Kitap İncelemeleri

Uzaktan Kumandalı Kız

Bilimkurguseverler bilirler ki her bir bilimkurgu kitabı kapağını açtığınızdan itibaren sizi gerçekliğinizden koparır ve bambaşka dünyaların eşiğine getirir. Lakin bilimkurgu eserlerin sahip olduğu bir nitelik zaman zaman okumayı zorlaştırır. Bilimkurgu eserler mevcut zamanın ötesinde olduklarından bahsi geçen şeyler çoğunlukla hayal ürünüdür. Dolayısıyla var olmayan bir düzeni okuyucuya aktarabilmek bilimkurgu eserlerin ister istemez ortalamadan uzun olmasına neden oluyor. Çünkü ne kadar çok detay verilirse okuyucu kurgusal dünyanın içine o kadar fazla girebilecektir. Lakin daha çok detay anlatılan hikayenin giderek genişlemesiyle sonuçlanıyor. Uzaktan Kumandalı Kız ise girizgahımızın aksine oldukça kısa bir şekilde karşılıyor bizleri.

Başlangıçta kitaba karşı biraz önyargılı olduğumuzu itiraf etmeliyiz. Çünkü 50 küsur sayfaya nasıl bir dünya sığdırılabilirdi ki? Çerez tadında bir hikaye beklerken, Uzaktan Kumandalı Kız, hem yazarının özellikleriyle hem de öyküsünün özgünlüğüyle bizleri şaşırtmayı başardı doğrusu.

Öncelikle yazarın dikkat çeken yönünden ve bunun kitaba olan yansımasından söz ederek başlayalım. Yazarımızın ismi olarak bildiğimiz James Tiptree Jr. aslında yazarımızın ismi değil kullandığı bir mahlas. Asıl adı Alice B. Sheldon olan yazarımız 60’lı yıllardaki şartlardan dolayı bu seçimi yapıyor. Hoş, bu şartlar günümüz dünyasında da pek değişmiş sayılmaz. Bu seçimin nedenine gelince kendisi çok sonradan verdiği bir röportajda açıklıyor sebebini:

“Bir erkek ismi iyi bir kamuflaj gibi görünüyordu. Bunun daha az göze batacağını düşündüm. Çünkü birkaç meslekte kadın olmanın getirdiği çok fazla acı tecrübe yaşamıştım.”

Kitaplarını yazdığı dönemde bilimkurgunun erkek işi olduğuna dair hakim bir algı vardı. O da bu algının önünü kesmemesi için edebi olarak bir erkeğe dönüştü ve asıl kimliğini uzun yıllar koruyabildi. Ursula K. Le Guin ve Joanna Russ gibi ünlü bilimkurgu yazarları bile onu erkek sanıyorlardı. James Tiptree de kimliğini iyice sahiplenip kendini feminist bir erkek yazar olarak lanse ediyordu. Gerçek ortaya çıktığında ise bilimkurgu camiası büyük bir şaşkınlık geçirdi.

James Tiptree feminist yönünü doğal olarak kitaplarına yansıtmaktan kaçınmadı ve eserlerinde hep kadınları ön plana çıkardı. Yazarımız bilimkurgu türünde yazmasına rağmen okurken bizim de fark ettiğimiz ve kitabı daha çok sevmemizi sağlayan bir tarzı vardı. Bu tarza şöyle değinebiliriz: Bilimkurgunun soğuk ve materyalist havasını, insan maneviyatının meltemiyle yumuşatıyordu. Öyle ki Uzaktan Kumandalı Kız bittiğinde aklımızdan Stefan Zweig bir bilimkurgu yazsaydı aşağı yukarı buna benzerdi düşüncesi geçti. Uzaktan Kumandalı Kız da başarısını Hugo Ödülü gibi prestijli bir ödülle taçlandırdığından kaliteli bir eser olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Uzaktan Kumandalı Kız, bizi kurgusal dünyanın engin denizlerine daldırmaktansa daha dar bir çerçevede seyrediyor. Zaten aksine de pek imkan yok. Peki olayı ne bu kitabın dediğinizi duyar gibiyiz.
Kitap bizi markaların vahşice güçlendiği ve nüfuz elde etmiş olduğu bir dünyaya götürüyor. Fakat ilginçtir ki markaların bu denli güçlü olduğu bu gelecekte reklamlar yasaklanmış halde. Reklam olmadan bir ürünü satmak haliyle zor olacağından markalar yeni bir yönteme başvurmuşlar: Bilinçaltı reklam. Yani açık bir reklam yerine bilinçaltına ulaşarak ürünü satma yöntemi. Markalar bir ürünü satabilmek için insanlara idol olabilecek nitelikte kimseleri seçip onlara ürünlerini kullandırtıyorlar ve böylelikle toplum tarafından sevilen bir kişinin kullandığı bu ürün kendi reklamını yapmış oluyor. Zaten kim hayran olduğu bir kişiliğin kullandığı ürüne kolay kolay karşı durabilir ki? Aslında bu yöntem şu anki dünyada da hatırı sayılır bir süredir var. Çok sevilen bir dizi oyuncusunun, ünlünün ya da sosyal medya fenomeninin kullandığı ürünü tanıtması alışık olduğumuz bir pazarlama stratejisi. Lakin Uzaktan Kumandalı Kız’da ürünü kullanan kişiler birer ticari kurgu. Yani doğal bir ürün tanıtma süreci bulunmuyor. Pazarlanacak olan ürünü kullananlar bizzat her açıdan halkın beğenisini kazanacak şekilde kuruluyor. Yürüyüşleri, konuşmaları, görünüşleri hepsi birer tasarımdan ibaret. Kadınlar gerçek olamayacak kadar güzel, erkekler göz alırcasına yakışıklı. Ürün tanıtımı yapan her birey kelimenin tam anlamıyla tanrı gibi. Böylesine planlı bir şeyin başarısız olması pek olası görünmüyor.

Fakat bu ışıltılı dünyanın perde arkasında bambaşka şeyler var. Yazarımız bizi perdenin arkasına P. Burke karakteriyle geçiriyor. Yaşadığı kötü hayattan ve çirkin bedenden kurtulmak düşüncesiyle intihara kalkışıp başarısız olan P. Burke’e yeni bir hayat vaadiyle bir el uzanıyor. Kaybedecek bir şeyi olmayan P. Burke yeni bir hayata çekiliyor, gözü dönmüş ticari dünyanın bir çarkı olacağından habersizce. P. Burke tabii ki çirkinliğiyle insanların önüne çıkarılmıyor. Teknolojinin desteğiyle insansı robotlara can veriyor. Herkesin gerçek olamayacak kadar kusursuz olarak gördüğü insanlar aslında gerçek değiller. Sadece fiziksel bir kılıflar. P. Burke vücuduna takılan elektrotlar ve uydular aracılığıyla Daphne adlı bir robota can veriyor. Daphne herkesin hayran olduğu onca kusursuz reklam robotundan biri. Yıldızı giderek parlayan Daphne her geçen gün daha çok ön plana çıkıyor. Bu süreçte Daphne’nin dişiliği örtülü reklamlarda sık sık vurgulanıyor.

Bundan kaynaklı olarak kimi zaman erkeklerin sarkıntılıklarına hatta bazen tacizlere varan davranışlarına maruz kalıyor. İlginçtir ki bedensel sınırların rıza olmadan ihlal edilmesinin getirdiği rahatsızlığı P. Burke hissediyor, taciz edilen beden kendisinin olmamasına rağmen. Bu kadar uzak gelecekte bile kadınların, ya da kadın görünümlü şeylerin böylesine davranışlara maruz kaldığını görmek hem üzücü hem de güzel bir hiciv niteliği taşıyor.

Bununla birlikte yazar beden ve ruh örtüşmesine dikkat çekiyor. İnsanın özünün ruh mu yoksa beden mi olduğu sorusunu akıllarımıza getiriyor. Kitabın devamında bu soruyla bağlantılı olarak bir aşk da yer alıyor. Yazar bu aşk olayı ile bir sorgulama daha yapıyor: Aşk bedene mi duyulur önce yoksa kaynağını ruhtan mı alır?

Kitabımız bu aşktan sonra giderek hareketleniyor ve çeşitli diyaloglarla mesajlar vermeyi sürdürüyor. Hepsine burada değinmemiz pek mümkün olmadığından genel bir değerlendirmeyle incelememizi sonlandıralım dilerseniz.

Uzaktan Kumandalı Kız kısa olmasına rağmen hemen hemen her sayfasında bir alt metin taşıyan, oldukça yerinde eleştiriler barındıran bir kitap. Bir distopyaya sıcak duygular ekleyebilmiş olması da yazarın takdir edilmesi gereken bir yönü bizce. Eğer sıra dışı ama bir o kadar da vurucu bir distopik eser arayışındaysanız bu kitabı gözü kapalı öneriyoruz.

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz