Film Yorumları

The Breakfast Club

Okul yıllarınızı düşünün. Nasıl bir kişilikle toplumda var olduğunuzu hatırlıyor musunuz? Belki popüler prenses, belki en arkada oturan garip kız, belki atlet çocuk… İşte karşınızda gençlerin sığdırıldığı ve belki de sığınmak zorunda kaldıkları kimlikleri gösteren, farklılıklarına vurgu yapmakla beraber onları birleştiren bir film. Verdiği mesaj apaçık olsa da The Breakfast Club hem gençlik filmi klişesinin başlangıcı hem de bir 80’ler klasiği olmayı başardı. Eğlenceli ve güçlü diyalogları, efsane müzikleri de cabası.

Diyaloglar üzerinden giden ve tek mekânda geçen The Breakfast Club, mikrofonu lise öğrencilerine uzatıyor. Film, cumartesi günü kütüphanede cezaya kalan beş öğrenci üzerinden ilerliyor: Başarılı sporcu Andrew, İçekapanık ucube Allison, Serseri John, Popüler prenses Claire, İnek öğrenci Brian.

Hepsi de birbirlerini farklı veya anlaşılmaz görüyorlar. Ceza boyunca okulda yalnızca bu öğrenciler, hademe ve öğretmen var. Bir yandan öğretmenle bir yandan birbirleriyle uğraşmaya başlayan bu öğrencilerin hiçbirinin cumartesilerini okulda geçirmeye tahammülü yok ama hepsinin bir sebebi var. Serseri John, biraz can sıkıntısı, biraz akran zorbalığı ile iletişimi başlatıyor ve birbirlerinden çok farklı olan bu beş kişi adeta aynı kapta erimek zorunda kalıyor. Aile baskısına, öğretmenlere, gruplaşmalara, evrensel sorunlara karşı tutumları onları birleştiriyor. Onların bakış açısından bakmayı bilmeyen; nedenlerini, sorunlarını, boğuştukları varoluş sancılarını anlamayan otoritenin karşısında birleşiyorlar. Bir yandan da yetişkinlerin bile yapamayacağı şekilde dünyanın en büyük ama en basit sırrını keşfediyorlar: Herkesin bir hikayesi vardır.

Beklenen, uygun ve iyi modele uyamayan herkes, toplumun yarattığı farklı klişe sınırları içerisinde değerlendirilir. Oysa onlar kendi farklılıklarını kendileri yaratıp yaşamakta özgürdürler. Örneğin Allison; içe kapanık, ucube veya tuhaf olarak etiketlendirilebilir. Ancak o aynı zamanda dışarıdan bakmayı bilen bir gözlemcidir ve her gözlemcinin başaramayacağı bir şekilde grup içinde de etki alanı sağlamayı başarmıştır. Brian ise yüzeyde sindirilmesi basit, ezilmiş bir inek gibi gözükürken grupta zekasıyla ve fikirleriyle kabul görmüştür. Filmi izledikçe karakterlerde veya onların travmalarında kendinizden bir parça görmeniz çok olası. Cezada, kendilerini tanıtan bin kelimelik kompozisyon yazmaları istenen bu kült karakterler, ortak bir yazı çıkararak bize kendileri kadar efsane bir miras bırakıyorlar.

Film yapımcıları kamera açılarını genellikle karakterlerin duygularını ve filmdeki yerlerini daha iyi göstermek için kullanırlar. The Breakfast Club’da kamera tüm karakterleri göz hizasında çekiyor ve bulundukları sosyal konumlara rağmen bu kahvaltı kulübünde eşit olduklarını temsil ediyor. Özellikle okul müdürünün geldiği kütüphane sahnelerinde, yukarıdan bakılan gençlere kamera da yukarıdan bakıyor. Film, kamera açılarının yanında müzikleriyle de izleyiciyi içine çekiyor. Özellikle final sahnesinde çalan ‘’Don’t you’’ adlı şarkı “Will you recognize me? Call my name or walk on by” yani ‘’Beni tanıyacak mısın? Bana seslenecek misin yoksa yanımdan mı geçeceksin?’’ diyerek kahvaltı kulübünün bir sonraki hafta nasıl davranacağı sorusuna ışık tutuyor. Birbirleriyle iletişim kuracaklar mı, yoksa düzen devam mı edecek? Bu sorular cevapsız kalıyor ki zaten önemli olan da asla bu sorular olmamalı.

Yapımcıyı ve senaristi merak ettiğimizde oklar tek bir kişiye çevriliyor: John Hughes. Bu adam The Breakfast Club ’ın yönetmenliğini ve Ned Tenan ile birlikte yapımcılığını üstlenmekle kalmayıp, senaryosunu da yazıyor. Bu üç işin de ne kadar zor olduğunu söylememize gerek bile yok ancak Hughes zaten tonlarca ünlü filmiyle işinin ehli birisi. Belki de tüm zamanların en önemli noel filmlerinden Home Alone’un yapımcılığını üstlenmekle birlikte Sixteen Candles isimli sevilen bir gençlik filmi daha var. Gençlik filmleriyle herkese ulaşmaya başlayan Hughes gençler için de şunu diyor:

İnsanlar şunu unutuyor ki 16 yaşınızda muhtemelen bir daha hiç olmayacağınız kadar ciddisinizdir. Büyük sorunlar hakkında ciddiyetle düşünürsünüz.

Hughes’un gençler ve çocuklar hakkında fikirleri ve prensipleri olduğu aşikâr. Hatta kendisi The Breakfast Club’ı Universal Pictures’a zor kabul ettirmiş çünkü dediğine göre filmde ‘’çıplak göğüsler, parti sahnesi, bira içen oğlanlar ve o zamanlar bir gençlik filminde olması gerektiğini düşündükleri şeyler’’ yokmuş. Gençlerin görünmezliğine ışık tutmak isteyen Hughes’un çoğu filmi, hayali bir kasaba olan ve Illinois’in parçası olarak yarattığı ‘’Shermer’’da geçer. The Breakfast Club’ı da içine alan bu hayali kasaba, Planes, Trains & Automobiles, Weird Science, Ferris Bueller’s Day Off, Sixteen Candles, Pretty in Pink, Uncle Buck ve Home Alone filmlerinin de yerleşkesi olmuştur.

Film çekilirken Claire’ı oynayan Molly Ringwald 16, Allison’ı oynayan Ally Sheedy 23, Brian’ı oynayan Anthony Micheal Hall 16, Andrew’ı oynayan Emilio Esteves 23 ve belki de en şaşırtıcısı John Bender’ı oynayan Judd Nelson 25 yaşındaydı. Nelson’ın yirmilerinin tam ortasında olmasına rağmen zorba, saldırgan, psikolojik hasar görmüş bir ergeni oynaması oldukça takdire şayan. Aralarında yaş farkı olmasına rağmen bütün karakterler bize enerjiyi doğru verdi ve belki bir oyuncu değişikliği bile filmi çöpe atabilirdi.

Beş karakter de film çekilmeden önce Hughes’un ısrarıyla gerçek bir okulda gizli göreve gidip bir süre lise hayatı yaşamışlar, çok da iyi olmuş. Ancak daha da şaşırtıcısı, Wall Street Gazetesi’nin dediğine göre Judd Nelson kendini rolüne iyice kaptırmış. Gençlere, oteline kadar arabayla bırakmaları karşılığında ‘’sahte yetişkin kimliğiyle’’ içki alabileceğini söylüyormuş. Otel hakkında sorduklarında ise babasının hapiste olduğunu, o yüzden otelde kaldığını belirtiyormuş. Judd Nelson’ın Bender rolünün hakkını nasıl verdiği belli oldu. Aslında John Bender için Nicolas Cage düşünülmüştü, rolü ise John Cusack almıştı ancak Hughes son anda Nelson’ı getirdi.

Yaşları genç olmasına rağmen omuzlarında yük eksik olmayan gençlere ışık tutan, birbirinden son derece farklı görünen bu beş öğrencinin Cumartesi cezasına herkes ortak olmalı. Komedi ve eğlence eşliğinde ortak paydada buluşan bu öğrencileri tanımanın akşamınıza renk katacağına garanti verebiliriz.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz