Film Yorumları

The Worst Person in the World

Fotoğraf karesi tadındaki sahnelerle, en derindeki dürtülerinizle yüzleşmeye hazır olun! Bu Norveç şaheserinde; herkesin ‘’mükemmel’’ ve çoktan kendi yolunu çizmiş göründüğü modern dünyada çok da mükemmel olmayan bir kadının hikayesini izliyoruz. Değerli yönetmen Joachim Trier imzalı kara romantik-komedide ana karakterimiz Julie sürekli farklı dünyalarda nefes almak ve kendini bulmak isterken, ilişkileri üzerinden hem değişiyor hem de partnerlerini değiştiriyor. Bir epilog, bir prolog ve on iki bölümden oluşan bu filmde Julie’yi izlerken, kendi kararsızlıklarımız ve arayışlarımızla da yüzleşiyoruz. Çünkü aslında hepimiz Julie’yiz. Hepimiz zaman zaman ilişkimizi ve işimizi değiştirecek mental noktaya gelsek de kaçımız onun gibi özgür adımlar atabiliyoruz? İşte bu noktada ana karakterimiz tüm kusurlarıyla bizde hayranlık uyandırıyor. Filme tam olarak geçmeden önce, filmin Türkiye dağıtımcısı olan ‘’Başka Sinema’’ya saygılarımı sunmak istiyorum. Kariyo & Ababay Vakfı desteğiyle hayata geçen Başka Sinema, Türkiye’de sinemada vizyona girmeyen bu gibi bağımsız filmleri biz sinema severlerin ayağına getirerek açlığımızı doyuruyor. 74. Cannes Film Festivaline damga vurmuş ve Renate Reinsve’e En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandırmış The Worst Person in the World de sinema salonlarımıza Başka Sinema tarafından dağıtılıyor.

Filmin ilk sahnesinde Julie’yi lüks bir davette sigara içerken görüyoruz. O andan itibaren tüm hareketleri ve mimikleri çok gerçekçi yansıtan ana karakterimize ısınıyoruz. Daha sonra flashback aracılığıyla üniversite yıllarına, bölüm değiştirmesine ve anlam arayışının ilk yıllarına tanık oluyoruz. En sonunda fotoğrafçı olmaya karar veren Julie, annesi tarafından her kararında destek görüyor. Bu kadar özgür bir kadın olmasında, ona eleştirel yaklaşmayan sevgi dolu bekar annesinin katkısı olduğunu düşünmeden edemiyoruz.

Fotoğraf çevresi Julie’yi Aksel ile tanışmaya itiyor. Aksel, Julie için farklı bir dünyaya girişin anahtarı ve kendisinden yaşlı. Aksel ile ilk uzun ilişkisini yaşayan Julie, ilişkisi sürecinde başka bir adamla tanışıyor. Söylemeye gerek yok, bu da Julie’ye dışarda farklı dünyalar olduğunu hatırlatıyor. Rutininde sıkışıp kalmış, ait hissetmeyen Julie, Aksel’den ağlayarak da olsa ayrılıyor. Aksel’i gerçekten seviyor, ama o an kendisine en iyi gelecek seçimi yapıyor çünkü Julie hayatında pişmanlık denen şeyi istemiyor. Peki yeni ilişkisinde kendini bulabiliyor mu? Kim ilişkilerde kendini ve daim mutluluğu bulabilmiştir ki? Zaten yönetmen Joachim Trier de ”Günümüzde aşk ve aşkta anlam aramakla ilgili bir film” diyor filmi hakkında. Sonsuz anlam arayışı…

2021 yapımlı filmde, gözümüz Norveç görüntüleriyle bayram ediyor. Öyle kareler geliyor ki bazen, anlamlandıramadığımız ve isimsiz duygular hissediyoruz kısacık sahnelerde. Bir yandan çok gerçekçi bir yandan da absürt anlar görüyoruz. Anlam ve yer arayışının yanında, modern dünyada kadın olmanın getirdiği sorumluluklarla ilgili bir iki şeyin altını çizmek de unutulmamış ve bu cepheden de seyircinin alkışları toplanıyor.

Oslo Üçlemesi’nin son filmi olan The Worst Person in the World kesinlikle sinemada yakalamanız gereken filmlerden birisi. Bu gerçekçi kara romantik komedide var olduğunu bilmediğiniz yanınızla yüzleşeceksiniz. Julie ile hem gülüp hem ağlarken, içsel sorularınız su yüzüne çıkacak ve değişim dürtünüze meydan okumak isteyeceksiniz. Son yıllarda ortaya çıkan belki de en sağlam bağımsız filmi hemen en yakın sinemada yer ayırtıp izlemelisiniz. Filme girmeden önce, kahvenizi içip algılarınızı açmanızı tavsiye ederiz çünkü bir sahneyi bile kaçırmak istemeyeceksiniz.

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz