Kitap İncelemeleri

Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde

Janina, yaşlı bir “kaçık”. Polonya – Çekya sınırında bir köyde kendini sosyal açıdan yeterince izole etmiş biri. İnsanlar yerine hayvanlarla vakit geçirmeyi tercih ediyor. İnsanlara lakapları ile sesleniyor. İki tutkusu var; birisi William Blake diğeri ise astroloji. Bulunduğu köyde avcılar ölmeye başlıyor. Ya da öldürülüyor mu demeliyiz? Olga Tokarczuk bizi öyle bir kurgunun içine atıyor ki sonunda “ben ne okudum?” deyip, kitabın kapağına bakarak kendi kendimize söyleniyoruz. Eser, bir gizem romanıdır. Lehçe olarak basım yılı ise 2009. Kitabın İngilizceye çevrilip Nobel Edebiyat Ödülü alması ile basım yılı arasında dokuz sene bulunuyor. Tokarczuk, anavatanı Polonya’da hatırı sayılır bir üne sahip ancak çokça tartışma yaratan da bir isim. Çünkü kendisi aynı zamanda bir aktivist. Gelgelelim kitabın ismine: Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde. Oldukça yorucu ama bir o kadar da ilgi çekici değil mi? Romanın ismi kitapta her bölümde alıntıları bulunan ünlü İngiliz şair William Blake’in Cennet ile Cehennemin Evliliği‘nden alınmış.

Yazımızın girişinde Janina’ya “kaçık” demiştik. Bu, kitapta onun hakkında çoğu karakterin yakıştırması. Oysa sadece ‘Küçük Kızlarım’ dediği köpeklerinin özlemini çekiyor. Köpekleri avcılar tarafından öldürülmüş. Janina bu durumdan emin, yasaların uygulanmasını istiyor. Öldürenlerin ceza almasını… Ama kimse bunu umursamıyor ve vahşice avlanılmaya devam ediliyor. Geyikler, tavşanlar, yaş ağaçlar, hepsi avcıların kurbanı olmakta. Dostoyevski, Suç ve Ceza’sında “Kimin yaşama hakkı var? Kimin öldürme hakkı var?” diye sorar. Tokarczuk bu sorulara yeni bir soru eklemiş: “Bir katille avcının arasındaki fark nedir?

Her şey Janina ve komşusu Garip’in bir başka komşuları Koca Ayak’ı evinde ölü bulmaları ile başlar. Koca Ayak’ın boğazına bir geyik kemiği takılmış ve boğularak ölmüştür. Daha sonrasında köyde avlanan başka avcılar da teker teker ya geyik ayak izleri etrafında ya geyik tuzağına takılmış halde ölü bulunur. Janina için bu, iki durum nedeniyle olabilir. Satürn 8. yörüngede ve hayvanlar sonunda bıktı. Dünyanın düzeni ise kesinlikle bozuldu. Kahramanımız, kendini duruma bir el atmak zorunda hisseder. Polisi bütün bunları hayvanların yaptığına ikna etmeye çalışır. Birçok mektup yazar ama hiçbirine cevap alamaz. Peki, bütün bu ölümlere hayvanlar mı sebep olmuştu? Ölümlerin arkasındaki sır perdesi neydi? Yazımızda bir sürpriz bozan olmaması için bu soruları yanıtsız bırakacağız.

 Çünkü yaşayan her şey kutsaldır.

Öyleyse masum hayvanların, onları en ufak bir pişmanlık duymadan öldüren insanlardan intikam alma iradesine ve beynine sahip olduğu bir dünyada kimi desteklerdiniz? Eğer insansan yanıt verme, derdi Janina.

En kötü suçlunun bile bir ruhu vardır, ama sen değil, güzel Geyik, sen, Domuz, sen, vahşi Kaz, ne de sen, Köpek.

Roman, ilk bakışta feminist ve doğa aktivisti bir kadının hikâyesi olarak görülse de altında pek çok argümanı barındırıyor. Kendini izole etmenin bir hicvini, din adamlarının ve yerel politikacıların ikiyüzlülüğünün eleştirisini, yaşlılara ve zayıflara kötü muameleye muhalefetini içeriyor. Romanın bir başka alt teması ise yararlılıktır. Artık yararlı olmadıklarını hissettiğimizde hangi şeyleri ve insanları bir kenara atıyoruz? Romandaki bir arkadaşı ona “hayatta ne yaptın?” diye sorar. Ve insanlara nereye gittikleri, hangi kariyerleri olduğu veya evlerinin ne kadar büyük ve parlak olduğu için değer verdiğimizi hatırlarız. Belki de bu fikirlere meydan okumalı ve deli bir kadından biraz felsefe öğrenmeliyiz.

Zaten neden yararlı olmak zorundayız ve hangi nedenle? Dünyayı kim yararlı veya yararsız diye ayırıyor ve ne hakla? Devedikeninin yaşama hakkı yok mu veya bir depoda tahılları yiyen farenin? Arılara, işçi arılara veya otlara veya güllere ne diyorsunuz? Kimin aklı, kimin iyi, kimin kötü olduğunu yargılama küstahlığına sahip ki? Büyük bir ağaç, çarpık ve deliklerle dolu, kesilmeden yüzyıllardır yaşayabilmiş, zira ondan hiçbir şey yapılamazmış. Bu örnek bizim gibilerin ruhunu yükseltmeli. Herkes yararlı şeylerden kar etmeyi bilir, ama kimse yararsız olandan elde edilecek faydaları bilmez.

Janina’nın kendini sosyal açıdan izole etmeye çalışması hiç de şaşılacak bir durum değil. Çünkü yaşadığı ülkede insanlar kendini beğenmiş ve bencil yaratıklar. Peki, böyle olmayı nasıl başarabilir bir insan? Her şeyi insana ait ve insanlara hizmet etmeli algısı nasıl gelişti? Yoksa insanlar, hem kendi türleri hem başka tür canlılar ile huzur içerisinde yaşamayı mı bilmiyor? Tokarczuk, şöyle bir yorumla bize görmeyi istemediğimiz gerçekleri gösteriyor:

Hayır, hayır, ülkemizdeki insanlar bir topluluk oluşturmak için bir araya gelme yeteneğine sahip değiller, çörek mantarı bayrağının altında bile. Burası, herkesin kendini başkalarının arasında bulur bulmaz emir vermeye, eleştirmeye, küstürmeye ve şüphe götürmez üstünlüklerini göstermeye başladıkları, nevrotik egoistlerin ülkesi.

Eseri okuduktan sonra yazarın başka kitaplarını da okuma arzusu duyacağınızdan eminiz. Ve yazarın, Nobel Edebiyat Ödülü aldığı için kaleminin zor olacağını düşünmeyin. Gayet basit ve özgün bir üslup kullanılmış. Armadillo Kitap’tan size bir tavsiye daha! Kitabı okuduktan sonra dönüp kendinize kitabın sorgulamamızı istediği şeyleri sorgulamanızı öneriyoruz. Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde, verdiği mesaj çok net olan bir roman: “Öldürmeyi övmek kötüdür, bu kadar basit”…

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz