Şampiyonlar

I. Deneme Yarışması Galibi: Mualla Yaman

Işıkları Kim Kapattı?

Düşünüyorum, ulusların hâmiliğini düşünüyorum. Yalnız ve yalnız aynı havaya soludukları bu kara kütlesi için birleşen ulusları. Ekonomik kaygı ve güç mücadelesi içerisinde rant kovalayan devletler sıra onlara somut varlık (para) olarak dönmeyecek projelere imza atmaya gelince hep geri durdular. Çıkarların işbirliği hiçbir zaman çevre için bir olamadı. Onların ilgilendikleri şey ağır sanayi ve endüstri sayesinde hammadde çıkartmaktı. ABD İle Hindistan arasındaki o felaket anlaşma da böyle gerçekleşti işte; Bhopal Faciası…

“Dışarıda bir fırtınanın nasıl her yeri birbirine kattığını bilmek için o fırtınaya sebebiyet veren olmak istemezsiniz.”

Bhopal felaketinin sorumluları yakında bir fırtınanın çıkacağını bile bile pencerelerinden faciayı seyre dalmışlardı. Gelin o feci fırtınanın bir ülkeden götürdüklerine birlikte bakalım.

Orta Hindistan’ın bir şehrinden adını alan bu felaket bir gecede 8000 can aldı ve ders kitaplarına pelesenk olmuş Çernobil faciası ve Japonya’ya atılan bombalardan daha kötü sonuçlara sebep oldu. Fakat en az onlar kadar ses getiremedi. Belki de insanların gözleri kör edildiği gibi sesleri de kesilmiştir, kim bilir?

Felaketin ortaklarından ABD, endüstriyel mekan açlığında ucuz iş gücü arayışında fakir coğrafyalarda ağzını sulandırarak gezinirken; Hindistan, bunu gelecek yıllara kar getirecek bir iş olarak görmüş ve ABD merkezli Union Carbide firmasının, Bhopal şehrinde böcek ilacı üreten bir fabrika açmasına izin vermişti. O sırada ikisinin de düşüneceği en son şey, ihmal sonucunda doğaya ve insanlara verebilecekleri zarardı.

Karpit, son derece zehirli bir gaz olan Metil İzasiyonattan (MIC) yapılan bir zirai ilaçtır. MIC renksiz, göz yaşartıcı, yanıcı bir sıvıdır ve su ile reaksiyona girer. Bhopel’de kurulan fabrikanın çevreye yaydığı bu kötü gaz kokusu, fakir halkı rahatsız etse dahi yoksul şehre istihdam kapısı olan bu fabrikada herkes çalışabilmek ve evlerine para götürebilmek için can atıyordu. Dolayısıyla fabrikada görev almak için yerleştirilen çalışanların bilirkişi denetçiler olduğunu söylemek çok zordu. Zamanla Asidik MIC yüzünden borularda hasar gözlemlenmekte, birçok noktada ise kaçak olduğu bilinmekteydi. MIC içeren tankları soğuk tutmak, sıcaklığı ve basıncını belli seviyede muhafaza etmek gerekiyordu. Fakat birileri para kaynaklarını boşa harcamamak için soğutucuları kapatma talimatı verdi. İçlerinden işin ciddiyetini fark eden çalışanlar yerli yatırımcıları uyardıklarında onlar, bakım için üretimi durduramayacaklarını söyleyebilecek kadar ileri gitmişlerdi. Union Carbide, 40 ton zehri Bhopal’in merkezinde depolarken fabrika her gece bir şeyler sızdırmaya devam ediyordu.

İşte 3 Aralık 1984 gecesi korkulan olmuştu. MIC depolama tankının içine su karışmış ve meydana gelen reaksiyon sonucu oluşan yüksek ısı ve basınç kentte alarm vermişti. Her şeyden habersiz uyuyan taşralının üzerine doğu ilerleyen zehirli gaz, zaten korunaklı olmayan yapılarda yaşayan insanların evlerinden içeri doğru sızdı.    

İnsanlar uykularından öksürerek uyandı. Birkaç saniye içerisinde gözleri yanmaya başlamıştı. Ne olduğunu anlamak için dışarıya çıktıklarında sokaklarda boylu boyunca uzanan insan ve hayvan cesetleri ile karşılaştılar. Evet, hepsi dakikalar içerisinde zehirlenmişti. Hastaneye çocuklarını taşıyan insanlar, doktorlara onları iyileştirmesi için yalvardıklarında tedaviden yanıt alamadılar. Çünkü Union Carbide şirketi bir “ticari sır” olduğu gerekçesiyle toksit maddenin adını açıklamaktan kaçınmıştı. Doktorlar onları zehirleyen gazın panzehrini bulamayıp hastalara tanı koyamazken morglar ölülerle doldu.

Birkaç yıl sonra Bhopal faciası adına Hindistan hükümetinin Union Carbide firmasına açtığı dava dört yıl sürdü. Bu süreçte ABD suçluları iade etmedi. Hint hükümeti 3.3 milyar dolar tazminat talebinde bulundu fakat mağdur ve yakınları için ödenen bedel 470 milyon dolar olmuştu. İnsanların gözlerini kaybetmelerinin, kalıcı doğum sorunları yaşamalarının, toprağın ve havanın zehirlenmesine biçilen bedelin fiyatıydı bu. Üstelik kayıtlar, 550.000’den fazla sağlık problemi yaşayan insan olduğunu gösterirken. Öte yandan yardımın tüm mağdurlara dağıtılamadığına dair iddialar da bulunmakta. Union Carbide, hiçbir zaman hatasını kabul edip özür dilemedi. 2001 yılında ise DOW Kimyasal, Union Carbide’i satın aldı. Bugün hala halk, onlara zarar veren ölümcül bir tehlikeyle şehrin göbeğinde burun buruna yaşamakta ve çocuklarını bu fabrikanın paslı ve yakıcı kokusuyla büyütmektedirler.

Bizlerin ise Bhopal felaketi ve daha nicelerinden çıkartmamız gereken dersler vardır. Bilinmelidir ki, çevre sorunlarının etkisi yalnızca kirliliğin ana kaynağı olan bölgede veya ülkede kalmaz, sınırları aşan ve önlem alınmazsa küresel güçte bir tehdit olarak ulusların karşısında duracak en büyük tehlikelerden birisi olur. Bhopal faciasında yerel ölçekte zamanında önlem ve etkili müdahale gösterilemediği gibi uluslararası seviyede işbirliği ve maliyetlerin paylaşılması konusunda da ülkelerin çekimser kalmaları ve küresel çevre kuruluşlarının da etkisizliği bize yaklaşmakta olan ekolojik krizlerin ehemmiyetinden haber vermektedir.

İnsanın doğaya tahakküm etmesi, endüstrileşme, teknoloji ve nüfus artışıyla paralel olarak ivme kazanmış, devletler kalkınma hedefleriyle ekolojik krizleri tetiklemişlerdir. Sürekli büyümekte olan kapitalizm doğal kaynakları pervasızca kullanmakta ve çevre kirliliklerine yol açmaktadır. Çevre yönetimi ve bununla birlikte geliştirilen politikalar ise tam bu sırada doğanın ve insanın yardımına yetişir. Amaç rekabetçi piyasa ekonomisi ile çevrenin korunması ve iyileştirme arasında denge kurmaktır. Hükümetler, Bhopal’de tanık olduğumuz gibi yabancı yatırımcıları ürkütmemek için çevre politikaları ve anayasalarındaki bunlara karşılık gelen cezai sorumluluklarını esnetmemesi “dünya devleti” ilkesi ile çevre-toplum ilişkilerini düzenlemelidirler. Düşüncelerim bir kurgu değil aksine doğanın eline doğmuş insanlığın kendilerini ‘var yapana’ saygılı olacağı bir yaşama planıdır. Doğanın distopyası olabilir mi, anlattıklarım bir gerçekliğin dramıydı.

Ve hicivimin son perdesi insanlığa…

Dünyanın bir gün ışıkları sönecek. O gün geldiğinde çocuklarınıza tüm ışıkları ben söndürdüm diyebilecek cesaretinizin olması dileğiyle. Doğaya saygıyla ve sevgiyle kalın Armadillo.

Mualla Yaman Kimdir?

Mualla Yaman, İstanbul Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi son sınıf öğrencisi. İlginizi çekecek bir unvanının olmadığını söylüyor. Her insanın kendini keşfetme arayaşında mücadelesi sürerken o doğayla insan ilişkisinde kendini tanımlama fırsatı yakalamış. Ne demişti Mao; tek bir kıvılcım, bütün bir bozkırı tutuşturabilir. Bugün bir, yarın binler olarak doğa için farkındalık oluşturmak adına her zaman üretecek ve okuyacak biri.

Instagram: https://www.instagram.com/mualla_yaman/?utm_medium=copy_link

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz