Biyografiler

Tomris Uyar

Türk edebiyatına öyküleriyle damga vurmuş, birçok eseriyle zihinlerde yer edinmiş, hayatını yazmaya adamış; sadece eserleriyle değil Türk edebiyatının önde gelen dört şairinin de gönül verdiği ve adına şiirler yazılan bir kadın bugün satırlarımıza konu olacak: Tomris Uyar.

Bu yazımızda, Tomris Uyar’ın hayatını, bir yazar olarak Tomris Uyar’ı, nasıl şiirlere konu olduğunu ve aşklarını sizlere sunacağız. Hazırsanız gelin Türk edebiyatının Salome’si olan Uyar’ın dünyasına bir giriş yapalım.

Anlamakla yaşamanın eşanlamlı olmadığını biliyordum; yine de bilmek başkaydı, iliklerinde duymak başka.

(Tomris Uyar | Gün dökümü- Bir Uyumsuzun Notları 1)

Hayatı Ve Edebi Kişiliği İle Tomris Uyar

Yaptığı ilk çevirilerinde Tomris Tamer ve R. Tomris imzalarını kullanan, İkinci Yeni şairlerinden Turgut Uyar’la yaptığı evlilik sonrasında Tomris Uyar olarak bilinen yazar, 1941 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 1963 yılında, yalnızca 22 yaşındayken hem ilk evliliğini yapan hem de üniversiteye başlayan Uyar’ın çalkantılı yaşamı fakülte merdivenlerine ilk adımı attığı tam da bu sıralar başlamıştı. İkinci Yeni akımının meşhur şairlerinden olan Ülkü Tamer ile hayatını birleştirmiş ve yaptığı bu evlilikten Ekin adında bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Fakat ne yazık ki boğazına süt kaçması nedeniyle kızları hayatını kaybetmiş ve bunun ardından Ülkü Tamer ile olan evlilikleri son bulmuştur. Birkaç yıl sonra 1967 yılında yine İkinci Yeni şairlerinden biri olarak olarak bildiğimiz Turgut Uyar ile evlenmiştir. Yaptığı bu evlilikten de Hayri Turgut adında bir erkek çocuk dünyaya gelmiştir.

Yazın hayatına çevirilerle başlayan Tomris Uyar, ilk olarak meşhur Varlık dergisinde çeviriler yapmaya başlamıştır. Rabindranath Tagore’un Şekerden Bebek adlı masalını çevirmiş ve bu çevirisi Varlık dergisi tarafından yayımlanmıştır. Bir süre çevirilere devam eden yazarın çalışmaları Dost, Papirüs, Yeni Dergi, Soyut, Yeni Edebiyat, Yeni Düşün gibi döneminde edebiyat dünyasına yön veren dergilerde yayımlanmıştır. 1965 yılına geldiğinde çevirilerinin yanında öyküler yazmaya da başlamıştır. İlk öykülerini Suya Yazılı başlığında toplamış ancak Papirüs dergisinin yazıhanesinde sakladığı bu öyküleri, yazıhanede çıkan yangında küle dönüşmüştür. Burada bir es vermek istiyorum, henüz 24 yaşında olan Tomris Uyar iki evlilik gerçekleştirmiş, bir çocuk kaybetmiş, bir çocuk büyütmüş, meşhur edebi dergilerde boy göstermiş, çeviriler yapmış, bir öykü külliyatı oluşturmuş ve bu külliyatı harlı ateşlere teslim etmiştir. 24 yaş için sizce de biraz fazla değil mi? Sizce de bunlar yazılan kağıtlara yazılan o etkileyici sözcüklerin ruhun derinliklerinden kopup geldiğinin bir göstergesi değil mi? Devam edelim, yolumuz çok uzun.

Bugün Türk edebiyatına kazandırdığı 11 öykü kitabı bulunmakla birlikte çevirileri ve denemeleri de bulunan Tomris Uyar’ın aynı zamanda çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlamış eleştiri yazıları ve edebiyat incelemeleri, polemikleri ve söyleşileri de bulunmaktadır. (İlgilenenler; Handan İnci- Kitapla Direniş ve Aşkın Yıpratma Payı adlı çalışmalara bakabilir.)

Birçok yazarın aksine Tomris Uyar, yazın hayatı boyunca tek bir türe yani öykücülüğe yönelmiş ve eserlerini de öykü türünde vermiştir. Bu yönüyle, Türk öykücülüğüne yön veren isimlerin başında gelmektedir. Bunda Batı edebiyatına olan hakimiyeti de etkilidir. Öyküye olan ilgisi ortaokulda Agahta Christie ve James Baldw’in çevirilerini yaparak başlamıştır. Öykü yazmayı, romana geçiş için bir basamak olarak görenlerin aksine öykünün önemini her zaman vurgulamıştır.

Kısa öyküyü dünyayı anlatma, görme biçimime en uygun dal olarak görüyorum. Roman böyle değil. Romanla öykü arasında hiçbir bağ olduğunu da sanmıyorum. Öykü yazarken çok daha yoğun, daha çarpıcı, kısa yani öz bir anlatma yolunu seçiyorsunuz. Sayfalara boğulmuş bir anlatma biçiminden çok daha güç. Bu niteliklerinden ötürü çağımıza daha uygun bir sanat olduğunu düşünüyorum.

Öyküyü şu şekilde tanımlamaktadır ‘’Bir insanın hayatındaki bir ânı ele alıp onun ışığında o kişinin vereceği kararların, yaşayacağı değişimin ve hayatının alacağı yönün işlenmesi.’’

Yine öykü hakkında fikirlerini de şu sözlerle ifade etmiştir:

‘’Öykü idmanı için Çehov’u, yazma keyfini kazanmak için Truman Capote’yi, Katherine Mansfield’i, Türk edebiyatıyla bağını diri tutmak için Halit Ziya’yı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Reşat Nuri’yi, Sait Faik ile Sabahattin Ali’yi …” okumak gerektiğini, Feridun Andaç ile gerçekleştirdiği bir söyleşi sırasında belirtmiştir.

Bilirsiniz ki Türk edebiyatı birçok döneme ayrılmıştır. Her dönemin benimsediği bir akım veya düşünce vardır ve edebiyat anlayışları buna paralel olarak şekillenmiştir. Bunların yanında toplumsal, siyasi veya tarihi unsurlar da bu dönemlerin oluşmasında ve şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. İşte, Tomris Uyar da Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının, 1950 kuşağı dediğimiz öykücüleri arasında yer almış ancak daha çok 1970 sonrası Türk öyküsüne yön veren sanatçılar arasına dahil olmuştur. Sahip olduğu kültürel birikiminin tamamını eserlerine yansıtmış ve böylece kendi kimliğini oluşturmuştur. Tomris Uyar okuyucuları bilir ki onun öyküleri oldukça samimidir ve okuyucusunu öykülerinde yaşatan bir kalemi vardır. Moder/ Postmodern edebiyat dediğimiz türün beslendiği bazı unsurları da eserlerinde barındırdığını söylemek mümkündür. Çağrışım, imge, iç konuşma (monolog), betimleme ve metindeki ayrıntılar ilk dikkat çeken noktalardır.

Yazıyı gösteren kalemdir ve kaligrafi, bir disiplin, bir sabır ve en sonunda doğuştan bir yetenek sorunudur.

Tomris Uyar – Dizboyu Papatyalar

Tomris Uyar’ın öykücülüğünü üstün kılan yönlerinden bir tanesi de dil konusundaki hassasiyetidir. Tüm eserlerinde dili oldukça ustaca kullanmış ve her daim dil meselesine özen gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Öykülerini daha çok günlük hayattan meseleler üzerine kurmasına rağmen etkileyici bir üsluba sahip oluşuyla okuyucuyu içine çekmiştir. Karakterlerin fiziksel ve ruhsal özellikleri, hayata bakış açıları ve tutumları, karşılaştıkları zorluklar, duyguları, inişleri ve çıkışlarıyla karakterleri bir bütün olarak okuyucuya sunmuştur. Bu sayede, herkesin kendinden bir parça bulabileceği, belli bir kesime değil herkese hitap eden öyküler meydana getirmiştir. Toplumsal ve bireysel çizgisi arasında yazan sanatçı, kendi üslubunu ve öykücülüğünü yakalamıştır. Bu yönüyle Dünya edebiyatında Antov Çehov, Türk edebiyatında ise Sait Faik izinde olduğunu söylemek mümkündür.

Her ne kadar öyküye yönelişinin üzerinde duruyor olsak da Tomris Uyar, yaşamı boyunca farklı alanlarda edebiyata yönelik çalışmalarda bulunmuştur. Boğaziçi Üniversitesinde Çağdaş Öykü ve Türk Öykücülüğü dersi vermiş, Bilgi Üniversitesinde ise “Kıyıdan Açılmak” adlı atölye çalışması gerçekleştirmiştir. Çalışmaları Türkiye ile sınırlı kalmamış, 1978 yılında Amerika’ya giderek çeşitli konferanslara katılmıştır. Bunun dışında Almanya ve Finlandiya da çalışmalarını sürdüğü ülkeler arasındadır.

62 yıllık ömrünü edebiyata ve sanata adamış başta öyküleri olmak üzere birçok türde eser meydana getirmiş Tomris Uyar, yakalandığı yemek borusu kanseriyle 4 yıl mücadele etmiş ve 2003 yılında hayatını kaybetmiştir. Ardında 9 öykü kitabı ve birçok çeviri, deneme, söyleşi ve şiir kitabı da bırakarak, biz kitap severlere eserlerini emanet etmiştir.

Tomris Uyar’ın hayatı ve edebi kişiliğine ayrıntılı bir giriş yaptığımızı düşünüyorum. Peki şairlere ilham veren, aşkları ve aşıklarıyla, evlilikleriyle edebi dedikodulara konu olan bu önemli ismin gönül dünyasına biraz da biz yapalım ne dersiniz?

İkinci Yeni Şairlerinin Büyük Aşkı

Bir de aşık olmayı katmalıyım. Beceremediğim bir şey galiba. Bir eksiklik.

(Tomris Uyar – Yürekte Bukağı)

İkinci Yeni, Türk edebiyatında şiir adına devrim açmış bir topluluktur. Türk şiirinin alışılagelmiş kalıplarının yıkıldığı, gerek muhteva gerekse şekil bakımından büyük bir yeniliğin sağlandığı dönemdir. Batı şiirine denk bir şiir ve edebiyat anlayışının hakim olduğu bu dönemde bugün hala hepimizin bildiği birçok şiir ve şair ortaya çıkmıştır. Bu dönem şairlerinin hepsi şiirleri ve şiirlerinde kullandıkları yeni kalıplar, imgeler ve yansıttıkları fikirlerle çığır açmıştır.

Tomris Uyar, işte böyle bir döneme damga vuran dört önemli isimden Turgut Uyar, Edip Cansever, Ülkü Tamer ve Cemal Süreya’ya şiirler yazdıran, edebiyat camiasının uzun müddet konuştuğu aşkların kadınıdır. Sizi daha fazla merakta bırakmadan gelin işin aslından bahsedelim.

Ülkü Tamer İçin Tomris: İlk Aşk Ve İlk Eş

Henüz çok genç yaşta, kolej yıllarında başlayan bu aşk, kolejden mezun olunca nikah masasına oturmaları ile taçlandı. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi bu evlilikten Ekin adında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Ancak kızları, emzirme sırasında boğazına süt kaçması sonucu hayatını kaybetti. Bu üzücü olay ikilinin evliliklerini zedeledi ve sonunda ayrılık kararı alındı.

Edip Cansever İçin Tomris: Platonik Aşk

’Her şeyin fazlası zararlıdır ya / Fazla şiirden öldü Edip Cansever.’’ diyor şiirinde Cemal Süreya. Acaba fazla şiirden mi yoksa Tomris’e olan karşılıksız aşkın yazdırdığı şiirlerden mi öldü Edip Cansever?

Tomris’e aşık olanlardan belki de en şanssızıydı Edip Cansever. Tomris’e her zaman hayranlık duyuyor ve şiirlerinde de bunu sık sık dile getiriyordu. Tomris Uyar’ın doğum günü olan her 15 Martta bir şiir yayınlıyordu. Tüm bu şiirlerde seslendiği bir tek Tomris Uyardı. Çoğu zaman bir arada bulunmalarına rağmen Tomris, hiçbir zaman ilgisine cevap vermedi. Öyle ki, aynı masada oldukları bir gün, peçeteye şu dizeleri yazmıştı: ‘’Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…’’

Yine bir 15 Mart günü, ileride en meşhur şiirlerinden birisi olacak olan ‘’Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir’’ adlı şiirini Tomris Uyar için yazmış ve yayınlamıştı:

Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki

Hani Etiler’den Hisar’a insek bile

Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın

Çok yaşında her zamanki çocuksun gene

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Mart ayında patlıcan, ağustosta karnabahar

Mutfağın mutfak olalı böyle

Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı

Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene

Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma

Oysa güneş pek batmadı senin evinde

Söyle

Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.

Edip Cansever, Tomris Uyar’ın son aşkı olan Turgut Uyar’ın yakın arkadaşlarından biri olsa da Tomris’e olan ilgisini dile getirmekten kendini alıkoyamıyordu. Fakat ne yazık ki hiçbir zaman Tomris’i kendine aşık edemedi. Tomris Uyar, Edip Cansever için şunları söylemişti: ‘’Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.”

Ne yazık ki bu aşk, sadece şiirlerde ve Edip Cansever’in kalbinde kaldı. Hiçbir zaman karşılık bulamadan onunla birlikte göçüp gitti.

Cemal Süreya İçin Tomris: Sahip Olunamayan Kadın

Ankara’da Sanatseverler Derneği Lokalinde, bir rakı masasında tanıştılar. Tanıştıkları zaman ikisi de evliydi. Fakat bir süre sonra ikisi de eşlerinden boşandı. Kimileri bunun sebebinin beraber olmak istemeleri olduğunu söylemektedir.

Birçoğumuz biliriz ki Cemal Süreya, en güzel aşk şiirlerinin şairidir. Şiirlerinin kaynaklarından birisi de kadınlardır. Tomris Uyar da bu güzel aşk şiirlerine ilham veren kadınların başında gelmektedir ve birçok şiirini de onun için yazmıştır:

Ay ışığında oturduk

Bileğinden öptüm seni

Sonra ayakta öptüm

Dudağından öptüm seni

Kapı aralığında öptüm

Soluğundan öptüm seni

Bahçede çocuklar vardı

Çocuğundan öptüm seni

Evime götürdüm yatağımda

Kasığından öptüm seni

Başka evlerde karşılaştık

İliğinden öptüm seni

En sonunda caddelere çıkardım

Kaynağından öptüm seni

Bu aşk şiiri daha sonra Sezen Aksu tarafından yorumlanmıştır.

Boşanmalarının ardından artık beraberlerdir. Mutlu mesut süren bu aşka dair kayda geçmiş anılardan birisi şudur: Cemal Süreya, her akşam işten çıkar çıkmaz hemen eve gelmektedir. Bu durum üzerine bir gün Tomris ‘’ Biraz geç gel, arkadaşlarınla gez dolaş, vakit geçir’’ der. Cemal Süreya ertesi akşam eve on dakika geç gelir, sonraki gün on beş sonraki gün biraz daha geç derken, bir gün balkona çıkan Tomris, Cemal Süreya’nın aşağıda beklediğini görür. Anlar ki akşam eve geç gelmek için aşağıda bekliyordu. Tomris Uyar bu duruma ‘’Şahsiyet Rötarı’’ adını verdi.

Daha nen olayım isterdin, onursuzunum senin!

İkilinin birlikteliği üç yıl sürdü. Ancak ne yazık ki üç yılın sonunda bu aşk yerini dostluğa bıraktı. Tomris yaşananları şu sözlerle anlattı: ‘’Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı’’ Cemal Süreya ise bu son için şöyle söyledi: ‘’Senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak’’. Cemal Süreya sözünü tuttu ve o günden sonra bir daha Tomris için yazmadı.

Turgut Uyar İçin Tomris: Şiirlerine İlham Veren Peri

Bu uzun soluklu ve ikisi için de son olan aşkın nasıl başladığını, ikilinin nasıl tanıştığını gelin Tomris Uyar’ın ağzından dinleyelim:

1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.

Hâlâ duruyor bende. Genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… Ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. Yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu.

Tıpkı Cemal Süreya ile tanıştığı gibi Turgut Uyarla da Ankara’da tanışmıştı Tomris Uyar. Edebiyat ve şiir üzerine konuşmalara kapı açan bu tanışma, zamanla 7 yıldır şiir yazmayan Turgut Uyar’ın yeniden şiir yazmasını sağlamış ve aynı zamanda büyük bir aşkın da başlangıcı olmuştur. Tanışmaların üzerinden 3 yıl sonra 1969 yılında evlendiler. Bu evlilikten Hayri Turgut adında bir erkek çocuk dünyaya geldi. Artık Turgut Uyar için Tomris hem bir eş hem de şiirlerine ilham veren bir periydi. Turgut Uyar Tomris Uyar’a büyük bir tutku ve aşkla bağlıydı. Öyle ki onu kaybetmekten çok korkuyor ve ona olan hislerini şiirlerinde dile getiriyordu:

Herkes seni sen zanneder.

Senin sen olmadığını bile bilmeden,

Sen bile..

Seni ben geçerken,

Derim ki,

Saati sorduklarında;

Onu ”O” geçiyordur.

Kimse anlam veremez.

Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.

Ettirmek istiyor musun demezler.

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Zamanı durdururum yüreğimde,

Sensiz geçtiği için,

Akrep yelkovana küskündür.

Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.

Bil ki akrep yelkovanı geçerse,

Atan bu yüreğim durur.

Bırak bozuk kalsın, hiç değilse;

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Bozuk Saat ve başka birçok şiirini Tomris’e hitaben yazar Turgut Uyar. Ömrü yettikçe yazar ve yazarken de gücünü hep eşi Tomris Uyar’dan alır.

1985 yılına geldiğinde Turgut Uyar siroz hastalığına yakalanır ve ne yazık 22 Ağustos 1985 tarihinde hayata veda eder. Bizlere bıraktığı şiirleri ve Tomris’e olan aşkıyla biz hala Turgut Uyar’ı yaşatmaya devam ediyoruz. İyi ki bu dünyadan geçtin Turgut Uyar! İyi ki bu dünyadan geçtiniz İkinci Yeni!

Ölmeme Günü

Yazımızı sonlandırırken, bu meşhur aşk üçgenini de daha iyi anlamak adına sizlere bir olaydan daha bahsetmek istiyoruz.

Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın yazın hayatına dahil oldukları dönem ve şiir anlayışı bakımından sık sık bir araya gelen arkadaşlar olduğundan bahsetmiştik. Zaten Edip Cansever’in Tomris’e olan aşkı da bu birlikteliklerle başladığını belirtmiştik. İşte yine böyle bir günde, 26 Mart tarihinde Edip Cansever, Cemal Süreya, Can Yücel, Turgut Uyar ve Tomris Uyar’ın da aralarında olduğu bir grup rakı masasında toplanmıştır. Sohbet esnasında konu ölüme geldiğinde Turgut Uyar, meyhaneciden bir şişe rakı ister ve’’ Bu şişeyi gelecek sene bugüne kadar saklıyoruz, 26 Mart’ta burada yine buluşup birlikte içeceğiz bu rakıyı.’’ Diyerek 26 Mart tarihini ‘’Ölmeme Günü’’ ilan eder.  Ardından bu grup, 1985 yılına kadar yani Turgut Uyar’ın ölümüne kadar aynı tarihte rakı masasında buluşur. Cemal Süreya’nın ‘’Tek Yasak’’ adlı şiirinin de Ölmeme Gününe ithafen yazıldığı söylenir.

Özgürlüğün geldiği gün

O gün ölmek yasak!

Bir yazarın hayat hikayesinden çıkılan yolda varılan birbirinden farklı hikayeler… Cemal Süreya, Ülkü Tamer, Edip Cansever, Turgut Uyar ve tabii ki Tomris Uyar. Sadece Türk edebiyatına sağladıkları katkılarla ve geride bıraktıkları eserlerle tanıdığımız bu önemli şair ve yazarları; aşklarıyla, şiirleriyle, öyküleriyle ve umarım artık hep hatırlayacağımız anılarıyla, bu kez farklı bir açıdan ele almak biraz da dedikodu yapmak istedik. Umuyorum ki bundan sonra bu isimleri okumak sizler için daha farklı ve anlamlı olur. Belki böylece siz de dostlarınızla bir masada toplanır ve kendi ölmeme gününüzü ilan edersiniz.

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz