Film Yorumları

Piyanist

İsim: Piyanist
Yönetmen: Roman Polanski
Başrol: Adrien Brody, Ed Stoppard, Emilia Fox, Michal Zebrowski
İmdb: 8.5
Süre: 2 saat 30 dakika
Tür: Biyografi, Dram, Tarih-Savaş

İkinci Dünya Savaşı denilince tarihin yaşanmış en acımasız ve en korkunç zaman dilimlerinden bahsetmek zorunda kalıyoruz. Savaşa katılan veya katılmayan her ülke hatta her birey az ya da çok bu vahşetin getirdiği yıkımın etkisinde kalmış ve bu etkinin kalıcılığını birçok yazı ve görsele gerçekçi bir şekilde işlemiştir ama daha fenası bu savaş, birçok hayata etki ederek her açıdan, her sınıftan insanı da çaresizliklerin içine sürüklemiştir. Çok uzağa gitmeyelim, o yıllarda ülkemizin çektiği sıkıntıları büyüklerimizden dinleme, kitaplardan okuma fırsatı bulanlar anlayacaklardır. Neyse ki, İsmet Paşa büyük bir diplomat ki bizi savaş dışında tutmayı başardı. Bugün sizler için seçtiğimiz film ise bizim gibi savaşı dolaylı olarak yaşayan değil, bizzat içinde olan bir toplumu anlatıyor bizlere. Yıkımı en derinden hissedenlere göz atacağız bugün. Eğer bu incelemeden sonra filmi izleyecekseniz yüreğiniz burkulmaya, gırtlağınız düğümlenmeye hazır olsun…

Bu döneme ait yazılmış kitaplar, söylenmiş sözler, çekilmiş fotoğraflar şöyle bir kenarda dursun biz, yönetmenliğini Roman Polanski’nin üstlendiği, üstün oyunculuk yeteneğiyle Adrien Brody’nin başrolde olduğu, senaryosundan tutun da çalan müziklere ve hatta yaşanmış bir olaydan esinlenişine kadar her türlü duyuya hitap etmiş olan Piyanist filmini ele alacağız.

Çünkü Piyanist filmini başlı başına incelemek bizi aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı Polonya’sına götürüp, Yahudi bir müzisyenin hayatına misafir edecek. Misafiri olacağımız kişi, Piyanist filminin de senaryo kadrosunda yer alan ve kendi yaşam öyküsünü ilk önce kitaba daha sonra filme uyarlayan Wladyslaw Szpilman’dan başkası değil. Biyografik bir yapım olan Piyanist filmi sadece Szpilman’ın hayat hikâyesini değil, yönetmen koltuğunda oturan Polanski’nin de yaşamından izler taşıyor. Yazar, anılarından derlediği kesitleri bizlere sunarken yönetmen, savaş sırasındaki çocukluğunda aklında kalanları göstermeyi tercih ediyor. Toplamda iki gerçek hayat hikâyesi ve tahmin edileceği gibi her iki hikâye de birbirine benzer nitelikler taşımakta. Çünkü bu, bir bakıma insanlığın ortak ve acı bir hikayesi…

Piyanist, İkinci Dünya Savaşı’nın bir müzisyen gözüyle anlatımıdır aslında. Dramatik bir sürecin hâkim olduğu 2 saat 30 dakikalık bir zaman diliminde çaresizliği, korkuyu, fedakârlığı, muhtaç oluşu çarpıcı bir şekilde yaşayacağız.

Piyanist’i böylesine bir başyapıt kabul ettiren en önemli yönü ise şüphesiz kaynağını gerçek bir yaşam öyküsünden alıyor oluşudur. Peki, neyi anlatıyor bu Piyanist? Gelin daha yakından göz atalım.

İkinci Dünya Savaşı’nın etkisi tüm dünyaya korku salarken milyonları bulacak ölüm sayıları git gide katlanmaktadır. Ölüm böylesi bir savaşta kurtuluş olarak adlandırılsa yeridir çünkü ölmeyip Nazilerin ırkçı tutumları altında işkence gören insanların durumları daha da içler acısıdır. Bu savaşta Yahudi olmak aç bırakılmak anlamına gelmektedir, suçun olmadığı halde hapishaneye atılmak ya da şiddet görmektir. Tecavüz veya işkencedir. Üzerinde türlü deneylerin uygulanacağı bir kobay olmaktır. İşte ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman da savaşın böyle devam ettiği bir dönemde bir radyo istasyonunda piyano çalarak geçimini sağlamakta ve sevdiği işini yapmaktadır.

Yine bir gün istasyonda piyano çaldığı sırada istasyon bombalanmıştır, bu bomba hem istasyonu hem de Szpilman’nın hayallerini yıkmıştır. Ülkenin durumu, ailesinin evlerini terk etmeye zorlasa da Szpilman ülkesini terk etmemekte kararlıdır. Çünkü o, ölse bile ülkesinde ölmek istemiştir. Fakat bir radyo haberiyle ülkeyi terk etmek planı yatmış, Fransa ve İngiltere, Polonya’nın yalnız olmadığını ve ülkeye destek vereceklerini söyleyince ailenin solan umudu tekrar yeşermiştir. Yine de savaşın seyrinde herhangi bir değişme olmamış tersine savaş daha acımasız bir şekilde ilerlemeye devam etmiştir. Yahudilerin toplama kamplarına gönderildiği ve Almanya’nın gücü karşısında ezilen çaresiz insanların emirlere boyun eğdikleri bir süreç başlamıştır artık.

Szpilman ve ailesinin sonu da kamplarda bitecektir ama insanların sıraya dizildiği bir sırada Szpilman bir şekilde kaçmayı başarmıştır. Bu kaçışla hayatının en büyük hatasını yaptığını saklandığı evlerde günlerce aç kaldığında anlamıştır ünlü piyanist. Uzun soluklu kaçış serüveninin ardından bir gün yine karnını doyurmak için girdiği bir evde zaafıyla karşı karşıya kalmıştır. Zaafı elbette ki piyanodur. Kendine hâkim olmayıp piyanonun başına oturmuş ve Chopin’in o klasikleşmiş eserini çalmaya başlamıştır. Fakat işler Szpilman’ın düşündüğü gibi gitmemiş askerlere yakalanmıştır. Piyanistin sanatı karşısında hayrete düşen askerler Szpilman’ı öldürmemişlerdir.

Askerlerden bir şekilde kurtulmayı başarmış olan Szpilman artık sadece açlıkla ve askerlerle değil bir de soğukla cebelleşmeye başlamıştır. Dondurucu soğuk karşısında savunmasız olan Szpilman donmamak için giyecek bir şey aradığı sırada Alman askeri paltosu bulmuştur. Paltoyla birlikte sokaklara indiğinde Polonyalı askerlerle karşılaşınca hayatının kurtulduğunu düşünmüştür ancak Alman olduğunu düşündükleri için az daha vuracakları piyanistle Polonyalı askerler arasındaki diyalog aynen şu şekilde gerçekleşmiştir:

‘’Ben bir Yahudiyim!’’ diye bağıran piyaniste karşılık Polonyalı askerler neden bir Alman paltosu giydiklerini sorarlar. Piyanistin iki kelimelik cevabı bize yıllarca süren bu savaşın anlamını iki saniyede özetlemiştir: ‘’Çünkü üşüyorum.’’

İnsanlık dramının en cesurca anlatımlarından biridir Piyanist. Onu izleyicilerin gözünde başyapıt kabul ettiren bir diğer etkenlere ise şunlar eklenebilir: Oyuncularının üstün başarısı, savaş sahnelerinin gerçekçiliği ve kullanılan müziklerin en az diyaloglar kadar etkileyici oluşu…

Fakat filmin bir de perde arkasına bakmakta fayda var. İşler orada da çarpıcı. Her yönüyle incelenmeyi hak eden Piyanist filmi tarihte ilk kez, En iyi Erkek Oyuncu Oscar’ını 29 yaşında kazanan Adrien Brody’ye Oscar ödülüne sahip en genç oyuncu unvanını kazandırmıştır.

Adrien Brody ayrıca bu rol için 14 kilo vermiştir. Sıkı bir diyete giren oscarlık oyuncunun bu başarısı bizce takdire şayan, ayrıca canlandırdığı role duygusal anlamda uyum sağlamak içinse uzunca bir süre evine gitmemiş, arabasını satmış ve televizyon izlememiştir, ek olarak piyano dersleri de almıştır.

Szpilman, Nazi rejimi altındaki savaşta Varşova gettosundaki yaşamıyla ilgili yazdığı otobiyografik kitabını savaşın hemen ardından yayımlamak istemiş fakat Polonya’da hükümeti ele geçiren Komünist rejimler ellerindeki belgelerle kitapta yazılanların aynı gerçeği doğrulamamasından ötürü bu isteği yıllarca reddetmiştir.

Ve yaşam hikâyesiyle milyonlara derin etkiler bırakan asıl Szpilman ise film daha yapım aşamasındayken ölmüştür. Piyanist, sadece bir yaşam öyküsü değil aynı zamanda birçok mesajda barındırıyor içinde, insanların elde ettikleri güçle neler yapabileceklerini, hayat denen kavramın savaş sırasında önemini yitirdiğini, insan canının hiçe sayıldığını, en çok da bugün bile hala var olan ırkçılığın böylesine karanlık bir dönemde ne kadar ileride olabileceğini anlatıyor. Piyanist bu nedenle tam bir insanlık dramı.

Karanlık dönemin, kör ve masum insanlarını anlatan Piyanist filmi, En İyi Uyarlama Senaryo Oscar’ı (2003), Altın Palmiye (2002), Cesar En İyi Film Ödülü (2003), Cesar En İyi Özgün Müzik Ödülü (2003) gibi birçok dalda da büyük başarılara imza atmıştır.

Bizlere ise bu film önünde saygıyla eğilmek, tekrar ve tekrar izlemek, izlemeyenlere şiddetle önermek ve en önemlisi, insanlık olarak savaştan uzak durmamızı idrak etme anlayışı kalıyor. Tabi bizce kalabilir miyiz? İmkansız. Çünkü insan doğası gereği doymuyor ve yetinmiyor. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda da daha çok savaş olur ve izlenecek çok “Piyanist” çekilir…

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz