Film Yorumları

Tick Tick… BOOM!

Cages or wings
Which do you prefer?
Ask the birds
Fear or love, baby
Don’t say the answer
Actions speak louder than words

Kafesler veya kanatlar?
Hangisini tercih edersin?
Kuşlara sor
Korku mu aşk mı bebeğim?
Cevabı söyleme
Eylemler sözcüklerden daha yüksek sesle konuşur

Bir dahinin hikayesini en güzel şekilde başka bir dahi uyarlayabilir; onun kafasının içinde yaşadıklarını en güzel şekilde başka bir dahi anlayabilir. İşte dünyanın en başarılı müzikallerinden Rent’in yazarı Jonathan Larson’ın müzikal dehası da günümüzün müzikal dahisi Lin Manuel Miranda tarafından uyarlanıyor. Üstüne üstlük başrolü de Andrew Garfield üstleniyor. İster gönlümüzün Spiderman’i Andrew’a hayranlığınızdan dolayı izleyin, ister Jonathan Larson ve müzikal dünyasına ilgisi olan biri olun fark etmez. Bu film tüm seyircilerin takdirini toplamaya hazır!

Tick, Tick… Boom! aslında Jonathan Larson’ın tek kişilik otobiyografik rock müzikali. Filmimizde ise yönetmen, müzikalden sahneleri filmleştirilmiş versiyonla iç içe geçirerek bize çok keyifli dakikalar yaşatıyor. Larson’ın şarkılarını, yaşadıkları ve bakış açısı çerçevesinde dinlemek şarkıları daha da çok takdir etmemizi sağlıyor.

30 yaşına sayılı günler kalan Jonathan büyük bir yol ayrımındadır. Kız arkadaşı Susan ve en iyi arkadaşı Michael sanat dünyasının zorlu yolculuğundan bıkmış ve stabil bir yaşamı tercih etmişlerdir. Jonathan ise inandıkları uğruna cephede tek başına savaşmalıdır. Hem kafa karışıklığı hem maddi kaygılar hem de AIDS’in en yaygın olduğu dönemde arkadaşlarını kaybetme korkusunun içinde boğulan Jonathan’ın en büyük amacı müzikal dünyasına yeni bir soluk getireceğine inanarak yazdığı ve üzerinde 8 yıl çalıştığı distopik Superbia‘yı tamamlamaktır. Ne olursa olsun sanat yolundan, kendine ait olan yoldan, zor olan yoldan vazgeçmeyen Larson bize ilham veriyor. Aynı zamanda bizim olmayan yolun, konforlu da olsa kafesten farklı olmadığını gösteriyor.

Jonathan Larson aslında dünya çapında hak ederek yakaladığı büyük şöhretin tadını çıkaramamış bir adam. Yaratıcılığını ve dünyayla ilgili görüşlerini yansıtan Superbia en güzel yıllarını alsa da hiçbir zaman üretilmedi. Bundan sonra yazdığı Tick, Tick… Boom! ise yaşadığı sürede yeterli üne ulaşamadı. En önemlisi de Rent‘in başına gelenler idi. Müzikal tiyatronun alışılagelmiş formlarının dışına çıkan ve herkesin bahsetmekten çekindiği konuları ele alan Rent şu an Larson’ı bu kadar ünlü yapan eser oldu. 1993’te sahne okumalarına başlanan müzikalin açılış gecesi 25 Ocak 1996’da olacaktı. Ancak tam o sabah, Jonathan Larson ani bir aortik diseksiyon ile 35 yaşında hayatını kaybetti. Açılış gecesinden sonra müzikal Broadway’e taşındı ve 12 yıl boyunca sahne aldı. Tony ve Pullitzer sahibi oldu. Larson eserini hiçbir zaman Broadway’de izleyemedi. Ancak Larson’ın ölümünü konuşmak manasız çünkü o her zaman yaşamı ve sanatı onurlandırmıştı. Tick, Tick… Boom! ise onun dahiyane yaşamını onurlandırıyor.

Film hakkındaki en güzel şey Jonathan Larson’ın kafasına girmek oldu. Yaratıcılığın nasıl bir şey olduğunu ve bu yeteneğin insana neler katarken aynı zamanda neler aldığını gördük. Superbia’yı bitirmesi gereken Larson’ın bunun için birkaç günü var. Bu süre zarfında yaratması, kararlar vermesi, yorgunlukla ve değişik duygularla boğuşması gerekiyor. Orta yaş krizinin ortasındaki bu yaratıcı sürecin ve bir uçtan bir uça giden duygu dalgalanmalarının hakkını Andrew Garfield veriyor. 2022 Akademi Ödüllerinde ‘’En İyi Erkek Oyuncu’’ Oscar adaylığı bulunan Garfield belki de kariyerinin en iyi performansını sergiledi. Şarkı söylemek konusundaki yeteneğiyle de izleyiciyi şaşırtan Andrew Garfield kendini de şaşırttığını söylüyor. Filmde en çok sesini duyduğumuz diğer isim Vanessa Hudgens. Müzikal kariyerinin tohumlarını High School Musical’da eken Hudgens aynı zamanda Rent’in televizyon uyarlamasında rol almıştı.

Larson’ın zihinsel durumunu ve yaratıcı sürecini böyle canlı bir şekilde kavrayabilmemizde en büyük pay elbette ki Lin Manuel Miranda’nın sihirli değneği oluyor. Hamilton müzikali ile yakından tanıdığımız, Encanto ve Mary Poppins Returns gibi Disney filmlerinin müziklerini üstlenen bu seslendirmen, yönetmen, yazar, müzisyen ve sanatçı adam zaten Jonathan Larson’ın büyük bir hayranıymış. Netflix, Miranda’ya bu film için teklif sunduğunda hiç zaman kaybetmeden heyecanla kabul etmiş. İyi ki de etmiş çünkü gerçek bir sanatçının bakış açısını ancak gerçek bir sanatçı yakalayabilirdi.

Sıra dışı anlatı tekniği bir yana; izleyiciye tutkulu olduğu yoldan dönmemesi için ilham veren, gerçek yeteneğin nasıl gözüktüğünün resmini çizen ve araya serpiştirilmiş dostluk, aşk gibi konularla duygulandıran Tick, Tick… Boom! Jonathan Larson gibi bir Broadway efsanesini onurlandırmak için çok güzel bir yol seçmiş. Üstelik orijinal müzikalden kalan efsane şarkılar da henüz onları tatma şansı olmayan insanlar için daha da erişilebilir hale gelmiş. Siz sanatseverlere şimdiden keyifli seyirler diliyoruz.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz