Biyografiler

Nawal El Saadawi

Yazar, aktivist, doktor, psikiyatr, feminist ve en önemlisi de bir kadındı, Mısırlı kadın hakları savunucusu Nawal El Saadawi. Bir diğer adıyla Arap Dünyasının ‘’Simone de Beauvoir’’i.

Bir kadından da fazlası, öncesinde bir insandı ve insanlık adına yaptıkları, azımsanacak türden değildi.

21 Mart 2021 tarihinde aramızdan ayrılan bu güçlü kadının, herkese örnek olan, mücadelelerle dolu bir yaşamı vardı.

Ve şimdiki yazımızda, bu savaşçı kadının hayat hikayesini anlatmaya değer kılan birçok sebebi bir araya getirmeden önce onu, böylesine güçlü yapan asıl ve en önemli noktaya, yani çocukluğuna değinelim fakat ondan da öncesinde sorulması gereken şu soruları soralım:

Nawal’ın başta birçok kadın ve genç kıza daha sonra toplumun neredeyse her kesimine örnek olan yaşamının temelinde yer alan o sarsıcı gerçek neydi, neden kadın hakları için ömrünün yarısını bu uğurda çalışmalar yaparak harcamış ve sonunda nasıl bir başarı elde etmişti?

Başta hepimizin aklına mutlaka şöyle bir cevap gelecektir: ‘’Nawal bir kadındı ve haliyle kadın haklarını savunması kadar doğal bir şey yoktu.’’

Sanırız ki bu soruya en güzel cevabı onun yaşam öyküsü verecektir ve bu sayede onun neden kadın haklarından ziyade insan hakları için savaştığını öğreneceğiz.

Mısır’ın Kafr Tahla köyünde, dokuz çocuklu, orta gelirli bir ailede büyüyen Nawal, o dönemlerde henüz ergenlik çağına gelmemiş, 5-6 yaşındaki kız çocuklarına yapılan kadın sünneti (Klistoris kesimi) uygulamasına maruz kalan binlerce kız çocuğundan yalnızca biridir. Kadın cinsel organının bir kısmının veya tümünün bir ayin ile kesilip atılma geleneği Afrika, Asya ve Orta Doğu ülkelerinde yaygın olarak yapılan bir uygulamadır.

Uygulamanın temelinde cinsiyet eşitsizliğinin yattığını belirtmeye gerek olmamakla birlikte böylesine vahim bir durumun tek amacı, kadınların cinselliğini kontrol etmeleri ve bu hususta herhangi yanlış bir davranışta bulunmalarının önüne geçilmek istenmesidir.

Bu uygulamaya tabi tutulmayan kızların, sosyal dışlanmaya ve toplum tarafından hor görüldüklerinin bilinmesiyle birlikte, uygulamanın sonuçlarında ise şu gibi durumlarla karşılaşılır:

Kronik ağrı, kist, hamile kalamama, idrar yapmama, regl kanamasında güçlülük, doğum esnasında komplikasyonlar ve ölüme kadar varabilen kanamalar…

Yozlaşmış zihniyetlerden ötürü, bugüne kadar devam eden bu uygulama yüzünden canları yanan ve hayatını kaybeden binlerce kız çocuğunun sayısını tahmin etmek hiç de kolay değil çünkü kadın sünneti uygulamasını, geleneksel değerlerin arkasına sığınarak bugüne kadar devam ettiren ülkeler maalesef hala mevcut.

Havva’nın Gerçek Yüzü, adlı kitabında banyoda yere yatırıldığını ve annesinin de başında beklerken bu korkunç ve insanlık dışı uygulamaya maruz kaldığını anlatır.

Böyle bir şeye maruz kalan Nawal’ın, bütün çabasının ardında yatan sebebin aslı sadece bir kadın oluşu değildi, o aynı zamanda bile bile işlenen cinayetlerin de önüne geçmeyi kendine amaç edinmişti çünkü sadece kadın sünneti uygulamasına maruz kalmamış, 10 yaşında ailesinin zoruyla evlendirilmek de istenmiştir. Bu yüzden feminist bir hayata adım atarken, çocukluğunda geçirdiği bu travmatik olayların etkisi büyüktü.

‘’Bir erkek en az 15 kız çocuğuna bedeldir…’’ Bu söz Nawal’ın büyükannesine aitti ve Nawal, kız çocuklarını bir hayal kırıklığı olarak gören büyükannesine karşı müthiş bir öfke beslemesine rağmen, kendini gururla ‘’Koyu tenli Mısırlı bir kadın.’’ olarak tanımlamaktan da geri durmamıştı.

1955 yılında Kahire Üniversitesi, Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra başta Kahire olmak üzere çoğunlukla Mısır’ın kırsal kesimlerinde doktor ve psikiyatr olarak çalıştı. Bir doktor ve psikiyatr olarak görev almaya başladığı andan itibaren kadınların yaşadığı fiziksel ve psikolojik baskıları gözlemleme imkânı buldu. Geleneksel ve kültürel baskıların yarattığı aile içi şiddeti, cinsellik, kadın sünneti, dini ve ataerkil baskıları cesurca eleştirdi ve bunların nedenlerini emperyalist anlayışla bağdaştırdı.

Kimsenin açmaya cesaret edemediği konuları açıp, korkusuzca eleştirdiği için de dini ve resmi otoritelerin büyük tepkisini çekti.

Medya, siyaset, hukuk ve toplumun geri kalan güçlü platformlarında hiçbir zaman sessiz kalmayan Nawal, 1972 yılında Kadın ve Seks adındaki kitabını yayımladı. Kitabın genel içeriği kadın bedenlerine karşı yapılan çeşitli saldırıları ve işkenceleri konu ediniyordu, kitabın çok ses getirmesinin iyi yönleri olduğu kadar kötü yönleri de oldu. Öncelikle yayımlanan bu kitap, 1960 yılından başlayan ve 1970’lerin sonuna kadar süren 2. Dalga Feminizmin en temel ve en önemli yazılı metinlerinden biri haline geldi. Çeşitli dillere çevrilerek kitlesini büyüttü ve 2. Dalga Feminizm döneminde yapılan faaliyetler için bir yön gösterici olarak algılandı. 

Fakat kitabın götürüleri daha ağır oldu, özellikle de Nawal için. İlk önce Halk Sağlığı Bakanlığı görevinden ardından bir sağlık dergisinde yaptığı editörlükten daha sonra da Mısır Tabipler Birliği Genel Sekreter Yardımcılığı görevinden alındı.

İktidarın diliyle aynı dili konuşmadığı açıkça belli olan Nawal’ın, yaşamının geri kalan sürecinde 55 tane daha cinsiyet eşitsizliği ile ilgili kitap yazdığını düşünürsek, savaşının ne boyutta olduğunu tahmin etme imkânımız biraz daha kolaylaşıyor.

Kendi ülkesinde istenmeyen Nawal 1976 yılına kadar bu uğurdaki çalışmalarını sürdürdü. Fakat Mısır Hükümeti tarafından tehlikeli biri olarak tanımlanıyordu ve hapishaneye girmesi an meselesiydi. Öyle de oldu Confrontation adlı bir feminist dergisini yayımlamaya başladığı sırada o dönemin Başkanı Enver Sedat’ın emriyle tutuklandı, tarihler 1981 yılını gösteriyordu.

Hapishaneye girmesinin ardından Nawal karşılaştığı durumu şu sözlerle ifade etmişti:

“Sedat’a inandığım için tutuklandım. Demokrasi olduğunu ve çok partili bir sistemimiz olduğunu söyledi. Bu yüzden onun politikasını eleştirmeye başladım ve hapse girdim”

Susmadı, durmadı ve hapishanede olmasını bahane ederek savaşını yarıda bırakmadı. Tutuklu kaldığı süre zarfında Arap Kadınları Derneği için çalışmalara başladı, dernek ilerleyen zamanlarda Mısır’ın ilk yasal ve bağımsız feminist topluluğu olacaktı.

Hapishanedeyken kâğıt-kalem yasağı konuldu fakat o siyah bir kaş kalemiyle, tuvalet kağıtlarına yazmaya devam etti.

Sedat rejimi bir suikast sonucu devrilip serbest bırakıldığında ilk sözleri şunlar oldu:

‘’Bir kalem alıp yazdığımdan beri tehlike hayatımın bir parçası. Yalan bir dünyada hiçbir şey gerçeklerden daha tehlikeli değildir.”

Çok haklıydı, kadınlara yapılan zulüm tüm insanlığın bir gerçeğiydi ve bunu reddeden kesim tarafından vatan haini bile ilan edilebilirdi.

Temelini hapishanede attığı Arap Kadınları Dayanışma Derneği’ni resmi olarak ilan ettiğinde tarihler 1982’yi gösteriyordu, örgütünü tarihsel, sosyalist ve feminist olarak ideolojileştirmişti.

Tutuklu kaldığı süre zarfında bir ‘kaş kalemiyle’ yazdığı yazılarını “Memories from the Women’s Prison” adlı kitabında bir araya getirdi.

Durmadı, o durmamaya devam ettikçe İslamcılar ve Siyasetçilerin öfkesi de o oranla artmaya devam etti ve hayatıyla tehditler almaya başladı. Tehditler sonunda 1993 yılında Mısır’dan kaçarak Amerika’ya gitti ve Duke Üniversitesinde eğitim vermeye başladı.

1996 yılına kadar Amerika’ya bağlı pek çok kolej ve üniversitede eğitim vermeye devam etti ve üç yılın sonunda ülkesine geri döndü.

Geri döndüğünde yazdığı kitapların ya sansürlenmiş ya da kaldırılmış olduğunu gördü.

2005 yılında Mısır Cumhurbaşkanlığına aday olmayı düşündü fakat dönemin ileri gelen din adamları tarafından regl dönemlerinde kadınların psikolojik ve fiziksel yorgunluğa maruz kaldıkları gerekçelerini öne sürerek, kadınların cumhurbaşkanı olamayacakları fetvası verildi.

Meydanlarda yaptığı protestolar ile Mısır’daki okullarda din dersinin kaldırılması gerektiğini dile getirdi ve bir yığın tepkiye daha maruz kaldı.

Kendi ülkesinde istenmeyen bu güçlü kadın Avrupa Konseyi tarafından Kuzey-Güney ödülüne layık görüldü ve peşi sıra aldığı ödüllerin ardı arkası kesilmedi.

Siyasetle içli dışlı bir yaşamın içindeyken sadece Mısır’ı değil, dünyanın dört bir yanındaki ülkeleri de eleştirdi. Kadın bedenlerinin nesneleştirilmesine, ataerkil topluma, kadın sünneti ve hatta erkek sünneti, kadınların makyaja özendirilmesine, kara çarşaf giyilmesine, başörtüye kadar varan daha pek çok unsuru baskı aracı olarak nitelendirdi ve başka feminist toplumların da tepkilerini üstüne çekti. 

2018 yılında BBC sunucusu Zeinap Badawi ile yaptığı bir röportajda, tepkilerinin ve söylediklerinin dozunu biraz daha yumuşatması halinde daha iyi geri dönüşler alabileceğini belirtildiğinde Nawal şu sözleri dile getirmişti:

“Hayır. Daha da açık konuşmalıyım, daha saldırgan olmalıyım. Çünkü dünya daha saldırganlaştı ve insanların adaletsizlikler hakkında daha yüksek sesle konuşmasına ihtiyacımız var. Yüksek sesle konuşuyorum çünkü öfkeliyim” 

Öfkesi büyük ve haliyle iddiaları da o denli büyüktü. Dini ve siyasi otoriteler tarafından sevilmeyen bu kadının kitapları 40’tan fazla dile çevrilmişti, TIME dergisi tarafından 2020 yılında ‘’Yılın 100 Kadını’’ listesinde ve derginin kapağında da yer almıştı.

Yani aslında yarım asırdan fazla olan yaşamında birçok kişiye örnek olduğunu yaptıklarıyla kanıtlamıştı.

Uluslararası bir üne kavuşan Nawal’ın 21 Mart 2021 günü Mısır gazetelerinde ve sosyal medya hesaplarında ölümü ardından ‘’Nawal El Saadawi… Güle güle!’’ yazıları paylaşıldı, yakın arkadaşı ve aynı zamanda çevirmeni olan Omnia Âmin gördüğü haberler karşısında şu cümleleri kurdu:

“Tek rüyası ya da umudu Mısır’da kabullenilmekti. Dünyanın her yerinde önemi kabul edildi ama kendi ülkesinden hiçbir şey alamadı”

Ve gerçekten böylesine inatçı, kural bozan ve savaşçı bir kadının başaramadığı tek şey buydu. Ülkesi tarafından kabullenilmemek.

Fakat aldığı tepkilere, tehditlere, kısıtlamalara ve baskılara rağmen birçok kadın ve genç kızın idolü haline geldi ve yarattığı bilinçle aslında sorgulanamaz sandığımız şeylerin kökünü kazıdı.

Kadın sünneti, adı altındaki mücadelesi 2008 yılında Mısır’da bir sonuç verdi ve uygulama yasal olarak kaldırıldı, fakat ne yazık ki yine Mısır başta olmak üzere birçok Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde ailelerin zoruyla bu işleme devam edilmekte…

Nawal’a mücadelesi için minnettarız. Sadece kadınlara değil erkeklere de bir bilinç oluşturarak bu sorunun hep birlikte çözüleceğine dair olan bir inancı aşıladı bizlere.

Zira bugün ülkemizde neredeyse her sabaha kadın cinayetleriyle uyanmamız bizlere eğitimin, eğitimle birlikte doğacak bilinçlenmenin önemini hatırlatıyor.

   ‘’Kendi kendinizin kahramanı olun!’’

                             Nawal El Saadawi

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz