Bilgi Köşesi

Rus Edebiyatçıların Şaşırtıcı Bağlantıları

Bugün sizlerle 20. yüzyıl Rus edebiyatı hakkında konuşacağız. Durun durun, sakın gözünüzü korkutmasın bu başlık zira oldukça ilginizi çekeceğine eminiz. Sıkıcı, genel geçer bilgilerden ziyade merak uyandırıcı ve okuduğumuz kitapları daha iyi yorumlayabileceğimiz bilgileri kullanacağız. Sözü fazla uzatmadan başlayalım Rus Edebiyatçıların Şaşırtıcı Bağlantıları nelermiş görelim. Keyifli okumalar!

20. yüzyıl Rusya coğrafyası çok büyük yazarlara ev sahipliği yapmıştır. Bunun en büyük nedeni Çarlık rejimi altında baskıcı bir yaşamın var olmasıydı. Ne diyordu Cemil Meriç: “Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişirdi” Kimler geliyor aklınıza o dönemden? Dostoyevski, Turgenyev, Gorki, Tolstoy, Puşkin, Çehov… Çehov’un(1860-1904) adını anmışken onun çok beğendiğim bir sözünü de anımsamadan geçemeyeceğim: “Tıp benim yasal karım, edebiyat ise metresim” der.

Kendisinin asıl mesleği doktorluktur fakat öykü yazma üzerine o kadar büyük yeteneği vardır ki edebiyat eleştirmenleri geriye dönüp baktıklarında kısa öykünün en büyük ustasının Çehov olabileceğini öne sürerler. Hasan Ali Yücel dizisinden çıkan “Köpeğiyle Dolaşan Kadın” adlı eseri şiddetle tavsiyemizdir. 37 seçme öyküsünün yer aldığı bu eser sizi edebiyata doyuracak ve onun öykü dalındaki yeteneğini keşfetmenizi sağlayacaktır. Eğer bu kalın eser bana ağır gelir, yok mu Çehov’a başlamak için daha ideal bir eser diye soracak olursanız eğer “Altıncı Koğuş“u gözümüz kapalı öneririz.

Çehov 1888 yılında Puşkin Ödülü’ne layık görülmüştür. Puşkin mi? Rus edebiyatından bahsediyoruz ve hala Puşkin’den söz edemedik mi? Affınıza sığınarak alt paragrafa davet ediyorum sizi zira Puşkin olmadan yazılacak bir edebi değerlendirme, Leonardo DiCaprio olmadan çekilecek bir Scorsese filmine benzeyecektir.

Ne vardı genç yaşında düelloya girişecek! Kısacık ömrüne neler sığdırmadı ki? Modern Rus edebiyatının kurucusu olan Puşkin aynı zamanda Rus halkının ulusal şairi olarak bilinmektedir. Kendisinden sonra gelecek olan herkesi etkilemeyi başarmıştır. Onun başlattığı “gerçekçi” felsefe Gogol(1809-1852) tarafından geliştirilecektir. İkisinin arası da oldukça iyidir. Puşkin, Gogol’u korur kollar ve dergisinde yazma fırsatı verir. Hatta biraz daha ileri gidelim mi? Gogol deyince aklınıza hangi eser geldiğini biliyorum: Ölü Canlar! Puşkin’in teşvikleri ile Gogol kalemi eline almıştır Ölü Canlar’ı yazmak için. Gogol, Puşkin’e yalnızca saygı duymakla kalmaz ona içten bir sevgi besler. Ölü Canlar, yazım aşamasındayken Puşkin’in ölüm haberini alır Gogol. Dağılır, yıkılır ve kalemi bırakır. Ölü Canlar yarım kalır.

Ölü Canlar’dan biraz bahsetmek istiyorum. Bilirsiniz İtalyan edebiyatı denilince akla gelecek birkaç isimden birisi Dante’dir. Onun İlahi Komedya adlı eseri dünya edebiyatına damgasını vurmuş ve hümanizm aracılığıyla Rönesans’a geçiş yapılan dönemde etkili rol oynamıştır. İşte Gogol genelde Dante’den, özelde ise İlahi Komedya’dan oldukça etkilenmiştir. Ölü Canlar ve İlahi Komedya içerik olarak kabaca benzer kitaplardır. İlahi Komedya gibi 3 cilt olarak tasarlanmış(Cennet-Cehennem-Araf) fakat Puşkin’in ölümü ile birinci ciltten sonrası gelememiştir. Anlatılanlara göre bu ölümden sonra dine yakınlaşmıştır. Fakat her ne kadar beklenmedik ve erken olarak nitelenebilecek bir ölüm de olsa Gogol’un rüzgarı Rus edebiyatında hayli uzun süre esmiştir. Onun kendinden sonra gelen yazarlar için açtığı yolu çok daha iyi anlayabilmek için Dostoyevski’ye kulak vermemiz gerekiyor:

Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.

Dostoyevski’ye dair birçok şeyi hakkında yazdığımız biyografisinde konuşmuştuk. O yüzden şimdi kısaca Tolstoy’a bakıp yazıyı fazla uzatmadan bitirelim. İngiltere, Fransa ve Osmanlı’nın Rusya’ya karşı verdiği savaşa katılan Tolstoy daha sonra bu yıllardaki gözlemlerini aktardığı Sivastopol kitabını kaleme alacaktır. Çocuk yaşlardan itibaren Fransız edebiyatına ilgi duyan ve Voltaire ile Jean Jacques Rousseau’yu okuyan Tolstoy’un edebi hayatı kadar aşk hayatı da ilgi çekicidir zira yine bir başka yazımızda değindiğimiz gibi: Tolstoy, Nietzsche, Rilke, Freud ve Ree aynı kadına aşık olmuşlardı. Bu kadın ise Arayışlar, Feniçka ve Ruth isimli kitaplarıyla tanıdığımız Lou-Andreas Salome’den başkası değildi. Edebiyat dünyasındaki bu aşk karmaşasını daha yakından incelemek isterseniz konuya ilişkin yazımızın linkini buraya bırakıyoruz:

Biz devam edelim. Tolstoy’un Nietzsche için “aptal ve anormal bir adamdı” dediğini biliyor muydunuz? Aynı kadına aşık oldukları için mi bu hakareti etti dersiniz? Bunu bilemeyiz lakin Nietzsche gerçekten anormal bir adamdı. Fikirlerini bünyesi kaldıramamış olacak ki yaşamının son yıllarını annesinin bakıcılığı altında geçirdi ve ruhsal sıkıntılar içerisinde yaşama veda etti. Nietzsche’yi de daha yakından tanımak ve bu sıkıntılarına hakim olmak isterseniz bir link de onun için bırakıyoruz:


Nietzsche ve Tolstoy’un anlaşamama nedenlerinden birisi hayata bakış açıları da olabilir. Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar?” kitabını okuyanlar onun Tanrı inancını çok net bir şekilde görebilirler. Bildiğiniz gibi Nietzsche de nihilistti ve zıt görüşleri de Tolstoy’un ona bilenmesine neden olmuş olabilir. Gariptir, Tolstoy dindar bir kişilikti ama 1901 yılında kilise onu aforoz etmişti. Hoş, tarihe dönüp bakacak olursak kilisenin aforoz politikasını çok da ciddiye almamamız gerektiğini rahatlıkla görebiliriz.

Bu arada yeri gelmişken belirtelim Tolstoy’un yaşamından ilham alabilirsiniz. Çünkü kendisi hayata tutunma konusunda oldukça başarılıydı. 67 yaşında bisiklete binmeyi öğrenmişti. Ertesi yıllarda ise buz pateni ile meşgul olmaya başlamıştı. Kim demiş yaşlanınca elden ayaktan düşülüyor diye? Onlar Tolstoy’u tanımamışlar.

Cengiz Han’ın soyundan geldiği iddia edilen Tolstoy küçükken o kadar çirkinmiş ki annesi bile onun için “Kimse seni güzelliğin için sevmeyecek. Onun için cesur, iyi ve zeki bir insan olmaya çalış” diye öğüt verirmiş nitekim aradan yıllar geçtikten sonra Tolstoy da annesinin söylediklerinde gerçeklik payı bulmuş ve sakallarını uzatarak çirkinliğini gizlemeye çalışmış. Yaşamının sonu da başı kadar hazindir. Yaşlıdır, soğuk bir kış günü evden küskün halde çıkar fakat bünyesi doğaya daha fazla karşı gelemez ve zatürre geçirerek hayata veda eder. Cesedi ise bir tren istasyonunda bulunur.

Rus edebiyatı bir deniz, bir deryadır. Konuştukça akar gider. Biz şimdilik burada bitiriyoruz ve yeni yazılarda görüşmek üzere hepinize hoşça kalın diyoruz.

Youtube:

3 Comments

  1. Sincap* Kasım 17, 2019
    • Armadillo Kitap Kasım 18, 2019
  2. Okurundannotlar Şubat 8, 2021

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz