Film Yorumları

Taxi Driver

Robert De Niro’nun nefes kesen performansı ve Martin Scorsese’in muhteşem yönetmenliği bir araya gelmiş ve bu kült eser bir görsel şölen olarak bize sunulmuş. Bildiğiniz üzere 1976’da ortaya çıkan bu eser o zamandan bu zamana kadar kuşaklarca hayranlıkla seyredilmiş. Peki nedir Taxi Driver filmini bu kadar güzel kılan? Gelin birlikte bakalım.

Travis Bickle, 26 yaşında ve Vietnam Savaşı’ndan yeni gelmiş genç bir adamdır. Uyku sorunları çektiği için bu krizi fırsata çevirmeyi düşünür ve taksi şoförlüğü işine başvurur. Tek isteği uyku sorununa çare bulmak olan Travis, diğer taksi şoförlerinin gitmeye bile cesaret edemediği yerlere gider. Fakat gittiği yerlerde şehrin kötü tarafını, kendi deyimiyle “pisliğini” görür. Travis bu pisliğin asla temizlenemeyeceğini ama bir şekilde azaltılabileceğini düşünen kesimdendir.

Az eğitimli, yalnız, savaştan yeni çıkmış bir birey olarak Travis’in dünyasında siyahtan başka renk kalmamıştır. Ta ki masum Betsy’i görene kadar. “Beyaz bir elbise giyiyordu. Bir melek gibi görünüyordu. Bu pis karmaşanın dışında o yalnız. Onlar… ona dokunamazlar!” sözleri ile güzeller güzeli Betsy’e âşık olan Travis, onu kurtarmaya çalışır. Peki kimden?

Bu konu biraz karmaşık çünkü Betsy’nin düzgün bir işi ve iyi bir çevresi vardır. Travis aslında onu tam da bu durumdan kurtarmak ister. Betsy’nin de onun gibi yalnız olduğunu, arkadaşlarının geçici olduğunu ve kötü adamların buyruğu altında çalıştığını düşünür. Betsy, bir belediye başkanı adayının seçim propagandalarını düzenleyen gönüllü bir işte çalışıyordur. Travis siyasi güçleri sevmez. Çünkü onu savaşa yollayanlar, gece taksi sürerken gördüğü pislikleri bir türlü ortadan kaldırmayanlar bu siyasi tiplerdir. Uzun lafın kısası Travis’e göre siyasiler toplum satıcılarıdır. Travis, masum Betsy’nin onlar tarafından kirletilmesine göz yumamaz. Betsy’i zihninin derinliklerinde takıntı haline getiren sevimli aşığımız onu bu pisliklerin arasından kurtarmayı kafasına koymuştur. Bakalım bunu başarabilecek mi?

Filmin ilerleyen dakikalarında küçük bir fahişe olan Iris ile karşılaşan başrolümüz, Betsy’e beslediği koruyucu duyguları bu minik kıza da beslemeye başlar. Tatlı Iris’i bu cani satıcının elinden kurtarmak için elinden geleni yapmak Travis’in görevi olmuştur. Özetle, karakterimizin satıcılarla olan davası bir şekilde sona ermek zorundadır. Film boyunca “Acaba bu hesaplaşmalar nasıl bitecek” diye sorarken filmin akışına kendinizi kaptırmamanız elde değil.

Taxi Driver yaklaşık 40 yıldır adından sürekli söz ettiren bir efsane de olsa Oscar’ı bir diğer efsane olan Rocky filmine kaptırdı. Belki başka bir dönemin ürünü olsa yılın en iyi yönetmeni ve filmi ödüllerini rahatlıkla havaya kaldırabilecekti. Maalesef ki sadece bir kült olarak yakın geçmişteki herkesin keyifle izlediği bir film olarak kaldı. Zaten asıl ödül de bu değil midir?

Müthiş çekim teknikleriyle, oyunculuklarıyla, senaryosuyla ve müzikleriyle insanı büyüleyici bir serüvene sürükleyen Taxi Driver, her bakımdan ayakta alkışlanacak ve eskimeyecek bir filmdir. Öyle ki Oscar’lı oyuncu Leonardo Di Caprio, babasının Scorsese-De Niro iş birliğine olan hayranlığı ile büyümüş ve bu ikiliden her zaman övgüyle söz etmiştir. Usta oyuncuların bile hayran olduğu bir esere en büyük haksızlığı Altın Küre ve Oscar yapmıştır. Filmimizin yönetmen ve senaryo dalında Oscar’a, yine yönetmen dalında Altın Küre’ye aday gösterilmemesi büyük bir skandal yaratmıştır.

Bu kadar övgüden sonra filmin karakter gelişiminden bahsetmezsek olmaz. Travis Bickle deyince akıllara gelen şiddet içerikli sahneleri ve dilden dile dolaşarak saçma bir hal alan alıntıları kenara bırakalım. Travis Bickle, her şeyden önce bir insandır. Cam şişenin içinde tıkılıp kalan bir sinek gibi içinde olduğu bu dünyadan kurtulmaya çalışan karakterimiz, özgürlük için dışarı her hamle yaptığında cama çarpıp kendini yaralamaktan öteye geçememiştir. Başta hayatta hiçbir amacı olmayan, nihilist bir bakış açısına sahip olan Travis, aslında yaşamıyordur. O, sadece içinde yaşadığı bu pis dünyada sahip olduğu vakti dolduruyordur.

Filmin sonuna doğru ise bambaşka bir Travis görürüz. Yaşayan bir ölü olan Travis, etrafını saran “kötü” dünyayı değiştirmeye çalışan, değiştiremezse de ona anlam yüklemeye çalışan bir insana dönüşmüştür. Bu muhteşem değişimi bizimle akıcı bir biçimde paylaşan yönetmen-senarist ikilisinin dahi olduğu su götürmez bir gerçektir. Söz konusu filmin bu kadar ölümsüzleşmesinin sebebi ise insanlık tarihinin en büyük sorunlarından birine parmak basması olabilir: Yalnızlık. Bu yüzden Travis’i izlerken kendimizle bağdaştırdığımız anlar olabilir. Ona acırken, üzülürken ve sevinirken aslında kendimizi sarıp sarmalamak isteğiyle bunları yaptığımızı anladığımız an, dünya daha güzel bir yere dönecektir.

Belki de filmin sonunda karakter gelişimini tamamlayan Travis ile birlikte biz de büyümüşüzdür. Travis ile birlikte aynaya bakıp “Benimle mi konuşuyorsun?” diyerek yansımamıza silah çekerken kendimizi tanıyıp sevme şansını elde edebiliriz. Her anlamda daha iyisini hak eden bu filmi izlemediyseniz, yazının sonunda o taksinin arka koltuğuna oturup New York’un her halini gözlemleme vaktiniz gelmiştir.

Tavsiye 1:

The Intern | Film İncelemesi & Yorumu

Tavsiye 2:

Sleepers | Film İncelemesi & Yorumu

Armadillo’ya Destek Olmak İçin Gördüğünüz Herhangi Bir Reklama Tıklayabilirsiniz.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için:

https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz