetiminin de sonunu getirdi ve İngiltere’nin müdahalesiyle Fransa 1946 ilkbaharında Şam’ı tamamen terk etti. Nitekim bu terk edişin ardından Şam yine de gün yüzü görmedi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Şam, yoğun göç sebebiyle nüfusu hızla büyüyen ve kenar semtleri plansız gelişen bir şehir haline geldi. Farklı etnik ve dinî gruplardan oluşan Şam nüfusunun büyük çoğunluğu Sünnî Araplardan meydana gelmekle birlikte Şiîler, çeşitli mezheplere mensup Hristiyanlar ve Türkler de mevcuttur. Nüfus artışına paralel olarak eski şehirdeki yoğunlaşmanın yanı sıra Şam’ın özellikle kuzeydoğusunda ve güneyinde yeni yerleşim merkezleri kuruldu. Dönemin savunma bakanı ve hava kuvvetleri kumandanı olan Hâfız Esed’in iktidarı darbeyle ele geçirmesine kadar siyasî istikrarsızlıklara ve askerî ihtilâllere maruz kalan Şam Hafız Esed’in yaptığı ihtilal sonrası da sürekli gerileyen bir şehir halini aldı.

Oğul Beşşar Esed’in başa geçmesiyle her şey çok daha kötü bir hale geldi. 2011’de başlayan hükümet karşıtı gösteriler, baskılarla daha da körüklenerek vahim bir iç savaşa dönüştü. Tarafları ve sonu belli olmayan iç savaş Suriye’yi bir bataklığa çevirdi ve kırılgan Orta Doğu coğrafyasını sarstı. Yakın tarihin en büyük insanlık dramlarından birinin yaşandığı Şam ve diğer şehirlerde umut, çoktan ülkeyi terk etti. Halkın çoğu başka ülkeler göçtü ve arkalarında sadece iç sızlatan hatıralar kaldı, elbette ki hepsi harabeye dönmüş kentlerin enkazları altındalar.

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz