Belgeseller

The Cove (Koy)

İsim: The Cove (Koy)

Yönetmen: Louie Psihoyos

Senarist: Mark Monroe

Başroller: Richard O’Barry, Louie Psihoyos, Hardy Jones

IMDb: 8,4/10

Süre: 1 saat 32 dakika

Kendinizi bir hayvansever olarak tanımlıyor musunuz? Hayvanat bahçeleri, büyük akvaryumlar veya su parkları farklı habitatlarda yaşayan hayvanlarla iç içe olmamızı sağlıyor. Ne kadar güzel değil mi? Peki bu eğlence dolu gezilerimizin başrolü olan hayvanlarımızın yaşam tarzını ve bu eğlence merkezlerinin iç dünyasını ne kadar biliyoruz?

Bu soruya cevap vermeye hayatını adamış bir aktivist olan Richard O’Barry, gençliğinde bir yunus eğitmenidir. Bir gün Herbert Holba’nın yapımında olan Flipper (1963) dizisi için yunusları eğitmeye başladığında bir şeyin farkına vardı: Yunuslar insanlar kadar, belki de insanlardan daha akıllı ve duygusal hayvanlardı. Dizide oynadıkları tüm roller bir aklın ürünüydü. Hatta öyle zekilerdi ki Richard televizyonda kendilerini izlemesi için kıyıya televizyonu getirdiğinde Cathy, (dizideki Flipper adlı yunusun gerçek adı) dizide Flipper’ı canlandıran bir diğer yunus ile kendini ayırt edebiliyordu. Dizimiz çok tuttu ve dört yıl boyunca ekranlarda gözükmeye devam etti.

Dizinin tutmasıyla birlikte insanlar yunusların sevimli ve akıllı hayvanlar olduğunu anladıkları an işler değişti ve Amerika’da ilk yunus temalı su parkı açıldı. Ne yazık ki yunusların mutlu masalı burada sonun başlangıcına geldi. Sonun başlangıcı dememizin sebebi su parklarının içlerinin dışarıdan gözüktüğü kadar eğlenceli olmayışı. Ne yazık ki artık dünyanın her yerinde var olan su parkları ve yunus gösterilerinde yunuslar eğleniyor gibi gözükse de işin aslı öyle değil. Belgeseldeki kahramanımız da gözlerinin önünde bir yunusun yaşadığı bunalımdan dolayı nefesini tutarak intihar ettiğini görünce yunus eğitmenliğine olan bakış açısı değişiyor ve artık bir aktivist oluyor.

Sonun başlangıcının nedeni olduğunu düşünen Richard, günahının kefaretini ödemek için yıllarca yunusların katillerinin izini sürmüş ve hâlâ sürmeye devam ediyor. Belgeselde yer alan Japonya’nın Taiji bölgesi de bu katliama ev sahipliği yapan bir koya sahip. Bu koyun belirli bir bölgesine girişler yasak. Öyle ki her yer uzun duvarların üstüne bağlanmış dikenli tellerle kaplı. Yetmiyormuş gibi fotoğraf çekilmesini ve koyun “tehlikeli ve özel” bölgesine geçilmesini engelleyen görevliler var. Kahramanımız görevliler ve Japon hükümeti tarafından mimlenmiş. Adımını attığı her yer izleniyor. Durum böyle olunca kahramanımız olanları kendisi gibi aktivist bir arkadaşına anlatıyor. Arkadaşı da bir ekip kurarak yola çıkıyor.

Ekip bir su altı fotoğrafçısı, iki dalgıç, bir sörfçü ve bir teknoloji dehasından oluşuyor. Bu güçlü ekip, aksiyon filmlerini aratmayacak şekilde zekice bir planı gerçekleştirmek için orada bulunuyor. Zor da olsa bu planı gerçekleştiriyorlar. Belgeselin bu sahnesini izlerken hayatınızda belki de ilk defa gördüğünüz bu kişilere gururla bakacağınızı tahmin ediyoruz. Ama belgeseli izlerken hissedeceğiniz tek duygu maalesef gurur değil.

Belgeselde var olan bazı sahneler gerçekten kan dondurucu! Düşünebiliyor musunuz hükümet tarafından kurulan IWC (Uluslararası Balina Avcılığı Denetleme Komisyonu) bir yandan büyük boyutlu deniz hayvanlarını korurken bir yandan yunus katliamına göz yumuyor ve diğer ülkeler de para karşılığı bu katliamın dilsiz şeytanları olmayı kabul ediyor. Bunun nedenini, yunusların okyanustaki balık popülasyonunu azaltması olarak gösteriyorlar. Ayrıca yunus avının, ne kadar halk bundan bihaber olsa da bir Japon geleneği olduğu söyleniyor. Böylece vicdanlarını temiz tutuyorlar. Bu avlanan yunus etleri, üzerine balina eti etiketi basılarak satılıyor.

İnsanlar balina eti yediğini zannederek yunus eti yiyor. Hem de yunus gösterisi seyrederken! Etin geri kalanı okullarda ufacık çocuklara öğle yemeği olarak yediriliyor. Yüksek miktarda cıva içerdiği bilinmesine rağmen buna ses çıkartan kişi sayısı çok az çünkü halkın bu olanlardan hiç haberi yok. Bu ve bunun gibi sahneler gerçekten belgeseli durdurup insanı derin derin düşünmeye itiyor. Bizleri bu gerçeklerle yüzleştirdiği için bu belgesele sadece bir belgesel gözüyle bakmanın haksızlık olacağını düşünüyoruz.

Eserimizin sinematografisi, yerine göre kullanılan flashback tarzındaki sahneler, gizli çekim sahneleri ve aralara serpiştirilen röportajlar bir araya gelince izlemesi keyifli bir eser ortaya çıkmış. Verdiği mesajlar ve anekdotlar ise belki de hayatınızı değiştirecek öneme sahip. Aldığı tüm ödülleri hak eden bu filmvari belgeselimiz 2010 yılında “En İyi Belgesel Film Oscar’ı” başta olmak üzere bir sürü ödüle layık görülmüştür. Bizce bu belgeselin alabileceği en güzel ödül, seyircilerinde farkındalık yaratması olacaktır. Lütfen sonuna kadar izleyin ve bu harekete destek olun çünkü Japonya’da hâlâ yılda ortalama 23 bin yunus öldürülüyor. Belgeselde de denildiği gibi bu katliam devam edecek. Ta ki biz durdurana kadar.

Daha Fazla İçerik İçin:

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube:

One Response

  1. Zülal Yüksel Aralık 29, 2020

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz