Bilgi Köşesi

Stendhal Sendromu

Sizin de hiç, bir müzeyi gezerken başınız döndü mü? Ya da bir resmi incelerken veya bir heykele bakarken kalbiniz çok hızlı çarptı mı? Eğer öyleyse Stendhal Sendromu ‘na yakalanmış olabilirsiniz. Haydi gelin şayet böyle belirtileriniz varsa size sahip olduğunuz sendromdan bahsedelim: Stendhal Sendromu ya da diğer adıyla Floransa Sendromu.

Bu rahatsızlık, genel bir tanımda sanat zehirlenmesi olarak da bilinir. Adını 19. yüzyılda yaşamış Fransız yazar Stendhal’dan almaktadır. 1817 yılında Floransa’da görmüş olduğu Santa Croce Bazilikası’nda Giotto’nun fresklerini gördüğünde yazdığı cümlelerle bakın bu rahatsızlığı nasıl bir tanıma kavuşturmuştu:

Floransa’da bulunma ve anıtmezarlarını gördüğüm o büyük insanlarla yakın olma fikri beni kendimden geçercesine heyecanlandırıyor. Bu görkemli güzelliğin içine çekiliyordum… Öyle bir ilahi noktaya yükseldim… Her şey ruhuma capcanlı konuşuyordu. Unutmam mümkün değil. Berlin’de ‘sinir’ denilen kalp çarpıntıları hissediyordum. Hayatım bedenimden çekiliyordu. Düşme korkusuyla yürüyordum.

Stendhal

Stendhal’ı kendinden geçiren Santa Croce Bazilikası’nın içinden bazı freskler

Hastalığın adı ilk kez 19. yüzyılda ortaya çıkmasa da 1979 yılında İtalyan psikiyatr Graziella Magherini 106 kişide sendromun belirtilerini görünce Stendhal Sendromu olarak isimlendirdi. Floransa Sendromu denmesinin en büyük nedenini ise bu sendromun genellikle Floransa’da görülmesine bağladı.

Peki bu ilginç sendromun belirtileri tam olarak nelerdir?  Genellikle başlıca belirtileri hızlı kalp atışı, baş dönmesi, baygınlık, şaşırma ve hatta halüsinasyonlar görmektir. Tıp literatüründe psikosomatik bir rahatsızlık olarak da geçen bu sendrom, özellikle kişinin sanat eserlerinin bolluğu, ihtişamı veya güzelliği karşısında kendinden geçme halinde görülür. Bu durum birçok hastalıkta da kendini gösterdiği için benzer sendromlarla karıştırılabiliyor. Örneğin Macar besteci Franz Liszt müzik tarihinin rock yıldızı olarak bilinir. Konserlerindeki izleyiciler eserleri dinlerken öyle çok coşuyormuş ki bu duruma ise Lisztomania adı konulmuş. Stendhal Sendromuyla bir ilgisi olup olmadığı hala bir tartışma konusu olsa da semptomlarının birbirine çok benzediğini söylenebilir.

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı (DSM-5) bu sendromu, hastalıklar kategorisine almıyor. Herkeste Stendhal Sendromu Var Mı? adlı bir makaleye göre insanların kutsal gördüğü değerleri canlı gördüğünde bu sendromu yaşayabileceği iddia ediliyor. Örnek olarak Mekke, Kudüs gibi çeşitli dinler için önemli yerler gösteriliyor. Oraları ziyaret eden insanların yaşadığı deneyimler Stendhal Sendromu ‘nun semptomlarıyla da paralellik gösteriyor.

2014 yılında bu konuda atılan en önemli adımlardan biri sanat zehirlenmesi deneyinin yapılmasıydı. İtalya’daki Medici Riccardi Sarayı’nda psikologlar tarafından, o gün gelen ziyaretçiler gözlemlendi. Deneye katılan kişilerin kalp atış ve nefes alış hızları, tansiyonları, göz ve kas hareketlerine bakıldı. Fresklere bakan ziyaretçilerin görüntüleri kaydedildi ve kendilerinden eserlere bakarken neler hissettiklerini yazmaları istendi. Ziyaretçiler arasında yüz kaslarının gevşeyen, tansiyonu değişen, göz bebekleri küçülen kişiler vardı ve bu belirtiler Stendhal Sendromunun belirtileriydi. Bu deney aynı zamanda Stendhal Sendromu ‘nun gerçekten psikosomatik bir hastalık olduğunu da doğruluyordu.

1996 yılında Stendhal Sendromunun bir de filmi yapıldı. Sendromla aynı adı taşıyan film, sendromu yaşayan bir katilin hikayesini konu aldı.

Stendhal Sendromu’nu sanatseverlerin yaşayabileceği bir sendrom olarak tanımlayabiliriz. Hatta sadece sanatseverlerin değil; siz de önemli bir yeri ziyaret ederken, çok heyecanlandığınız bir heykelin önünden geçerken bile benzer semptomları yaşıyorsanız Stendhal Sendromu’na yakalanmış olma ihtimaliniz oldukça yüksek. Burada önemli olan nokta gezdiğiniz yer ile sizin o yer arasında kurmuş olduğunuz bağdır. Eğer bağ çok güçlüyse sendromun görülmesi de o oranla yüksektir. Zira bizler için dünyamızda var olduğunu bildiğimiz, eşi benzeri bulunmayan eserler karşısında hayran kalmamak elde değil, bizler sadece ortaya çıkan eserlere karşı değil, onu yaratan sanatçılara da derinden hayranlık besleyebiliyoruz.

Buna karşılık Dr. Magherini Floransa gibi sanatla dolu yerlerde gezilerin sindire sindire yapılmasının en sağlıklısı olduğunu belirten naçizane bir tavsiyede bulunmayı da ihmal etmiyor.

Armadillo’ya destek olmak için gördüğünüz herhangi bir reklama tıklayabilirsiniz.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz