Bilgi Köşesi

Tiyatro Nasıl Doğdu?

Hep birlikte zamanda bir yolculuk yapıp Antik Yunanistan’a dönelim. Sanatın, felsefenin, dinin, mitolojinin ve demokrasinin filizlendiği o kutsal zamana… O zamanların entelektüelleri genelde multidisipliner insanlardı. Öyle de olmak zorundaydılar çünkü zaten tüm alanlar iç içeydi. İşte tiyatro da mitolojinin içinden kopup kendi başına bir sanat formu haline geldi ve günümüz insanın en keyif aldığı etkinliklerden birine dönüştü.

Antik Yunan halkı tanrılar için şenlikler düzenleyerek onları onurlandırıyorlardı. Bu tanrılardan birisi adını sıkça duymuş olabileceğiniz Dionysos idi. Şarap, üzüm, eğlence ve haz tanrısı olan Dionysos adına her yıl Athena’da şenlikler düzenlenirdi. Bu şenliklerde Dionysos için, kendi isminden türemiş ‘’Ditiramp’’ adı verilen şiirsel ilahiler söylenirdi. Bu ilahiler gelenek haline geldi ve korolarla söylenmeye başladı. Korolarda maske takmaya, hareketler kullanmaya ve kostüm giymeye başladılar. Hatta koro bazen parça parça ayrılıp farklı görevler üstlenip, farklı şeyler anlatıyordu; aynı rol yapmak gibi. Ama modern anlamda rol yapmakla arada çok fark vardı tabii.

En çok kabul edilen teoriye göre, tahminen 6. yüzyılda, Dionysos şenliğinde koro her zamanki gibi ilahi gösterisini yaparken bir adam öne çıktı ve koro devam ederken şiir okumaya başladı. Bu kişi Thespis idi ve farkında olmadan zamanın sonuna kadar devam edecek bir gelenek oluşturdu. O, tarihin ilk aktörü olarak sayfalara adını yazdırdı ve aslında tiyatronun kökenini yarattı. Şu an tiyatro çıkışlı oyuncuların kendilerine ‘’Thesbian’’ dediğini sıklıkla duyabilirsiniz.

Aktör sayısı çoğaldıkça ve bu performanslar geliştikçe sırf sahne için bir şeyler yazılmaya başlandı ve bildiğimiz anlamda ilk dramalar oynandı. Kadınlar sahneye çıkamayacağı için kadın rollerini peruklu veya maskeli erkekler oynuyordu. Koro hala işin içindeydi. Arkada duygu efekti vermek, şarkı söylemek ve figüranlık yapmak için bulunuyorlardı ama asıl oyun önde oynanmaya başladı. Koronun bir özelliği de sahnede gösterilemeyecek şiddetli ya da imkansız şeyleri anlatmaktı. Mesela o çok meşhur ‘’Oedipus’’ trajedisi oynanırken, kahramanın kendini kör etmesi sahnede gösterilemeyeceği için bu sahneyi koro anlatıyordu.

Oynanan oyunlar iki türdü: Trajedi ve komedi. Trajedi genel olarak tanrılar ve insanlar arasındaki çatışmayı gösteriyordu. Komediler ise genellikle satirikti yani toplumda yanlış olarak görülen işleri taşlamak için oynanıyordu. İşte şu an her yerde gördüğünüz o ağlayan ve gülen maskeli tiyatro amblemi bu iki Antik Yunan tiyatro türünü temsil ediyor. Söz konusu sembollerin maske olması da bu güzel onurlandırmayı daha mantıklı kılıyor. Maske konseptinin Antik Yunan’ın ilk tiyatroları için önemi büyüktü. Oyuncular ve koro, duyguyu jest ve mimikler yerine ellerinde tuttukları maskeleri değiştirerek veriyorlardı.

Yunan uygarlığı yerini Eski Roma’ya bıraktıkça, tiyatrolar da yerini arena ve hipodrumlara bıraktı. Bilindiği gibi Romalılar sanatı ikinci plana atıp askeriye, hukuk ve güç üzerine yoğunlaşmışlardı. Sonra Hristiyanlık, rüzgarını tüm Batı dünyasında estirmeye başlayınca aşırı güç elde eden kilise yozlaştı ve Ortaçağ’ın karanlık devrine girildi. Bu karanlıkta sanatın birçok formu gibi tiyatro da kilise tarafından yasaklandı ve yaklaşık bin yıl boyunca ortadan kaybolmuş bulundu. Daha sonra ise hava yumuşamaya başlayınca kilise, İncil öğretilerine uymak konusunda dersler vermek için tiyatro oyunları düzenlemeye başladı ve tiyatro didaktik bir döneme girdi. Tabii bu dönemde seküler oyunlar da ortaya çıkmaya başladı.

Belki de bildiğimiz anlamda tiyatroya en yakın eserler ve en ünlüleri Shakespeare döneminde verildi. Hala oynanan bu zamansız eserlerden birini belki bu akşam bile yakalayabilirsiniz. ‘’Hamlet’’in, ‘’Macbeth’’in, ‘’Romeo ve Juliet’’in evrensel konularına ortaokul çocuklarından tut büyükannelerimiz bile aşina. William Shakespeare’in ve Christopher Marlow’un parladığı 16. yüzyılda tiyatro; profesyonel ve paralı bir iş haline geldi. Oyunculuklar şu an gördüklerimiz gibi jest ve mimiklerle yapılmaya başlandı. Ancak hala kadınlar, kadın kılığına girmiş erkekler tarafından canlandırılmaktaydı.

19. yüzyıla gelindiğinde Rusya, yalnızca yazılı edebiyatla değil tiyatroyla da modern dünyanın liderliğine soyunmuştu. Konstantin Stanislavski isimli tiyatro dehası, modern gerçekçi tiyatro kuramının babası olarak kabul edilmiştir ve oyunculuğu disiplinle bağdaştırmıştır. Oyuncu ciddi olmalı ve kendini karakterin yerine koyarak, o karakter olsaydı nasıl davranacağını düşünerek oynamalıdır.

Sanatın, dinin, felsefenin ve çok daha fazlasının her karışına kaynaklık etmiş Antik Yunan medeniyeti tiyatronun da doğduğu yuva oluyor ve tiyatronun gelişimi anlattığımız gibi tamamlanıyor. Ancak insanoğlu doğuştan sanatçı, yaratma içgüdüsüyle hareket ediyor. Üst Paleolitik Çağ’a ait mağara resimlerinde, insanların hayvan kürkü giyip ritmik hareketler yaptığı görülüyor. Aynı atalarımız gibi, hepimizin içinde bir sanatçı var. Önemli olan onu yaşatmasını bilmek, üretmeye ve yaratmaya devam etmek…

3 Comments

  1. Ezgihan Uygun Şubat 8, 2022
    • Armadillo Kitap Şubat 8, 2022
  2. Ezgihan Uygun Şubat 8, 2022

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz