Kitap İncelemeleri

Madame Bovary

Yasaklardan bunaldığımız şu günlerde en iyi kaçış noktamız kitaplar oluyor. Onlar sayesinde hem yeni yerlere yolculuk ediyor hem de yepyeni insanlarla tanışıyoruz. İşte bu dönemde özellikle klasikler dizisi bizlere yoldaş oldu. Bugün de onlardan biri olan Madame Bovary’i sizler için inceliyoruz. Fransız yazar Gustave Flaubert’in 1856 yılında orijinal ismi olan “Madame Bovary: Taşra Hayatı” ismiyle yayınlanan ilk romanıdır.

Yayınlandığı günden bu yana çeşitli soruşturmalardan geçse de döneminin en çok satan kitapları arasına girmeyi başarmıştır. Romantizm ve realizm akımını farklı yönlerine değinen bu eser “bovarizm” akımının oluşumuna neden olmuştur. Bu akımın temelinde psikoloji yatar. Şöyle ki bovarizm, kendisini mevcut hayattan soyutlayan ve kaderin çizdiği yaşamın dışında farklı bir yaşam süreceğine inanan bir kişiyi simgeler. Hayal/Gerçek çatışmasının tam ortasında yer alan bir düşüncedir.

Kitapla ilgili bu kadar şey söyleyip onun “Tüm Zamanların En İyi Kitabı” listesinde yer aldığını söylemezsek haksızlık etmiş oluruz. Gördüğünüz gibi Madame Bovary aslında bir kitap olmanın ötesinde. Kitabın içeriğine geçmeden önce son bir şey daha eklemek istiyoruz. Kitabın çevirmenliğini yapan iki büyük edebiyat ustası sayesinde (Nurullah Ataç ve Sabri Esat Siyavuşgil) sıkılabileceğinizi düşündüğünüz birçok betimleme eğlenceli bir hale dönüşmüş. 19. yüzyılın en yenilikçi klasiklerinden biri olarak karşımıza çıkan Madame Bovary aslında bir kadının hikâyesini anlatır. Ama öyle sıradan bir kadın değil elbette. Hayatının anlamsızlığı arasında kaybolan bir kadının hikâyesi. Dönemin toplumu göz önünde bulundurulduğunda aslında Flaubert tarafından cesurca yazılmış bir hikâye. Taşra hayatından uzaklaşamaya çalışan bir kadının tutkularının peşinden koşarken geçtiği yolları okuyoruz. Sevgiye muhtaç bir kadının doyumsuzluğu desek daha doğru olur belki de. Hayallerindeki gerçek sevgiyi ararken yaşamın gerçekliklerinden uzaklaşıyor ve kendi ahlaki değerleri ile çatışmaya giriyor. Aslında buna Flaubert’in başarısı da diyebiliriz.

Bir kadının hayallerini, iç dünyasını o kadar güzel gözler önüne seriyor ki yazara saygı duymaktan başka bir seçeneğimiz kalmıyor. Elbette bütün bunları yaparken betimlemelere sık sık yer veriyor. Bazı bölümlerdeki betimlemeler ağır olsa da kitabın okuma zevkini bize göre kaçırmıyor. Bovary belki de bugüne kadar birçok insanın içinde kalan tutkularını çıkarmasına yardımcı olacaktır. Bu tutkular hayatını mahvetmek pahasına bile olsa. Hep Bovary’den söz edipte Charles’i unutmak doğru olmaz elbette. Kitabı daha güzel yapan karakterlerden biri Charles. Her ne kadar Bovary’nin aradığı eş olmasa da o sessiz, sakin, kimseye zararı olmayan tavırları ile arada bize bir “oh be” demeyi başarttı. Kitabın sonu ile ilgili güzel şeyler söylemek isterdim fakat ne yazık ki adım adım Bovary’nin sonuna yaklaştırıyor bizi. Doyumsuzluğun, şöhret arayışının, dini ve ahlaki bir çöküşün sonu nasıl biterse öyle bir son işte.

Elbette asıl yorumu sizlere bırakıyor ve Gustave Flaubert’in bir sözü ile yazımıza son veriyoruz.

“İnsan, hiçbir şeye karşı ilgisi, hiçbir şeyden umudu kalmayınca, hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir. ”

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz