Bilgi Köşesi

Muammer Kaddafi Neden Öldürüldü?

İngiltere Başbakanı David Cameron: ‘’Libya halkı artık kendisine demokratik ve güçlü bir gelecek kurabilir.”

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev: ‘’Umarız Libya’da artık barış olacak ve Libya modern ve demokratik bir devlet haline gelecek.’’

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi: ‘’Ajanslar, Kaddafi’nin yakalandığını söylüyor. Bunun anlamı; savaş bitti.’’

İşte 27 yaşında ele geçirdiği iktidarın ardından Libya halkına 42 yıllık bir zulüm yaşatan Muammer Kaddafi’nin ölümü sonrasında dünya genelinde pek çok devlet başkanı, biten işkencenin sonunda görüşlerini bu şekilde dile getirmişlerdi. Ve aslına bakılırsa Muammer Kaddafi’nin ölümü, Libya halkına özgürlüğün kapısını aralamıştı…

ABD eski başkanlarından Ronald Reagan’ın kendisine ‘’Kuduz Köpek’’ lakabını taktığı Muammer Kaddafi’nin ölümü de en az aldığı masum canlar kadar acınası türdendi fakat Libya halkı için bu ölüm bir kurtuluştu. Ölümüyle özgürlüğe kavuşan Libya halkı bundan önceki 42 yılın içinde nasıl bir hayat yaşamıştı, daha doğrusu Kaddafi yönetimi insanların hayatını nasıl mahvetmişti?

Bu sorunun cevabına ancak Kaddafi yönetiminin, iktidarı ele geçirdiği yıla yani 1 Eylül 1969 senesine gittiğimizde ulaşabiliriz. 42 yıl süren bu işkenceyi sayfalara sığdırmak elbette mümkün değil fakat günümüze yakın bir tarihte geçmiş olması, Kaddafi ve beraberindekilerin gösterdiği o despotik tavrı görmemizi daha da kolaylaştıracaktır.

Kaddafi 7 Haziran 1942 yılında Sirte’de Bedevi bir ailenin çocuğu olarak doğmuş, ilk ve orta öğrenimlerini Sebha’da tamamlayıp Libya Bingazi Üniversitesi Tarih bölümünü okurken aynı zamanda Libya Askeri Akademisini bitirip İngiltere’de de askeri eğitim almıştır.

Onun siyasete adım atma yılını 1959 senesi olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır çünkü Kaddafi bir yılın sonunda yani 1966 yılında kendi tarafına çekeceği yedi bin kişiyle birlikte liderliğini de yapıp ve adına ‘’Bağımsız Birlikçi Subaylar Hareketi’’ni vereceği bir çatının altında gerçekleştirmeyi düşündüğü darbenin planlarını yapmaya başlamıştır. Nitekim öyle de olmuş, tarihler 1 Eylül 1969’u gösterdiğinde, darbe girişimini Türkiye’de öğrenen devlet başkanı Kral İdris el-Sunusi iktidarı yıkılmış yerine devlet başkanlığının yanı sıra başbakanlık ve savunma bakanlığı yetkilerini de kendinde topladığı Kaddafi hükümeti kurulmuştur.

Muammer Kaddafi, Dünya devletleri tarafından, diktatör ve otoriteryan olarak tanımlansa da o bu tanımlamayı reddetmiş ve kendisini ‘’Libya halkı için bir rehber ve yol gösterici’’ olarak tanımlamıştır.
Darbeyle birlikte ülke çapındaki vaatleriyle, sadece Libya’da değil tüm Arap dünyasının lideri olma amacındaydı. Sosyalist bir anlayış çerçevesinde, yasalarını Kuran-ı Kerim’e göre uygulayacağını, bütün dünya devletleriyle ilişkilerini iyi tutacağını da söyleyen Kaddafi, ABD ve geri kalan Batılı ülkelerce tanınmıştır. Dış siyasetteki yolu petroller üzerinden geçiyordu. 1971 yılında Libya, Mısır ve Suriye’nin de içinde bulunduğu Arap Cumhuriyetleri Federasyonu ve ayrıca 1973 yılına gelindiğinde İslam ilkelerine dayalı bir devlet kurma yolunda dört yüzden fazla halk komitesi kurmuştur.

Zamanla ilişkilerini geliştirdiği devletler kadar, arasının git gide kötüye gittiği devletlerde vardı ve bu devletlerin başında öncelikli olarak ABD geliyordu. O zamanın devlet başkanı Ronald Regan, Kaddafi’yi Batı ülkelerine terör ihraç etmekle suçlamış ve 1981 yılından beri uyguladığı ekonomik ambargonun kesintisiz bir şekilde sürdürüleceğini söylemiştir.

İki ülke arasındaki gerilim uzun yıllar dinmek bilmemiş, ABD’ye ait 6. Filosu Libya açıklarında günlerce tatbikat gerçekleştirmiş, bunun üzerine Kaddafi yönetimi de aynı şekilde bir tatbikat yapacağını duyurmuş ve tatbikat alanına giren yabancı uçak ve gemileri vuracağını söylemiştir. Fakat ABD uçak ve gemileri (6. Filosu) önce davranıp Kaddafi yönetimine bağlı Sirte Körfezi açıklarında iki Libya uçağını düşürmüştür.

Kaddafi, bunun karşılıksız kalmayacağını söylese de ABD bu sefer Trablus, Bingazi ve Kaddafi’ye ait başkanlık sarayını bombalamıştır. Her ne kadar ABD’ye ait 1 savaş uçağı düşürülse de Kaddafi, bu olayın ardından 13 yaşındaki kızını ve 40’ın üzerinde vatandaşını kaybetmiştir.

Art arda gerçekleşen olaylar Kaddafi yönetiminin ülke içindeki otoritesini sarsmış ve kendi ülkesi içindeki 43 subayın bir olup yapmaya çalıştığı darbe girişimini de böylesine inişli çıkışlı bir zamanda bastırmıştır. Gerçekleştirilmeye çalışılan bu darbe girişiminden bir hafta sonra Libya Devriminin 15. yılının kutlandığı sırada Arap Birliğini devrim yoluyla, zor kullanarak elde edeceğini söylemiştir. Fakat bu düşüncesini tam olarak gerçekleştirme imkânı bulamamıştır zira ilk önce kendi ülkesi içindeki düzensizliğe bir çare bulamayan Kaddafi’nin Arap Birliği istediği de bir hayalin ötesine geçememiştir.

Geçen bu zamanda canları yanan, yargılanmadan idam ettirilen masum insanların sayısını tahmin etmek bile çok zor. Zulme uğrattığı insanlarla birlikte orantılı olarak gücü tükenmeye başlayan Kaddafi 2011 yılına gelindiğinde ülkesinde çıkan iç savaşla baş edememiş ve adına Arap Baharı denen insan hakları ayaklanmasıyla karşı karşıya kalmıştır. Tarihler 23 Ağustos 2011’i gösterdiğinde Trablus şehri düşmüş ve Kaddafi rejimi son bulmuştur.

Devrimle başına geldiği iktidarını yine devrimle birlikte kaybetmiştir.

İsyanlar sırasında sivilleri öldürttüğü, tutukluları işkencelere maruz bıraktığı ve kadınlara tecavüz ettiği bilinen Muammer Kaddafi için biten şey sadece iktidarı değildi. O ömrünün son menzillerini 23 Ağustos 2011 tarihinden sonra yaşamaya başlamıştır. Peki kendi halkı tarafından iktidarı çökertilen Muammer Kaddafi’nin ölümü nasıl oldu? Bunu yapan yine onun kendi halkıydı. Bunu üzücü bir son mu yoksa tecelli eden bir kader olarak mı nitelersiniz size kalmış ama kesin olan bir şey var ki ölümü kendi halkı elinden olmuştur.

Doğduğu yer olan Sirte’de Ulusal Geçiş Konseyi askerleri tarafından kaçarken yakalan Muammer Kaddafi, halkı tarafından linç edilerek öldürülmüştür tarihler 20 Ekim 2011’i gösterdiğinde. Linç edilerek öldürülmesi dünya genelinde büyük tepkilere yol açsa da cesedi Afrika Pazarında soğuk hava deposunda beş gün boyunca tutulmuş, halkın cesetle fotoğraf ve video çekilmesine bile izin verilmiştir. Beş günün sonunda Muammer Kaddafi’nin cesedi Sahra Çölünde kimsenin bilmediği bir yere İslami usullerle gömülmüştür.

Birçok kaynakta linç edilerek öldürüldüğü söylense de bazı kaynaklara göre Muammer Kaddafi çapraz ateşle başından vurularak öldürülmüştür. Konu hakkındaki tartışmalar bugün hala güncelliğini korumaktadır.

Onun yıkılan son kalesi Sirte, Trablus’tan hemen sonra ele geçirilince geride kalan ailesine ne oldu?

Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan oğlu Seyfülislam Kaddafi Sirte’den kaçmaya çalışırken yakalanmış, diğer oğulları Muhammed Kaddafi isyancıların elinden kaçıp Cezayir’e sığınmış, Seyfülarab Kaddafi ise 30 Nisan tarihinde NATO bombardımanında ölmüştür.

Tek kızı olan Ayşe Kaddafi Trablus ele geçirildiğinde annesi ve ağabeyi Hannibal ile Cezayir’e gitmiştir.


Bir soru daha.
Kaddafi’den sonra her şeyin yoluna gireceğini uman Libya halkı geçen bu dokuz yıllık süreç içerisinde nasıl bir düzen yaratmışlardır kendilerine?

Aslında bu düzen hiçbir zaman var olmadı; ne Kaddafi zamanında ne de Kaddafi’den sonra… Hatta Kaddafi’den sonra bir devletten bahsetmek bile imkânsız hale geldi.

Çünkü şu an Libya’da bölgelere göre farklılık gösteren kontrol güçler hâkim vaziyettedir.

3 ayrı hükümeti ve 2 parlamentosu bulunan Libya’yı Birleşmiş Milletler tek çatı altında toplamayı amaçlamaktadır.

(Güncel Libya Haritası)

1.505 trilyon doğalgaz rezervine sahip olan Libya Akdeniz ülkelerinde tahtını koruyan bir ülkeydi fakat Kaddafi hükümetinin devrilmesiyle artık doğalgaz rezerviyle anılan bir ülke olmaktan çok savaşlarıyla ve iç karışıklıklarıyla anılmaya başlanıldı.

Artmaya başlayan nüfusa rağmen günlük petrol üretimi bir buçuk milyon varilden, dört yüz bine kadar düşüş göstermeye başlamış, eğitim ve sağlık hizmetleri de kötüye giden ekonomileri yüzünden faaliyet gösterememiştir. Bilinene göre Kaddafi’den sonra eğitim ve sağlık kurumlarının yaklaşık olarak %44’ü hiçbir şekilde kullanılmamaktadır.

Ve belki de en kötüsü, topraklarına yabancı düşmüş, göçmen konumuna getirilmiş binlerce insanın var olduğudur.  Çatışmalarda ölenlerin yanı sıra Avrupa’ya kaçarken Akdeniz’de boğularak can verenlerinde sayısı da tahmin edildiği gibi az değildir.

Libya yıllardır eksik…


Ne Kaddafi ne de ondan sonra devletin başına geçen veya geçtiğini sananlar bu eksikliği hiçbir zaman tamamlayamamıştır.

Eğitim, barınma, sağlık, siyaset, ekonomi yani bir devleti devlet yapan her şeyden mahrum durumda olan Libya şu anki Suriye konumundan farksızdır.

Kaddafi’nin ölümüyle özgürlüğe kavuştuğunu sanan Libya halkı belki kendi elleriyle kendilerini bir kafesin içine hapsettiler, kim bilir?
Bu satırlardan Kaddafi’yi savunduğumuz anlamı çıkmasın. Demokrasi mevcut dünya düzeni için şüphesiz en iyi seçenektir. Fakat bizim içimizden çıkan en kötü kişi dahi emperyalist bir yabancıdan daha az zarar verecektir. Bu yüzden her şeye rağmen “en kötü lider bile lidersizlikten iyidir” demeden edemiyoruz.

Peki o halde ne yapmalı? Halk iki kötü arasında daha az kötü olanı seçmek zorunda mıdır? Bu durumdan kurtuluş nasıl olacaktır? Tek çare vardır: Eğitim. İyi eğitilmiş bir halkın önünde hiçbir şey duramaz.

Unutulmamalıdır ki, “Bilinçli bir ağacı hiçbir kuvvetli rüzgâr yıkamaz”.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz