Kitap İncelemeleri

Piranesi

İçinde okyanus olan sonsuz bir labirent, akademik cinayet gizemleri, birçok dünya teorisi… Susanna Clarke’ın Piranesi’nde her şey var! Bu kitap bir rüya gibi, sürükleyici, garip ve yoğun bir atmosfere sahip. Gözleriniz kelimeleri hızlı hızlı takip ederken zihninizde bütün yazılanlar canlanmaya başlıyor. Öncelikle, Piranesi kelimesinin okyanus deyince aklımızda canlanacak olan piranalarla hiçbir alakası olmadığını belirtmeliyiz. Kitaba ve kitap boyunca bize eşlik edecek anlatıcımıza ismini veren Piranesi aslında 18. yüzyıl İtalyan sanatçısı Giovanni Battista Piranesi’den geliyor. Roman boyunca kelimenin tam anlamıyla hapsedildiğimiz klasik heykellerle dolu, yarı boğulmuş, hiç bitmeyen salonları olan gizemli ortam, en açık şekilde Giovanni Battista Piranesi’nin “hayali hapishanelerini” çağrıştırıyor.

Dediğimiz gibi, Piranesi bizim roman boyunca en yakın arkadaşımız. Çünkü bu hikâyeyi günlüklerine yazdıklarıyla bize anlatan kişi Piranesi. O, Ev olarak adlandırdığı labirentte yaşayan iki kişiden birisi. Piranesi dışında evde yaşayan diğer kişi ise haftada iki gün buluştuğu ve onu sinirli bir şekilde sorgulayan Öteki dediği adamdır. Piranesi bir bilmecedir. O kimdir? Bir muammanın içinde (Ev neresidir?) bir gizemle sarılmıştır. O neden Ev’dedir ve Öteki’nin bununla ne ilgisi var? Ev, ölü bir dünya değil. İçerisinde kuşlar, balıklar, on üç insana ait kemikler ve iki de canlı var.

Öteki, gizemli; Bilgi arayışında haftada iki kez bir saatlik randevular için anlatıcımızı ziyaret eden bir adam. Bilgi olarak adlandırdıkları ve Piranesi ile birlikte aradıkları bu şey, eski insanların aradıkları şeyler aslında. Ölümü yenip ölümsüz olmak, başka insanların düşüncelerini telepati yoluyla öğrenmek, kartala dönüşüp havada uçmak ve düşük seviyedeki zihinlere hâkim olup onlara istedikleri her şeyi yaptırmak gibi şimdiki bilgilerle imkânsız olduğu bilinen şeyler. Ama Öteki ve Piranesi azimle bu Bilgi’yi arıyorlar. Piranesi bu Bilgi’yi bulabilme açısından umutsuz. Çünkü ona göre “Ev, Ev olduğu için değerlidir. Kendi başına yeterlidir. Amaca giden yol değildir.” O, yüceliği için vardır ve bu ona yeter. Ancak Öteki için bir amaç olarak, güç ve onun getirdiği zafer için bilgiyi ararlar. “Bunu insanlık için yaptıklarını” iddia etseler de, açıkça kabul edecekleri bir ‘amaçlar araçları haklı çıkarır’ yönü vardır.

Piranesi ismini ona veren de Öteki’dir. Piranesi’nin kesin olarak bildiği tek şey adının “Piranesi” olmadığı. O, geçmişini hatırlamıyor; Ev’de gözünü açtığını ve Ev’in çocuğu olduğuna inanıyor.

Dünya başladığından beri on beş kişinin var olduğu kesindir. Muhtemelen daha fazlası olmuştur; ama ben bir bilim adamıyım ve kanıtlara göre hareket etmeliyim. Varlığı doğrulanabilen on beş kişiden sadece Ben ve Öteki yaşıyor.

Piranesi’nin başka bir yerde olduğuna dair hiçbir anısı yok. O her zaman ya da en azından 2012’den ve Albatros’un güney-batı salonlarına geldiği yıla kadar buradaydı. O, Ev’in sevgili çocuğudur. Güzelliğine ve nezaketine tapar, hayatta kalmasına izin verdiği için minnettardır, harika bir masumiyetle doludur. Doğayla uyumu ve özverisi ilham vericidir.

Piranesi’nin Ev’i diğer evlerin hiçbirine benzemiyor ve sıradan bir bina değil. Odalar sınırsız ve koridorlar hiç bitmiyor. Alt seviyeleri okyanus tarafından taşan ve üst katmanları kalın bulutlarla kaplı, devasa merdivenleri ve salonları olan bir labirent düşünün. Giriş veya çıkış yok, sadece heykeller var.

Piranesi yalnız değil; yakalayıp yiyebildiği kuşlar, balıklar ve neredeyse dini bir törenle ziyaret ettiği on üç iskelet var. Ayrıca büyük bir güç arayışı içinde salonlarda dolaşan yaşlı bir adam olan Öteki de var. Piranesi, Ev’i hafızasından tanımış ve hakkında bildiği her şeyi kataloglamıştır. Ev’i seviyor ve onun da onu sevdiğini hissediyor. O, rehberlik için heykellere bakar ve onlarda umut ile güç mesajları bulur. Ev ona yiyecek verir, ona hava verir. Sadece Ev’in sakini olarak hizmet etmek için olsa bile ona bir amaç verir. Roman, Albatros’un güney-batı salonlarına geldiği yılda geçiyor. Bu yıl Piranesi’nin Ev’in olayları etrafında yarattığı kendi takviminden. Ev’e gelmesinin üzerinden geçen beşinci yıla tekabül ediyor. Bu yıl Piranesi için sıradan bir yıl değil, bu yıl onun için çok yıkıcı.

Belki çok sevdiğiniz ve takdir ettiğiniz insanlar bile Dünyaya pek de istemeyeceğiniz biçimlerde bakmanıza yol açabilir.

Bu, gizemli olay örgüsünü açığa çıkarmadan hakkında pek bir şey yazamayacağım bir roman. Kitabın son kısmı, gerilim ve tehlike anlarının kalp atışlarını hızlandıran bir gerilim romanına dönüşüyor. Ama sonra, doğası gereği, roman ilerledikçe daha az gizemli ve dolayısıyla daha az büyülü hale gelir. Çünkü tüm gölgeli ipuçları gün ışığına çıkar. Yazımızın başında birkaç soru bırakmıştık. Piranesi bir bilmecedir. O kimdir? demiştik. Bu soru da ortaya çıkar kitabın sonunda. Piranesi’nin kim olduğunu bulmamıza rağmen, bu sefer de soru şuna dönüşür: Piranesi nedir? Bir masal mı, bir düşünce deneyi mi? Epistemolojik bilmece? Alegori? Fantastik klasiklerine saygı mı yoksa eleştiri mi?

Romanda olduğu gibi gerçek dünyada da büyü var. Ve bir yerlerde nihayet huzur içinde olabileceğiniz bir yer olabilir. Belki, nelerden vazgeçebileceğinize bağlı bir durumdur bu. Kendi kişisel labirentinizde kapana kısılmış olabilirsiniz ve bu kendinizi özgür hissedip hissetmediğinize bağlıdır. Eğer kitabı okumakta zorlanıyorsanız, sakın kitabı yarım bıraktıklarınızın arasına koymayın! İlk başta, sonsuz odaları ve koridorları olan Piranesi’nin Evi’ne bir anda dalıyorsunuz ve çoğu yeri anlamadan okuyorsunuz. Ama şunu da unutmamak gerekir, Ev, normal bir yer değil ve orayı daha önce hiç görmediniz. Ve ne yalan söyleyelim biz de ilk çeyreği okurken bir hayli zorlandık. İlk 50 sayfada neler olduğuna dair hiçbir fikrimiz yoktu. Fakat kitabı bitirince, bir rüyadan uyanmış gibi hissedeceğinizden adımız gibi eminiz.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz