Bilgi Köşesi

Marcel Duchamp ve Çeşme | Pisuvar mı, Sanat mı?

Bundan 105 yıl önce Marcel Duchamp isimli bir sanatçı, bütün sanat dünyasını derinden sarsacak bir işe imza attı. New York’taki kendine ait sergisinde öyle bir şey sergiledi ki insanlar bir asırdan fazladır bu eserin ortaya çıkardığı felsefi sorular üzerine düşünüyorlar. Duchamp, satın aldığı klasik bir pisuvarı ters çevirmiş, üzerine imza atmış ve ‘’Çeşme’’ adıyla sanat dünyasına hediye etmişti!

İlk duyduğunuzda şaşırmış olmanız normal. Bu adam tüm dünyayla dalga mı geçiyor yoksa dünyaya çok katmanlı bir sanatsal duruşla mı sesleniyor bilmiyoruz. Belki her ikisi de, belki de hiçbiri. İlk yıllarında oldukça eleştiri alan ve başka sergilerde kabul edilmeyen bu eserin üstünde hiçbir ekstra oynama yoktu, yalnızca bir imza vardı. Zanaatkarlık içermediği için 20. yüzyılın el işçiliği aşkına ters düşen bu girişimde aslında sanatçı kendini pisuvardan ‘’yabancılaştırdıktan’’ sonra ona tanımayan gözlerle, başka bir açıdan bakmıştı. Buradaki sanatçılık, hali hazırda var olan objeyi tanımayan bir gözle görebilmekti. Peki ters çevrilmiş pisuvar sanat olabiliyorsa, tam olarak her şey, içinde sanat olma potansiyeli taşıyor diyebilir miyiz? Bu soru aklımıza Aristoteles’in mimesis teorisini getiriyor. Ona göre sanat objenin taklidi değil; objenin kendi içindeki mükemmellik potansiyeline ulaşma çabasının taklidiydi.

Çeşme isimli eser zaman geçtikçe dadaizmin en büyük simgesi haline geldi. Dadaizm; düzene, burjuvaziye, yapmacık değerlere ve doğrunun doğruluğuna karşı çıkan bir sanat akımıydı. 20. yüzyılın başlarında doğan dadaizm, kronolojik açıdan modernizmin içinde yer aldı. Öyle bir zamandı ki; gelişen teknoloji, gelişen insani değerler yeni bir dünya umudu aşılamışken bir anda bu olanakların kanlı Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılması ve koca bir neslin boşa harcanması hayal kırıklığı getirmişti. Umut yoktu, kötü bir zamandı, insanlık ise hep kötü ve kusurlu kalacaktı. Böyle bir zamanda sanattaki kusursuz estetikten zevk almak yapmacıklıktan başka bir şey değildi. İşte bu iğrenti, dadaist sanat eserlerinde vücut buldu. ‘’Çeşme’’ ise özellikle Rönesans döneminde parlayan kusursuz çeşmelerin parodisi olma niteliğini taşıyordu.

Eleştirmenler genellikle bu eseri ‘’kavramsal sanat’’ olarak değerlendiriyor ki zaten dadaizm kavramsal yaklaşımın öncülü olarak görülüyor. Kavramsal sanat, 1960’larda türeyen bir terim olmasına rağmen 1917’nin eseri olan Çeşme bunun mükemmel bir örneğidir. Düşünceyi temel alan kavramsal sanat, eserde kullanılan malzemelerin ve eserin biçimsel özelliklerinin önemini reddederken, yapıtın aktardığı anlam ve fikri merkeze koyar. Nasıl bir Rönesans eseri olan Mona Lisa’yı estetik açıdan takdir etmek için ona bakmak, onun işçiliğini uzun uzun incelemek gerekiyorsa Çeşme’yi takdir etmek için bu görsel süreci gerçekleştirmemize gerek yoktur. Çünkü kavramsal sanatta görüntü amaç değildir, görüntü yalnızca fikri uyandırmak için kullanılan bir araçtır. Zaten Marcel Duchamp de sanata böyle yaklaştığını kendisi söylemiştir:

Benim ilgimi çeken fikirlerdir, sadece görsel ürünler değil.

Biraz da Çeşme‘nin tarihteki yolcuğundan bahsedelim. Duchamp, yapıtı kendi adıyla değil, ‘’R.Mutt’’ olarak imzalamıştı. Daha sonra R’nin Richard ismini temsil ettiğini söyleyen sanatçı, ‘’Mutt’’u ise pisuvarı üreten şirketin adından almıştır. Marcel Duchamp, eseri ilk başta kendisinin de içinde bulunduğu ‘’Bağımsız Sanatçılar’’ derneğinin yapacağı büyük sergiye aday olarak sunmuştu. Bu serginin ilginç bir özelliği vardı. Jüri yoktu dolayısıyla para ödeyen tüm sanatçıların eserleri sergilenecekti. Toplam 2.125 sanat eseri gönderildi. Hepsinin sergilendiğini düşünmüş olabilirsiniz ancak bir tanesi reddedildi: Çeşme. Bu olaydan sonra Bağımsız Sanatçılar derneğinden ayrılan Duchamp eseri kendisi sergiledi. Yapıt, dadaistler için adeta bir put haline geldi çünkü sanatın baştan yaratı olması zorunlu değildi; objeyi seçmek ve doğru zamanda, doğru yerde sergilemek de sanatçının işiydi. Çeşme ise bunu sanat çevrelerine şok edici şekilde öğretti. 2004’te ise seçkin sanatçı ve tarihçilerin olduğu bir seçimde beş yüz oy ile ‘’20. yüzyılın en etkili sanat eseri’’ olarak seçildi.

Sanatın sınırları var mıdır? Bir şeyin sanat olup olmadığı hangi şartlara göre belirlenir? Kim belirler? Bir odaya girdiğimizde gözümüze çarpan tozlu sehpa sanat olabilir mi? Yüzyıllardır tartışılan bu soruları cevaplamak kimsenin haddi olmasa da herkesin çeşitli yorumları olmalı. Çeşme ise kavramsal yaklaşımıyla bizi yorum sahibi olmaya zorluyor ve isyankar duruşuyla gözdelerimizden birisi oluyor.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz