Kitap İncelemeleri

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın en bilinen eseri olmasıyla beraber genel okur kitlesinin okumaya çekindiği kitaplardan biri. Bu çekincenin doğmasında yazarın dilinin biraz ağır olmasının payı var. Fakat bu ağırlığa rağmen okunmasının zorluğu yazım dili değil. Zira oturaklı diline kıyasla nispeten akıcı okunur bile denebilir. Nitekim kimilerini sıkan ve okumayı zorlaştıran şeyin üslup olduğunu söyleyebiliriz. Belki bu yazımızdan sonra sizin de Saatleri Ayarlama Enstitüsü ’ne şans tanımanızı sağlamak için biraz ön bilgi vermek isteriz.

Bir kitabı daha iyi anlamanın ön koşullarından biri yazarın kalemini tanımaktır. Şair ve yazar olan Tanpınar, eserlerini sembolizm akımının etkisiyle yazmıştır. Konu seçiminde sıklıkla toplumumuzun modernleşme sürecine, Doğu-Batı mengenesindeki sıkıntılarına yer vermiştir. Konuyu işlerken toplumun psikolojik yönünü sıkı bir şekilde irdeler Tanpınar. Bireysel psikolojiyi ve bilinçaltını da kullanmasına rağmen bir şekilde bunları da toplumsal düzleme aktarır. Psikolojinin derinliğine sembolizmin soyutluğunu da kattığımızda eserlerin neden anlaşılması daha güç olduğunu fark ediyoruz.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü de esasında yukarıda sözünü ettiğimiz çerçevede bir eser. SAE, her ne kadar bir olay örgüsüne sahipmiş gibi görünse de aslında odak noktası belirli kişiler etrafında cereyan eden olaylar kümesidir. Bundan dolayı kitapta belli başlı ana karakterlerin dışında pek çok yan karakter de bulunuyor. Fazla karakter olunca çokça olaylar kümesi de bizi karşılıyor. Bu olay grupları da ister istemez ana olay akışını biraz kesintiye uğrattığından okumayı zorlaştırıyor. Lakin okuduklarınızı iyice özümsemeye başladığınız anda işin rengi değişiyor.

Sembolizmin olduğu yerde görünenin ardında daima daha etkileyici bir görünmeyen vardır. SAE’de de bunu açıkça görebiliriz. Kitap temelde iki karakterin desteği üzerinde kurgulanmış: Halit Ayarcı ve Hayri İrdal… Karakterlerden bahsetmeye başladığımıza göre içerikten de bahsedebiliriz biraz. Hayri İrdal, karakter olarak pek radikal bir görünüme sahip değil. Yaşadıkları, kişiliği oldukça sıradan. Onu okurken sokaktan herhangi biri olabilir hissine kapılabilirsiniz. Kendi çalkantılı hayatında ve çevresinde yolunu bulmaya çalışan bir vatandaş olan Hayri İrdal’ın hayatı Halit Ayarcı ile tanışınca bambaşka bir doğrultuya sapar.

Küçüklüğünden beri saatlere merakı olan Hayri İrdal ne yazık ki bu becerisini değerlendirememiştir. Çünkü ona göre saatlerle uğraşmak kişiyi bir yere vardırmaz. Lakin Halit Ayarcı tamamen farklı bir kişiliktir. Kitaptaki tüm karakterlerden farklı bir kişiliğe sahip. Bir centilmen, yenilikçi ve hırslı…

Halit Ayarcı, Hayri İrdal’ın saat merakını alıp bir vizyon çizmeyi amaçlar. Başta ona karşı çıkan Hayri İrdal, Halit Ayarcı’nın hitabeti, kişiliği ve kendine olan güveni karşısında giderek zayıflar ve sonunda onun fikrine ortak olur. Peki bu fikir neydi? Tabii ki bir saat ayarlama enstitüsü kurmak! Sadece saatleri düzeltmek ve tamir etmek için kurulmuş tam teşekküllü bir yapılanma hayal edin. Kulağa pek mantıklı gelmiyor değil mi? Hayri İrdal da öyle düşünüyordu, Halit Ayarcı’nın aksine. Halit Ayarcı ise bu konuda ısrarcıdır. Çünkü ona göre ayarsız saatler memleketin sorunudur.

Kitap boyunca Ayarcı’nın enstitü kurma yolundaki çabalarını okyoruz. Yol boyunca ona inanmayanlar tek tek bu işte onun elini tutmaya başlıyorlar. Saatleri Ayarlama Enstitüsü kuruluyor sonunda. Personeller geliyor. Üniformalar çalışanlara sunuluyor. Müdürler, şubeler gırla gidiyor. Hatta bazen öyle şubeler yaratılıyor ki dışı muhteşem fakat içi boş. Lakin bu şubeler kaldırılmaktansa bir şekilde görevi olur düşüncesiyle kapatılmıyor. Bu dışı dolu içi boş şeyler size tanıdık gelmedi mi? Açıkçası bize geldi. Özellikle kamu alanında ismi şaşalı ancak görevini orada görevli olanlar sorsanız cevap bile veremeyecekleri birimler. Ya da göstermelik amaçlarla kurulmuş ama kaynak sömüren yapılar… İşte Saatleri Ayarlama Enstitüsü altında bunları barındırdığı için okurken çekilen cefayı hak eden bir kitap.

SAE, olmayacak bir fikrin peşinde koşan Halit Ayarcı’nın hikayesi değil aslında. O ayarsız saatlerin çıkardığı sorunu ortadan kaldırmak istemektedir.

“İyi ayarlanmış bir saat, bir saniyeyi bile ziyan etmez! Halbuki biz ne yapıyoruz? Bütün şehir ve memleket ne yapıyor? Ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz.”

Diyor Halit Ayarcı, enstitünün kuruluş gayesini ifade ederken. Oysa tüm kitaptaki saat olgusu bir metafordan ibarettir. Yukarıda paylaştığımız alıntıdaki ayarlı-bozuk saatler de Doğu ve Batı toplumunun farklılığına parmak basıyor. Batı dünyasının sistematik ve disiplinli olmasına karşın toplumumuzun düzensizliğinde ve disipline olan uzaklığından dem vuruyor.  Zaten enstitü kurumunun, müdürlerin, üniformaların Batı dünyasının sistematik düzeninden kaynaklanan şeyler olduğuna dikkatinizi çekeriz.

Halit Ayarcı karakterinin kendisi de Tanpınar’ın sembolizminin açıkça görüldüğü karakterlerden biri. O, plansızlığı ve başıboşluğu sona erdirip bunu sistematik bir düzene oturmak isteyen biri. Hayri İrdal’ın yeteneğini değerlendirmeye çalışan, ataleti işlevsel hale getirmeye çalışan biri. Burada da getirilen eleştiri şüphesiz kendi içimizdeki potansiyeli değerlendiremeyişimize işaret ediyor. O zamandan bu zamana hiçbir şeyin değişmemesi ne kadar da üzücü. Hala onlarca Hayri İrdal, kendilerini bir Halit Ayarcı’nın bulmasını bekliyor.

Kitabın sonlarına doğru sembolik eleştirilerin dozunun daha da arttığını görüyoruz. Bunun en bariz göstergesi ise işlerin daha sonra Halit Ayarcı’nın planladığında çok daha farklı bir noktaya evrilmesi. Halit Ayarcı, Hayri İrdal’ın çevresine düzen ve disiplin, toplumsal fayda aşılmaya çalışırken onlar daha farklı davranışlar içine giriyorlar. Örneğin enstitü açılışında düzenlenen baloda değişik değişik kıyafetler, abartılı kadınlar, yaşına uygun düşmeyen davranışlar gösteren yetişkinler, içmekten kendini dağıtanlar, kulaktan dolma şekilde alafranga şarkı söyleyenleri görüyoruz. Yani olay yine Batı’nın bize uygun ve faydalı yönünü almaya çalışmaktansa kültürümüze uyduramayacağımız yönlerini almaya çalışmamıza dönüyor. Bize uymayan şeyler o kadar eğreti görünüyor ki toplumumuzu simgeleyen Hayri İrdal da tanıdıklarının bu değişimini ne denli yakışıksız bulduğunu dile getiriyor.

Kitabın sonunu söyleyemezsek de hakkında birkaç sözümüz olacak. Kitabın sonunda Halit Ayarcı’nın beyhude çabasını görüyoruz. Çünkü O, topluma zamansız bir şekilde yenilik getirmeye çalışan biriydi. Zamansız yenilikler de ne kadar iyi olursa olsun eninde sonunda reddedilecektir. Ayarcı, toplumu uygunluk ilkesini göz ardı ederek bir kalıba sokup iyileştirmek düşüncesindeydi. Maalesef sonradan gelişen olaylar ona düştüğü derin yanılgıyı gösterdi.

Hakkında daha söylenebilecek onlarca şey var. Ancak açıkçası biz de sonunda kitabın tadını kaçıracak bir şey söylemekten korkuyoruz. Eğer siz de Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okurken örtülü anlamları özümsemeye çalışırsanız kitabın tadının damağınızda kalacağından eminiz.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü daha iyi anlamak için Tanpınar’ın edebi kişiliğini bilmek gerekir. Dilerseniz hakkında daha çok bilgi edinmek için hakkında yazdığımız yazıyı da okuyabilirsiniz.

Daha fazla içerik için: https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak içinhttps://www.instagram.com/armadillokitap/

YouTube:

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz