Film Yorumları

The Platform

İsim: The Platform

Yönetmen: Galder Gaztelu-Urrutia

Başrol: Alexandra Masangkay, Antonia San Juan, Emilio Buale, Ivan Massagué, Zorion Eguileor.

İmbd: 7.2

Süre: 1 saat 35 dakika

Tür: Bilim Kurgu – Dram – Gerilim – Korku

Gelir dağılımındaki adaletsizliği göz önüne alarak kapitalizme sert mesajlar gönderen The Platform filmi, Dünya Prömiyerini yaptığı 44. Toronto Film Festivali’nde izleyicilerle, Halkın Seçimi Ödülüne lâyık görülerek buluştu. Netfilix aracılığıyla da izleyicilere sunulan bu film kısa sürede ün saldı. Türkiye dahil olmak üzere izlenen her ülkede insanları iki tarafa bölmeyi de başardı ayrıca.


Beğenenlerin yanında beğenmeyenlerinin de olduğu bu film bizce eleştirilere her şekilde açık. Yalnız bizlerin gördüğü sadece perdenin ön kısmıdır ve haliyle yargılarken bu durumu istemeden de olsa göz ardı edebiliyoruz. Birden fazlaya noktaya yine biz farkında olmadan gönderme yapan bu filmi izlerken kesin bir zekâya olmak işi anlamak açısından da oldukça kârlı.


İlk önce neyi anlattığına değineceğimiz bu yazımızda, film hakkında bilinmeyenleri de hemen ardından sıralayacağız.

David Desola ve Pedro Rivero’nun yazdığı, Galder Gaztelu-Urrutia‘nın yönettiği The Platform filmi, her katta iki kişinin kaldığı, dikey şekilde biçimlendirilmiş bir hapishanede geçiyor. Bu yapının ortasına yerleştirilen platform, her gün yiyeceklerle dolu bir şekilde aşağı doğru iniyor ve her katta kısa bir süre duruyor. Katları her ay değiştirilen mahkumlardan üst katlara çıkacak kadar şansı olanların karınları doyabiliyorken, alt kattakiler onların artıklarıyla yetinip, ölümcül bir açlıkla cebelleşiyor.

Peki bu açlıkla bir ay boyunca nasıl baş ediyorlar?

Yoksulluğun doğurduğu gerçekleri ve çaresizliğin insanı nelere sürüklediğini bu filmde, sadece hapishanede geçen kısa bir zaman diliminde görmek çok mümkün. Şiddet ve ölüm bu filmde sadece ve sadece masum bir şeymiş gibi seriliyor önümüze. Ve biz izleyiciler olarak bu durumu normal karşılıyoruz. Çünkü mecbur kalan herkes kendi canı için başkasının canına kıyabilir.

Kapitalizmi bize anlatmak yerine göstermeyi tercih eden The Platform filmi belki de en çok bu yüzden tepkilerin odak noktası oldu. Başlarda bir deney gibi algılanan bu olayda baş karakterimiz kendi isteği üzerine buraya girmiş ve durumlar da onun bakış açısından yansıtılmıştır. Buraya gönüllü girilebileceği gibi suç işleyenler de girmektedir. Dini göndermelerin yanında politikaya da mesajları olan filmin bilinmeyenlerine değinme vakti.

Düşük sermayeli ama geniş çapta yankı yapan filmin yönetmeni ilham kaynağı olarak Elicatessen, Blade Runner ve Next Floor filmlerini göstermiştir. Yine 1990’ların bilinmiş bir filmi olan “Cupe” filmi de yönetmenin ilham aldığı bir diğer yapımdır. Kapitalizmi görsel olarak gördüğümüz aşikâr ama karakterler arkasındaki diyaloglar da en az görselliği kadar mesaj verici ve dikkat çekici. Başlarda sadece diyalogların ağır bastığı sahnelerden dolayı izleyicilere bir tiyatro havası gibi gelen bu filmin de zaten ilk amacı tiyatro olarak sunulmasıydı. Bu nedenle düşük bir bütçeyle çekilmiştir o da diyalog kısımlarının fazla olmasından kaynaklanmaktadır.

Dini göndermelerin de olduğunu söyledik. Dikkatli izlendiğinde hapishanenin içinde bulunan katlar, o katlardaki insan sayısı ve platformun her katta kalma süresi bizlere verilen çok açık bir mesaj.
Bulmacayı çözmek için ilk önce kat sayısını tam olarak bilmek gerekiyor.
Her ne kadar başkaraktere 250 kat da var dense her katta yemek taşıyacağı sırada aslında katların 333 tane olduğunu görülmüştür. Her katta kalan kişi sayısı da 2’dir. Yani toplamda platformda 666 kişi bulunmakta. Platformun katlarda kalma süresi iki dakika ve bize yine 666 sayısı çıkıyor.

Birçoğumuz bu sayıların Şeytana ve Deccale hitaben anıldığını biliyoruz ve elbette bunlar bir tesadüf değil. Peki tesadüf olmadığı nasıl anlaşılıyor?
O da başkarakterin bir Mesih olarak önümüze sunulmasından. Bunu fark edemeyenler için ayrıca film de şöyle bir cümle de geçmekte:
-Kendini Mesih mi zannediyorsun?
Bunların birleşiminde platform şeytani bir düzen olarak karşımıza çıkıyor ve başkarakterimiz bu şeytani ve adaletsiz düzene baş kaldıran bir Mesih. Bu Mesih şeytani düzen dediğimiz kapitalizme karşılık, Mesih yönüyle dayanışmayı, adaleti öne sürüyor.

Filmde sadece Mesih figürüyle değil aynı zamanda Don Kişot karakteriyle de karşılaşıyoruz. Ve evet, Don Kişot’tan da bize verilmek istenen bir takım mesajlar var. Başkarakterin yanında Don Kişot kitabını getirmesi öylesine rastgele seçilmemiş. Başkarakterin böylesine bir düzen içinde, adaleti savunması ve birlik beraberliği insanlara aşılaması Don Kişot karakteriyle paralellik gösterirken yine tip yönünden birbirlerine benzemesi de bir diğer açık mesaj.

Peki her ay kızını bulmak için platformun üstünde duran kadın?
Bu tiplemeyle neyi anlattılar bize?

Göçmenler…
Afrikalı bir göçmen olduğu belli olan bu kadının, cinsiyet ayrımı yapmaksızın herkesle bir mücadele içinde olduğunu görüyoruz. Ve başkarakter dışında ona yardım eli uzatan olmuyor.

Film süresi boyunca tek kelime etmiyor oluşu da yıllardır bitmek bilmeyen göçmen sorunlarına dikkat çekme isteğinden kaynaklanıyor. Ve derdini anlatmakta sorun yaşayan bu kadın dünümüze, günümüze ve yarınımıza… Kısacası asla bitmeyecek olan göçmen sorunlarına hitaben gösteriliyor.
Peki ya böyle bir filmin Netflix aracılığıyla tam da Corona Virüsü zamanında izleyicilerle buluşması…

Eşit dağılımı ve adaleti savunan film günümüz aç gözlü insanlarına ders verici niteliğinde. İnsanların eşit dağılımın sağlandığı takdirde büyük ölçüde yeterli olacak kaynaklar için marketlerde, sokaklarda birbirleriyle dövüşmeleri, yapabildikleri kadar çok şeyi ellerine geçirmek istemeleri kabul edilir değil ve belki de tam bu zamanda bir kez daha izleyicilerle buluşması da tesadüfi değil.

Birçok konuya, zamana ve zihniyete mesaj gönderen The Platform filminin derdi anlaşıldığı üzere kapitalizm. Gelir dağılımındaki eşitsizlik. Ve bu eşitsizlikten doğan isyanlar, kargaşalar, zulümler…

Geleceğe ve ümide sembolik olarak gösterilen en son kattaki küçük kız, yönetime ve onlara hizmet edenlere baş kaldırır nitelikte. Her ne kadar filmin sonunda bu gösterilmese de izleyenler olarak bu gayet net anlaşılıyor.

The Platform filmini izlemek, özellikle böyle bir zamanda izlemek karantina günlerimize değer katacak ve hayata olan bakış açımızı değiştirecek bir güce sahip.

İzleyip beğenmeyeler galiba filmin vermek istediği onlarca mesajı almayanlar sınıfında ve sıkıcı gelmesi bu nedenle elbette normal oluyor.
Bizce böyle bir zamanda, kendi iç dünyamıza dönüp bir şeyleri sorgulamaya başladığımız anlarda The Platform filmini izlemekte fayda var.

“Kapitalist bir sistemde insanlar, görünmez bir kafesin içinde yaşarlar.” der Che Guevara ve bize söyleyecek başka söz bırakmaz…

https://www.armadillokitap.com/

Instagram hesabımıza göz atmak için: https://www.instagram.com/armadillokitap/

Youtube hesabımız için:

https://www.youtube.com/channel/UCD7nRhlGkpl6W1cx7RlGhQQ

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz